Tevbe Sûresi 79. Ayet

اَلَّذ۪ينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْۜ سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  ٧٩

Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ kimseler
2 يَلْمِزُونَ çekiştiren ل م ز
3 الْمُطَّوِّعِينَ gönülden verenleri ط و ع
4 مِنَ -den
5 الْمُؤْمِنِينَ mü’minler- ا م ن
6 فِي hususunda
7 الصَّدَقَاتِ sadakalar ص د ق
8 وَالَّذِينَ ve kimseleri
9 لَا
10 يَجِدُونَ bulamayan(ları) و ج د
11 إِلَّا yettiğinden başkasını
12 جُهْدَهُمْ güçlerinin ج ه د
13 فَيَسْخَرُونَ alay edenler س خ ر
14 مِنْهُمْ onlarla
15 سَخِرَ alay etmiştir س خ ر
16 اللَّهُ Allah
17 مِنْهُمْ onlarla
18 وَلَهُمْ ve onlar için vardır
19 عَذَابٌ bir azab ع ذ ب
20 أَلِيمٌ acıklı ا ل م
 
Bu âyetin izahı ile ilgili olarak tefsirlerde birçok rivayet yer alır (Taberî, X, 194-198). Bunların ortak noktası şudur: Hz. Peygamber–muhtemelen Tebük Seferi hazırlığı esnasında müslümanlara savaş giderleri için bağış çağrısında bulunmuş, onlar da buna yürekten gelenbir coşkuyla karşılık vermişler, maddî imkânı olanlar servetlerinin önemli bir oranını bağışlamışlar, yeterli imkânı olmayanlar da mütevazi katkılarda bulunmuşlardı. Bu durumdan rahatsızlık duyan münafıklar her olaya bir kulp takıp onları alaya almaya çalışıyorlardı. Kendi istekleriyle fazla fazla veren müminlere, servet gösterisi ve gösteriş yaptıklarını söylüyorlar, maddî durumu iyi olmadığı halde elinden geldiğince bu hayır ve görev yarışına katılan fakat daha fazlasını yapamadıkları için üzüntü duyan müminlere de verdikleri miktarın azlığından dolayı sataşıyorlar ve “Allah’ın bu kadar sadakaya ihtiyacı mı var?” diye alay ediyorlardı. Âyetin, “Allah onları maskaraya çevirecektir” şeklinde tercüme edilen kısmı lafzî olarak “Allah da onlarla alay edecektir” diye çevrilebilir. Buradaki mâna genellikle, onların bu densizliklerini Allah Teâlâ’nın karşılıksız bırakmayacağı, dünyada, âhirette veya her ikisinde onları küçük düşüreceği, cezalandıracağı ve rezil rüsvâ edeceği şeklinde açıklanmıştır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 40-41 
 
Riyazus Salihin, 111 Nolu Hadis
Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr el-Ensârî el-Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:
Sadaka âyeti inince, biz sırtımızla yük taşıyarak, (hammallık yaparak) sadaka vermeye başladık. Derken bir adam geldi çokca sadaka verdi. Münâfıklar, “Gösteriş yapıyor” dediler. Bir başkası geldi, bir ölçek hurma getirdi. Yine münâfıklar, “Allah’ın, bunun bir ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur” dediler. Bunun üzerine, “Sadakalar hususunda gönülden veren mü’minleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler yok mu, Allah onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için acı bir azab vardır” 
[Tevbe sûresi (9), 79] âyeti indi.  
(Buhârî, Zekât 10; Müslim, Zekât 72)
 

 

 

اَلَّذ۪ينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ 

 

İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  يَلْمِزُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يَلْمِزُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

الْمُطَّوِّعٖينَ  mef’ûlün bih olup nasb alameti  ي ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ  car-mecruru  الْمُطَّوِّعٖينَ ’nin mahzuf haline müteallik olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. فِي الصَّدَقَاتِ  car mecruru  يَلْمِزُونَ  fiiline mütealliktir. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri,  في دفع الصدقات  şeklindedir.

الْمُؤْمِنٖينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

الْمُطَّوِّعٖينَ  kelimesi sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفَعَّلَ  babından ism-i faildir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَالَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْۜ سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ

 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  atıf harfi  وَ ’la  الْمُطَّوِّعٖينَ ’ye matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  لَا يَجِدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَجِدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  جُهْدَهُمْ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْخَرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

مِنْهُمْ  car mecruru  يَسْخَرُونَ  fiiline mütealliktir.  سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ  cümlesi,  اَلَّذٖينَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir. سَخِرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru  سَخِرَ  fiiline mütealliktir.  

 

 

 

وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَذَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. اَلٖيمٌ  kelimesi  عَذَابٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Mübteda nekre olup haber car-mecrur ve zarftan oluşursa mübteda haberden sonra gelir; bu tür cümlelerde anlam verilirken “vardır, mevcuttur” anlamları eklenir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلٖيمٌ  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَّذ۪ينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْۜ سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَلَّذ۪ينَ  müsnedün ileyh, سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ  cümlesi müsneddir.

Mübteda konumundaki has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ ’nin sıla cümlesi olan  يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ , müsbet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  car-mecruru, يَلْمِزُونَ  fiilinin mef’ûlü olan  الْمُطَّوِّع۪ينَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

يَلْمِزُونَ  fiiline müteallik olan  فِي الصَّدَقَاتِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  الصَّدَقَاتِ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  sadakalar, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

فِي  harf-i ceri,  لَمَزَ  fiilinin (göz veya baş ile işaret etmek, ayıplamak) sebebinin, müsebbep için zarf gibi olduğu manasında mecazî zarf olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki ikinci cemi müzekker has ism-i mevsûl, الْمُطَّوِّعٖينَ ’ye matuftur. 

Sılası olan  لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ  cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümle, kasr üslubuyla tekid edilmiştir. 

Nefy harfi  لَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır.

يَجِدُونَ  maksur/sıfat,  جُهْدَهُمْ  maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Ya da faille mef’ûl arasında kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ  cümlesi  يَلْمِزُونَ  cümlesine atıf harfi  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْ  cümlesi  اَلَّذ۪ينَ  ‘nin haberidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْ   cümlesinde müşakele sanatı vardır. Allah’a isnad edilen alay etmek manasındaki سَخِرَ  fiili, rezil etti manasında müşakil lafızdır. Farklı manalar taşıyan  سَخِرَ  ve  يَسْخَرُونَ   kelimeleri arasında tam cinas vardır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması emre itaati artırmak ve kalplere korku salmak içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

سَخِرَ  fiilinin Allah Teâlâ’ya isnadı, müşâkele üslubuyla anlamın güzelleştirildiği mecazî bir anlatımdır. Yani temsili olarak Allah Teâlâ’nın onlara olan muamelesi, müstehzi kişinin istihzasına (alaycı kişinin alayına) benzetilmektedir. Bu durum belli bir süre kendileri hakkında zahire göre hükmedilip Müslüman olarak muameleye tabi tutulmaları, ancak sonrasında ifşa edilip gerçek yüzlerinin gün yüzüne çıkarılmasının emredilmesi şeklinde tahakkuk etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu ayette müşâkale sanatı vardır. Onlar sadece güçleri yettiği kadar sadaka veren fakirleri küçümsüyor ve alay ediyorlar. Allah onları bu alaylarından ötürü cehennem ateşiyle cezalandıracak, manasındadır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Bu ayette Allah’a alay etme fiili isnad edilmiştir ki bu Allah’a isnad edilemeyecek bir durumdur. Dolayısıyla burada Allah’ın onların davranışlarına vereceği cezanın onların eylemleriyle isimlendirilmiş olması söz konusudur. (Suyûṭî, el-İtḳân, V, 1772) 

Allah Teâlâ’nın onlarla istihza veya alay etmesi, onların alaylarının cezasını vermesi demektir. Bu ifadenin kullanılması onların fiili ile Allah Teâlâ’nın fiili arasında şeklî bir benzerlik kurulması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

يَلْمِزُونَ  ve  يَسْخَرُونَ  fiillerinde muzari kipinin seçilmesi tekerrüre delalet içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

سَخِرَ اللَّهُ مِنهُمْ  ibaresi mecaz-ı mürsel olarak da kabul edilebilir. Yani onları hor gördü, lanetledi manasına gelebilir. Bunların hepsi daha önce gerçekleşmiş olduğu için mazi sıygasıyla  سَخِرَ اللَّهُ مِنهُمْ  şeklinde ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

يَسْخَرُونَ - يَلْمِزُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la haber olan cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَذَابٌ , muahhar mübtedadır. 

Cümlede müsnedün ileyh olan  عَذَابٌ  kelimesinin nekra gelişi tazim, kesret ve tarifi imkansız bir nev olduğunu ifade eder. Ayrıca, mübalağa vezninde maddi bir varlık sıfatı olan  اَل۪يمٌ ’le sıfatlanarak kişileştirilmiştir. Azabın korkunçluğunu artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.

اَل۪يمٌ  kelimesi  عَذَابٌ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

E-li-me kökünden gelen "elem" acı, ağrı; اَل۪يمٌ  ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)

Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ”, “ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ”, “ عَذَابٌ اَل۪يمٌ”, “ عذاب شديد ” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, ceza amelin cinsindendir. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır.  Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir. 

عَذَابٌ عَظ۪يمٌ  Azim azab ifadesi 14 kere geçerken  عَذَابٌ اَل۪يمٌ  ifadesi 46 kere geçmiştir. 

ولَهم عَذابٌ ألِيمٌ  cümlesi de habere atıfla gelmiştir yani onlarla alay etti ve ahiretteki azapla onların işlerini bitirdi demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

عَذَابٌ - اَل۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَسْخَرُونَ - سَخِرَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَلَّذٖينَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sadaka verenler; farz zekâtın dışında gönülden koparak bağışlayanlar ve güçlerinin yettiğinden başka şey bulamayanlar olarak iki gruba ayrıldıktan sonra alay edilme konusunda birleştirilmişlerdir. Cem' ma’at-taksim sanatı vardır.

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)