Tevbe Sûresi 88. Ayet

لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  ٨٨

Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَٰكِنِ fakat
2 الرَّسُولُ Elçi ر س ل
3 وَالَّذِينَ ve kimseler
4 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
5 مَعَهُ onunla beraber
6 جَاهَدُوا cihadettiler ج ه د
7 بِأَمْوَالِهِمْ mallarıyla م و ل
8 وَأَنْفُسِهِمْ ve canlarıyla ن ف س
9 وَأُولَٰئِكَ işte
10 لَهُمُ onlarındır
11 الْخَيْرَاتُ bütün hayırlar خ ي ر
12 وَأُولَٰئِكَ ve işte
13 هُمُ onlardır
14 الْمُفْلِحُونَ başarıya erenler ف ل ح
 

Tebük Seferi’ne katılmamak için bahaneler uyduran, özellikle havaların aşırı sıcak olduğu gerekçesine sığınan, fakat aynı zamanda müminleri de sefere çıkmaktan caydırmaya çalışan münafıkların âkıbetinin çok acı olacağı belirtilmekte; Hz. Peygamber’in bu kişilerden sağ kalanlarla karşılaşması halinde onların kendi maiyetinde bir sefere çıkmalarına müsaade etmemesi istenmekte, ölenlerinin ise imansız olarak can verdikleri bildirilip onlar için bir dinî vecîbe ifa etme cihetine gitmemesi emrolunmaktadır. Müslümanların ölen din kardeşlerine karşı ifa etmeleri gereken dinî vecîbelerin başında cenaze namazı kılınması ve bunun için gerekli hazırlıkların yapılması gelmektedir. Âyette bu hususa işaret edildikten sonra yer alan, “mezarı başında da durma” ifadesini Hz. Peygamber’in cenazenin defninden sonraki tatbikatına göre açıklamak uygun olur. Resûl-i Ekrem bir müslümanın cenazesi defnedildikten sonra kabri başında bir süre durur ve etrafındakilere şöyle derdi:“Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz ve sorulanlara şaşırmadan cevap verebilmesi için dua ediniz; zira şu anda o sorguya çekilmektedir” (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 69; krş. Tirmizî, “Cenâiz”, 70). (Münafıkların malları ve evlâtlarının dünyada eziyet vesilesi kılındığını ve Allah’ın onların canlarının da kâfir olarak çıkmasını murat ettiğini belirten 85. âyetin açıklaması için 55. âyetin tefsirine bk.). 87. “Geride kalanlar” diye tercüme edilen havâlif kelimesi, Arap dilinde daha çok kadınları ifade etmek üzere kullanılır; fakat belirli bir işte kendisinden verim alınamayacak olanlar anlamına da gelir. Kelimenin yer aldığı bağlamda sadece kadınların değil, kadınlarla birlikte yaşlı erkekler, çocuklar, engelliler gibi savaşa katılamayacak kimselerin kastedildiği anlaşıldığından, meâlinde bu geniş anlam tercih edilmiştir. Bazı müfessirlere göre kadınlara benzetmek onların ağırına giden bir ifade olduğu için kelime bu anlamıyla kullanılmıştır. Öte yandan bu kelimenin, “karşı çıkanlar” şeklinde tercüme edilmesi de mümkündür (İbn Atıyye, III, 68; Râzî, XVI, 151, 156-157). Yine bu âyette geçen “kalpleri mühürlendi” ifadesinde edebî sanatlardan istiare türü kullanılmış olup, onların kalplerinin inkârcılık ve sapkınlıkla kaplanmış olduğunu, bu durumun da imanın ve hidayet ışığının girmesini engellediğini belirtmektedir (İbn Atıyye, III, 68; bu sonucun insanın irade hürriyeti açısından değerlendirilmesi için bk. Bakara 2/7). 

 

Kaynak :Kuran Yolu/ Diyanet tefsiri

 

لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ 

İsim cümlesidir. لٰكِنِ  istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. الرَّسُولُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  atıf harfi  وَ ’la  الرَّسُولُ ’ye matuf olup, mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا مَعَهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ  mekân zarfı  اٰمَنُوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَاهَدُوا  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

جَاهَدُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاَمْوَالِهِمْ car mecruru  جَاهَدُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْفُسِهِمْ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

جَاهَدُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  جهد ’dur.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُمُ الْخَيْرَاتُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

لَهُمُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْخَيْرَاتُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ  fasıl zamiridir. الْمُفْلِحُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Veya munfasıl zamir  هُمُ  ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur.  الْمُفْلِحُونَ  haberi olup ref alameti وَ ’dır.  هُمُ الْمُفْلِحُونَ  cümlesi,  اُو۬لٰٓئِكَ  ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ضَمِيرُ الفَصْلِ  ayırma zamiri) denir.

Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُفْلِحُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.  

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstidrak harfi  لٰكِنِ  burada amel etmemiştir. Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , tezayüf nedeniyle müsnedün ileyh olan  الرَّسُولُ ‘ya atfedilmiştir.

İsm-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اٰمَنُوا مَعَهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Mübtedanın haberi olan  جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir. 

وَاَنْفُسِهِمْ , car-mecruru tezayüf nedeniyle  بِاَمْوَالِهِمْ ‘e atfedilmiştir. 

Cihadın can ve malla yapıldığının bildirilmesi taksim sanatıdır.

Cenab-ı Hakk'ın, bu ayete  لٰكِنِ  edatıyla başlamasının hikmeti de şudur: Münafıklar, savaşa katılmaktan geri dururlarsa o savaşa, onlardan daha hayırlı, niyet ve itikat bakımından daha samimi ve ihlaslı olanlar katılmışlardır demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

 

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُو۬لٰٓئِكَ ; mübteda,  لَهُمُ الْخَيْرَاتُ  cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtmiştir.

Cümlenin ism-i işaretle gelmesi, onların cihat etmeleri sebebiyle felaha ve hayırlara layık olduklarını ifade etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Haber olan cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  لَهُمُ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْخَيْرَاتُ , muahhar mübtedadır.

Dünya faydasını ifade eden  الْخَيْرَاتُ ‘daki  الْ  takısı istiğrak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Müsned ve müsnedün ileyhin ikisinin birden ya da bunlardan birinin istiğrak ifâde eden  الْ  ile mârife olması durumunda kasr olmaz. Müsned ve müsnedün ileyh arasındaki nisbet te'kîd edilmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُو۬لٰٓئِكَ  [işte onlar]’ın kullanılması, onların fazilet derecesinin pek yüksek ve mertebelerinin pek uzak olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayette geçen  الْخَيْرَاتُ ’den maksat dünyadaki zafer ve ganimet ile ahiretteki cennet ve ikramlar demektir. Böylece onlar, her iki dünyada da hayırlar elde etmişler anlamında olur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Son cümle olan  وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  atıf harfi  وَ  ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden oluşan cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda,  هُمُ  fasıl zamiri, الْمُفْلِحُونَ۟ haberdir.

Müsnedün ileyhin tecessüm ve cem ifade eden işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenlerin önemini vurgulayarak, tazim ifade etmiştir. Bahsi geçen kişilerin tekrarlanan işaret ismiyle gösterilmesi, onların cihat sebebiyle hakettikleri refahın ve mertebelerinin çok yüksek olduğunu belirtmek içindir.

Fasıl zamiri kasr ifade eder.  اُو۬لٰٓئِكَ  maksûr/mevsûf, الْمُفْلِحُونَ  maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Onlar sadece kurtulmuş olmaya tahsis edilmiştir. Bu kasr izafîdir. Felaha erenler küfredenler değil sadece bu vasıflara sahip olanlardır.

Bilindiği gibi fasl zamiri haberin sıfat olmadığına da delalet eder. Bu tip kasırlarda, fasl zamiri tahsise ilaveten haberin mübtedaya nisbetini de tekid eder. Aslında bu ifade bütün kasırlarda vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İki unsurla tekid edilen cümlede müsnedin ال  takısıyla marife olması, bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtmesi yanında, tahsis ifade eder. Cümledeki ikinci tekid, fasıl zamiridir.

هُمُ الْمُفْلِحُونَ  sözündeki zamir fasl içindir. الْمُفْلِحُونَ ‘daki tarif ise cins içindir. Buradaki duruma göre bu şekildeki ifade daha açıktır. Maksad felaha erişenlerin bunlar olduğunu ifade etmektir. Cins lamı ile marife olan müsnedin, marife müsnedin ileyhe isnadı ihtisas ifade eder ve fasl zamiri ihtisas manasını tekid etmiş olur. Marifeliğin cins için olmasına gelince ki bu açıktır; müsnedün ileyhin müsned ile de marife oluşu çoğunlukla ihtisas ifadesinin şanındandır. Ama burada sadece hakiki ihtisas manası ifade eder. Bir mananın öneminin haberle ifade edilmesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr, Bakara/5)

Bu son cümlelerde cem sanatı vardır. Öncesinde özellikleri belirtilen, peygamberle beraber canlarıyla ve mallarıyla cihat edenler, kurtuluşa erenler olmak” hükmünde birleştirilmişlerdir.

الْمُفْلِحُونَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

الَّذ۪ينَ - اُو۬لٰٓئِكَ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

الْمُفْلِحُونَ  ve  الْخَيْرَاتُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)