Yunus Sûresi 15. Ayet

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ قُلْ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ  ١٥

Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ne zaman ki
2 تُتْلَىٰ okunduğunda ت ل و
3 عَلَيْهِمْ onlara
4 ايَاتُنَا ayetlerimiz ا ي ي
5 بَيِّنَاتٍ apaçık bir şekilde ب ي ن
6 قَالَ derler ق و ل
7 الَّذِينَ kimseler
8 لَا
9 يَرْجُونَ ummayanlar ر ج و
10 لِقَاءَنَا bize kavuşmayı ل ق ي
11 ائْتِ getir ا ت ي
12 بِقُرْانٍ bir Kur’an ق ر ا
13 غَيْرِ başka غ ي ر
14 هَٰذَا bundan
15 أَوْ veya
16 بَدِّلْهُ bunu değiştir ب د ل
17 قُلْ de ki ق و ل
18 مَا
19 يَكُونُ (sözkonusu) olamaz ك و ن
20 لِي benim
21 أَنْ
22 أُبَدِّلَهُ onu değiştirmem ب د ل
23 مِنْ
24 تِلْقَاءِ tarafımdan ل ق ي
25 نَفْسِي kendi ن ف س
26 إِنْ
27 أَتَّبِعُ ben uyuyorum ت ب ع
28 إِلَّا ancak
29 مَا
30 يُوحَىٰ vahyedilene و ح ي
31 إِلَيَّ bana
32 إِنِّي şüphesiz ben
33 أَخَافُ korkarım خ و ف
34 إِنْ
35 عَصَيْتُ karşı gelirsem ع ص ي
36 رَبِّي Rabbime ر ب ب
37 عَذَابَ azabından ع ذ ب
38 يَوْمٍ bir günün ي و م
39 عَظِيمٍ büyük ع ظ م
 

Müşrikler Kur’an’ın ya tamamen veya kısmen değiştirilmesini istemekle çelişkili, anlamsız bir teklifte bulunmuş oluyorlar; çünkü onların isteklerini yerine getirmesi halinde Hz. Peygamber, Kur’an’ın Allah’tan geldiği iddiasında yalancı durumuna düşecektir, ayrıca Allah’tan geldiği iddia edilen bir Kur’an’a iman etmeyenler, Peygamber tarafından yenilenen veya değiştirilen bir kitaba hiç inanmayacaklardır. Allah’ın, Hz. Peygamber aracılığı ile müşriklere verdiği cevap, tutarlı ve şartlanmamış insanlar için ikna edicidir; çünkü topluluğun içinde yıllarca yaşamış bir kimsenin düşünceleri ve üslûbu ile bir başka içerik ve üslûbun birbirinden ayrılması kolaylıkla mümkün olacaktır. Âyet, Kur’an’ın lafız ve muhtevasında Hz. Peygamber’in hiçbir katkı ve etkisinin bulunmadığı konusunda son derecede açıktır.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 3 Sayfa: 90

 

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ

 

وَ  istînâfiyyedir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. تُتْلٰى  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تُتْلٰى  elif üzere mukadder fetha ile merfû meçhul muzari fiildir.  عَلَيْهِمْ  car mecruru  تُتْلٰى  fiiline mütealliktir. اٰيَاتُنَا  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيِّنَاتٍ  hal olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يَرْجُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَرْجُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِقَٓاءَنَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli,  ائْتِ بِقُرْاٰنٍ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

ائْتِ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. بِقُرْاٰنٍ  car mecruru  ائْتِ  fiiline mütealliktir. غَيْرِ  kelimesi  قُرْاٰنٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. هٰذَا  işaret ismi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. بَدِّلْهُ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

غَيْرُ  edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَدِّلْهُۜ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بدل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


قُلْ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli,  مَا يَكُونُ ل۪ٓي ’dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَكُونُ  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. Burada tam fiil olarak amel etmiş  ينبغى  manasındadır. ل۪ي  car mecruru  يَكُونُ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  يَكُونُ ’nun faili olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اُبَدِّلَهُ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ تِلْقَٓائِ۬  car mecruru  اُبَدِّلَهُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  نَفْس۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُبَدِّلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بدل ’dir.


 اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ

 

Fiil cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَتَّبِعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. اِلَّا  hasr edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُوحٰٓى اِلَيَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يُوحٰٓى  elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. اِلَيَّ  car mecruru  يُوحٰٓى  fiiline mütealliktir.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتَّبِعُ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

يُوحٰٓى  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَخَافُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

اَخَافُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَصَيْتُ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri;  فإنّي أخاف عذاب اللَّه  (Muhakkak ki ben Allah’ın azabından korkarım) şeklindedir.

رَبّ۪ي  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَذَابَ  kelimesi  اَخَافُ ‘nun mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. يَوْمٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَظ۪يمٍ  kelimesi  يَوْمٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَظ۪يمٍ  kelimesi sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ 

 

Ayet,  وَ  ile 11. ayete (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte  اِذَا , cümleye muzâf olan şart ve mazi manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.

اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumunda olan  تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ  şeklindeki şart cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında gelerek, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

تُتْلٰى  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kimin okuduğu bellidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) okumaktadır. Ama kötü bir olaydan bahsedildiği için burada kendisinin ismi zikredilmemiştir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَيْهِمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

Müsnedün ileyh olan  اٰيَاتُنَا , veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Bu izafette azamet zamirine muzâf olan  اٰيَاتُ , tazim ve şeref kazanmıştır. Ayetleri yüceltmenin yanında onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmiştir. 

بَيِّنَاتٍ , hal olarak mansubdur. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

فَ  karinesi olmadan gelen  قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُ  şeklindeki cevap cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması o kişilerin bilinen kimseler olmasının yanında, anılmalarının kerih görülmesi sebebiyledir. Bu onlara tahkir ifade eder.

لِقَٓاءَنَا  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  لِقَٓاءَ  şan ve şeref kazanmıştır.

Fail konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  ‘nin sılası olan  لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا  ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Bizimle karşılaşmayı ummuyorlar.] ifadesindene Allah Teâlâ, onların ahirete inanmadığını ve hesaba çekilerek cezalandırılacakları manasını idmâc etmiştir. Cümle, amellerinin karşılığının verilmesi konusunda tehdittir. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.   

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Müşrikler sözlerinde  بِقُرْاٰنٍ ’i nekre getirip, هٰذَٓا  ile işaret etmişlerdir. Bu üslup onların küfürdeki azgınlıklarını belirtmesi yanında tahkir amaçlarına işarettir.

غَيْرِ kelimesi  قُرْاٰنٍ  için sıfat, هٰذَٓا işaret ismi  غَيْرِ ‘nın muzâfun ileyhidir.

اَوْ  atıf harfiyle makabline atfedilen aynı üsluptaki  بَدِّلْهُ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا [Bize kavuşmayı ummayanlar] sözü; ahiret hayatına inanmayanlardan yani müşriklerden kinayedir. Bu ibare 7 ve 11. ayetlerde de geçmiştir. Bunlar arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. Furkan Suresi 21. ayetle aralarında da iktibas vardır.

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ  [Ayetlerimiz kendilerine birer belge olarak okunduğu zaman...] Burada dış görünüşüyle sözün gereği muhatap zamiri ile  عَلَيْكُمْ “Size” denilmesi gerekirken  عَلَيْهِمْ  onlara, “kendilerine” denilerek gıyaba geçilmiş olması, helak edilen geçmiş devirlerin halkı gibi imansızlık eden yani yaptığı işlerin Allah katında makbule geçmesine önem vermeyen ve karşılığını hesaba katmayan, yaratılış ve istihlaf (birini yerine geçirme) gayesinin aksine hakkı inkâr edip hakka karşı mücadeleye kalkışan mücrimlerden yüz çevirmek ve bunları muhataplık şerefinden uzak tutmak içindir. Bundan dolayıdır ki bu şerefsiz mücrimlerin cinayetlerini tek tek sayıp dökmek üzere Resulullah’a teveccüh buyurup ona tevcih-i kelam eyleyen bir iltifat nüktesidir. Tilavet fiilinin  تُتْلٰى  diye muzari sıygasıyla gelmesi de tilavet yenilendikçe onların geçmişteki cürümlerinin ve cevaplarının ara sıra da olsa mutlaka tekrarlanacağını akla getirir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Ayetlerimiz okunduğu zaman ifadesinin kullanılarak okunma fiilinin Resulullah'a (s.a.v) isnat edilmemesi, okuyanın belirtilmesine ihtiyaç olmadığını ve bu itirazların okuyana değil okunan ayetlere yönelik bulunduğunu bildirmek içindir. Zamir makamında,  لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا  [Bize kavuşmayı ummayanlar…] ifadesinin kullanılması onların buna cüret etmeleri, kavuşma gününde Allah'ın azabından korkmadıkları içindir. Çünkü onlar, kavuşmayı ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr ediyorlardı. Bir de zamir yerinde bu ifadenin kullanılması, onların bu inançlarını yermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetlerin  بَيِّنَاتٍۙ  ile vasıflanması; değiştirilmesinin istenmesine olan şaşkınlığı artırmak içindir. Ondan daha hayırlısı yoktur ki değiştirilsin. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Burada  اِنْ  değil,  اِذَا  buyurulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü  اِذَا  harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır.  اِنْ  harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. Dolayısıyla ayet onlara ayetlerin okunduğunu ve onların büyüklenerek yüz çevirdiklerini ifade eder. تُتْلٰى  fiili, muzari olarak gelerek, bu okumanın tekrarlandığına delalet etmiştir. Okumanın tekrarlanması üzerinde düşünmeyi gerektirir. Ama onlar kibirlenerek yüz çevirmişlerdir.  اٰيَاتُنَا  ibaresinde ayetler, ayetleri yüceltmek ve onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmek için Allah'a ait zamire izafe edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)


 قُلْ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  كَانً , bu ayette tam fiildir. ل۪ٓي  car mecruru  يَكُونُ  fiiline mütealliktir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪ي  cümlesi, masdar teviliyle  مَا يَكُونُ ’ye mütealliktir.

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِقَٓاءَنَا  -  تِلْقَٓائِ۬  ve  اُبَدِّلَهُ - بَدِّلْهُ  gruplarındaki  kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada geçen  تِلْقَٓائِ۬  masdardır, zarf olarak kullanılmıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)

Bu ayet-i kerime müşriklerin, Kur’an'ın, Resulullah'ın (s.a.v) sözleri olduğu yönündeki tarizlerini de reddeder. İşte bundan dolayıdır ki cevapta değiştirmek (tebdil) fiili, مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪ي (kendiliğimden) kaydı ile kayıtlandırılmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 


 اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ

 

Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  يُوحٰٓى اِلَيَّ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümledeki muzâri fiiller hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesi harekete geçer.

Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatıyla oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiil ve mef’ûl arasındadır. اَتَّبِعُ  maksur-sıfat,  مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ  maksurun aleyh-mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

يُوحٰٓى  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Kasr üslubu ile anlaşılıyor ki peygamber ancak vahyedilene tabi olmaktadır. Dini hüküm ve konularda yapmış olduğu fiiller ancak ve ancak Allah’ın kendisine indirmiş olduğu vahiy ile olduğu ifadesi ve vurgusu söz konusudur. (Ahmet Musa Üstünbaş, Ahkâf Sûresi’nin Arap Dili Ve Belâgatı Açısından İncelenmesi)

Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatıyla oluşan kasr, Allah’ın vahyine tabi olmakla alakalıdır ve izafî bir kasrdır.  لا أُبَلِّغُ إلّا ما أُوحِيَ إلَيَّ دُونَ أنْ يَكُونَ المُتَّبَعُ شَيْئًا مُخْتَرَعًا حَتّى أتَصَرَّفَ فِيهِ بِالتَّغْيِيرِ والتَّبْدِيلِ  (Ben sadece bana vahyolunan şeyi tebliğ ediyorum. Uydurulmuş bir şeye tabi olmuyorum ki kendim değiştireyim.) demektir. İzafî olduğunun karînesi; onların ortaya attıkları şeyi reddetmek için gelen bir cevap olmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu cevapta, onların ikinci isteklerinin yerine getirilmesinin imkânsız olduğunun beyanı ile yetinilmemesi, onların birinci isteklerinin (Kur’an'ın değiştirilmesinin) de yerine getirilmesinin  imkânsızlığına delalet eder. Çünkü onların birinci isteklerinin imkânsızlığına delalet, eden cevap, ikinci isteklerinin de imkânsızlığına evleviyetle delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Nefy ve istisna şeklindeki kasrlar, muhatabın kabul etmediği veya kuşku duyduğu konularda tercih edilir. Burada da muhataplar kâfirdir. Resul’ün (s.a.v) kendisine vahyolunana tâbi olduğunu inkâr ediyor ve eskilerin masallarını anlattığına inanıyorlardı. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)


اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

 

Ayetteki ikinci ta’lil cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَخَافُ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.

Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي  cümlesi, itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Şart üslubunda gelen terkipte,  عَصَيْتُ رَبّ۪ي  cümlesi, şarttır.

عَصَيْتُ  fiilinin mef’ûlü olan  رَبّ۪ي  izafetinde Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması, Peygamberimizin, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Şart cümlesinin takdiri;  فإنّي أخاف عذاب اللَّه (Muhakkak ki Allah’ın azabından korkarım.) olan cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mezkur şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubâlağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi) 

Az sözle çok anlam ifade etmiş olan  عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ  izafeti, اَخَافُ  fiilinin mef’ûlüdür.

يَوْمٍ  ‘deki nekrelik tazim içindir. 

Muzâfun ileyh olan  يَوْمٍ  ‘in sıfatı olan  عَظ۪يمٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ [azim günün azabı ibaresinde] mecâzî isnad vardır. Azap etme fiili, mecâz-ı aklî yoluyla gün kelimesine isnad edilmiştir. Aslında azap sebebi gün değil, o günde yaşananlardır. Bu üslup, o gündeki azabın korkunçluğunu vurgulamak için sebep müsebbep alakasıyla yapılan mecazî isnad sanatıdır. Maksad hakiki fail olan Allah Teâlâ’nın azabıdır. Allah Teâlâ hakiki faildir ama fiili, o gün işlemektedir. Dolayısıyla hakiki fail ile zaman ifade eden kelime arasında bir mülâbese vardır. 

اَتَّبِعُ - عَصَيْتُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)

İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Beyzâvî ayeti şu şekilde tefsir eder: “Bu ayet onların umutlarını kesmek için mübalağa ifade ettiği gibi, onların azabı hak eden asiler olduğuna da tarizde bulunmaktadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanış) 

İsm-i celâlden  رَبّ۪ي  sözüne geçilmesinde Allaha isyanın çirkinliğine ima vardır. Çünkü O, onun Rabbidir, nasıl olur da O'na isyan edebilir? (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu itibarla, azabın büyüklüğünden kinaye olarak azabın azim güne izafe edilmesi güzel olmuştur. Çünkü azim günün azameti, örfen o günde olanların büyüklüğünü gerektirir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)