İbrahim Sûresi 32. Ayet

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ  ٣٢

Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اللَّهُ Allah
2 الَّذِي O’dur ki
3 خَلَقَ yarattı خ ل ق
4 السَّمَاوَاتِ gökleri س م و
5 وَالْأَرْضَ ve yeri ا ر ض
6 وَأَنْزَلَ ve indirdi ن ز ل
7 مِنَ
8 السَّمَاءِ gökten س م و
9 مَاءً su م و ه
10 فَأَخْرَجَ ve çıkardı خ ر ج
11 بِهِ onunla
12 مِنَ (çeşitli)
13 الثَّمَرَاتِ meyvalar ث م ر
14 رِزْقًا rızık olarak ر ز ق
15 لَكُمْ size
16 وَسَخَّرَ ve emrinize verdi س خ ر
17 لَكُمُ sizin
18 الْفُلْكَ gemileri ف ل ك
19 لِتَجْرِيَ akıp gitmesi için ج ر ي
20 فِي
21 الْبَحْرِ denizde ب ح ر
22 بِأَمْرِهِ buyruğuyla ا م ر
23 وَسَخَّرَ ve emrinize verdi س خ ر
24 لَكُمُ sizin
25 الْأَنْهَارَ ırmakları ن ه ر
 
Göklerin ve yerin yaratılması, bulutlardan suyun indirilmesi, bu su sayesinde ölmüş olan yeryüzüne yeniden hayat verilmesi, burada canlılar için rızık olarak türlü türlü bitkilerin bitirilmesi olayı Allah’ın varlığı ve birliğini ispat konusunda Kur’an’ın sıkça başvurduğu delillerdendir. Yeryüzündeki canlı varlıkların sudan yaratıldığı (Enbiyâ 21/30), suyun bunlar için hayat kaynağı olduğu, özellikle yağmurun canlılar ve bitkilerin yaşayıp gelişmesindeki rolü, aynı yağmurla sulandığı halde çeşit çeşit bitki ve ürünler veren yeryüzünün bu muhteşem zenginliği göz önünde bulundurulduğunda, bu nimetlere şükretmenin gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Müfessirler Allah’ın eşyayı ve tabii güçleri insanın emrine vermesinin, onlardan süreklilik içinde yararlanmasını sağlamak anlamında mecazi bir ifade olduğu kanaatindedirler. Denizde yüzen gemilerin, vadilerden akan ırmakların, düzenli olarak seyreden ay ve güneşin, birbirini izleyen gece ve gündüzün insanın emrine veya hizmetine sunulması, insanın bunlardan yararlanabileceği şekilde yaratılmış olduklarını ifade eder (Taberî, XIII, 225; İbn Âşûr, XIII, 235-236). İnsan, hayatının her safhasında bu nimetlerden faydalanmaktadır. Elbette ki Allah’ın lutfettiği nimetler bunlardan ibaret değildir. O, insana maddî ve mânevî daha nice nimetler bahşetmiştir. Nitekim 34. âyette Allah insanların istediği her şeyi verdiğini, bu nimetlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu ifade buyurmuştur. Bütün bu nimetlerden faydalanan insanoğlunun her an Allah’a şükretmesi gerektiği halde o, nimetleri vereni görmezlikten gelerek nankörlük etmekte, O’na ortak koşmaktadır. Bu sebeple Allah, “İnsanoğlu çok zalim, çok nankördür!” buyurarak onun fıtratındaki olumsuz özelliklerine dikkat çekmiştir.
 

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ 

 

İsim cümlesidir.  اَللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl, haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  خَلَقَ ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. السَّمٰوَاتِ  mef’ûlün bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanırlar. الْاَرْضَ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. مِنَ السَّمَٓاءِ  car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir.  مَٓاءً  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَخْرَجَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. بِه۪  car mecruru  اَخْرَجَ  fiiline mütealliktir. مِنَ  teb’iziyyedir.  مِنَ الثَّمَرَاتِ  car mecruru  رِزْقاً ‘nın mahzuf haline mütealliktir. رِزْقاً  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.  لَكُمْ  car mecruru  رِزْقاً ‘ın mahzuf sıfatına mütealliktir.

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiye, baz, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Ayette teb’iziyye manasındadır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir. 

اَخْرَجَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  خرج ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ

 

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir.  سَخَّرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

لَكُمُ  car mecruru  سَخَّرَ  fiiline mütealliktir.  الْفُلْكَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.   

لِ  harfi,  لِتَجْرِيَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile  سَخَّرَ  fiiline mütealliktir. 

تَجْرِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir.  بِاَمْرِه۪  car mecruru  تَجْرِيَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سَخَّرَ  fiili,  atıf harfi  وَ ‘la birincisine matuftur.

سَخَّرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. لَكُمُ  car mecruru  سَخَّرَ  fiiline mütealliktir. الْاَنْهَارَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَخَّرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سخر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.  

    
 

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması tazim kastının yanında, sonraki habere dikkat çekmek içindir. 

Haber konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Birbirine tezat nedeniyle atfedilen  السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır. Semavat yeryüzünü de kapsadığı halde  السَّمٰوَاتِ  lafzından sonra  الْاَرْضَ ’ın zikri umumdan sonra husus babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü  السَّمٰوَاتِ , tağlib sanatı yoluyla  الْاَرْضَ ‘ı da kapsamaktadır.

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ [ Allah, O'dur ki, gökleri ve yeri yarattı; ] Bundan önce Allah'ın nimetlerine nankörlük eden kâfirlerin halleri zikredildikten ve müminlere de, Allah'ın nimetlerine şükür olarak ibadet merasimlerini ifa etmeleri emredildikten sonra, burada da, bütün insanlar için şükretmeyi ve itaat etmeyi gerektiren muazzam nimetlerin ve büyük lütufların tafsilatına başlanmaktadır. Bundan amaç, müminleri buna teşvik etmek, şükre halel getiren, onun yerine küfür ve günahları koyan kâfirleri de takbih (kınama) etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Kelam Yaradanın ismiyle başlamıştır. Çünkü O’nu tayin etmek en önemli amaçtır ve O’nunla ilgili haber mevsûl ile gelmiştir. Çünkü sıla O’na bağlı olanların bilindiğini ve O’nun için sabit olanların da bilindiğini ifade eder. Nitekim müşrikler mahlukatın sahibinin Allah olduğu ve putların herhangi bir şey yaratmadığı konusunda tartışmazlar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Sılaya matuf olan  وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مِنَ السَّمَٓاءِ  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl olan  مَٓاءً ’e takdim edilmiştir.

مَٓاءً  ’deki tenvin kesret ve tazim ifade eder.

السَّمٰوَاتِ - السَّمَٓاءِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

السَّمَٓاءِ - مَٓاءً  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen  فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ  cümlesi,  فَ  ile  وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً  cümlesine atfedilmiştir.

مِنَ الثَّمَرَاتِ  car-mecruru, رِزْقاً ‘ın mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

الثَّمَرَاتِ - رِزْقاً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Göklerin ve yerin yaratılması, onları yaratanın ilâhlığına delildir ve onlara vadedilen nimetlerin habercisidir (önsözü niteliğindedir). Bu nimetler semadan yere su indirmesi, yerden meyveler, denizler ve nehirler çıkarması; semadaki güneş ve ay, gece ve gündüz vs dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ [Gökten de su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler yetiştirdi.] Buluttan su indirdi. Zira yüksekte bulunan her şeye sema denir. Yahut felekten su indirdi. Çünkü nasların zahirlerinden anlaşıldığına göre, yağmur, felekten başlayarak bulutlara, oradan da su olarak yeryüzüne inmektedir. Yahut yağmuru semavî sebeplerle indirdik. Şöyle ki, bu sebepler (kâinat sistemi), yerden aldıkları nemi (buharı) yükseklere çıkarmakta ve ondan da yağmur yağdıran bulutlar oluşmaktadır. Ürünlerin yetişmesi, her ne kadar Allah'ın (c.c) irade ve kudretiyle oluyorsa da, cari olan Allah'ın âdetine göre; ürünlerin şekil ve keyfiyetleri, su ve toprak karışımından meydana gelen maddelerden vücut bulmaktadır. Allah (c.c) suda etken bir kuvvet ve toprakta da kabil bir kuvvet yaratmıştır. İşte bu iki kuvvetin birleşmesiyle ürün çeşitleri doğmaktadır. Allah (c.c), sebeplerin kendilerini hiç yoktan yarattığı gibi, eşyayı da sebepsiz ve maddesiz olarak da yaratmaya kadirdir. Fakat ürünlerin böyle tedrici ve aşama olarak meydana getirilmesinde, gerçek basiret sahipleri için, Allah'ın muazzam kudretine delalet eden yeni yeni birçok hikmetler ve ibretler vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Su, aslında bulutlardan iner. Bulut, "yüksek" "üstte" demek olan "sümüvv" masdarından türemiş "semâ" (gök) kelimesi ile ifade edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۚ  وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ

 

Cümle, atıf harfi  و ’la sılaya atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim tehir sanatı vardır.  لَكُمُ  car-mecruru, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte  سَخَّرَ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِاَمْرِه۪ۚ  car-mecruru  تَجْرِيَ  fiilinin failinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf   بِاَمْرِه۪ۚ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اَمْرِ  tazim edilmiştir.

“Allah'ın emri ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin yararınıza akıttı." بِاَمْرِه۪ۚ [Allah'ın izniyle] denmesi, zahiri halden görüldüğü gibi, bu işin, insanların emekleri ve aletleri kullanmalarıyla gerçekleşmediğini sarahaten bildirmek içindir. Yine Allah (c.c) ekinlerinizi, bahçelerinizi sulamak ve diğer ihtiyaçlarınızı karşılamak için nehirleri de sizin yararınıza akıttı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

التَّسْخِيرُ  boyun eğdirmek demektir. Bu fiilin aslı; zillet içinde bırakmaktır. Burada bir şeyi, başkasının kendi üzerinde tasarruf yetkisini kabul eder hale getirmek manasında mecazdır. Gemiyi boyun eğdirmenin anlamı, insanlara onu denizde hiçbir engel olmadan akacak şekilde yapmaları ve şekillendirmeleri için ilham vererek hizmetine vermektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)   

وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ  cümlesi, atıf harfi  و ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim tehir sanatı vardır.  لَكُمُ  car-mecruru, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı çeşitli nimetlerini bildiren ayette aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.

Allah’ın insanlar için yarattığı nimetlerin sayılması taksim sanatıdır.

السَّمَٓاء - اَنْهَارَۚ - بَحْرِ - مَٓاءً  ve  الْبَحْرِ - الْفُلْكَ - تَجْرِيَ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

سَخَّرَ - لَكُمُ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Allah Teâlâ o meyveleri ve mahsulleri, insanların gayretine göre gökten inen yağmurlar vasıtası ile çıkarmıştır. Çünkü böyle olmasında insanların faydası vardır. Çünkü onlar, bu azıcık menfaat ve faydaların bile elde edilmesinde onca zorluk ve yorgunluğun sırtlanılması gerektiğini anlayınca, ahiretin devamlı ve büyük faydasının elde edilmesi için de birtakım zorluklara katlanılması gerektiğini haydi haydi anlarlar. İnsan, bu fazla önemli ve büyük olmayan faydaları elde etmek için rahatını ve huzurunu terkedince, Allah'ın mükâfatını elde edip, ilâhi ikabdan (azaptan) kurtulabilmek için, dünyevî lezzetleri bırakması öncelikle gerekir. İşte bu sebepten ötürü, ahirette mükellefiyet bulunmadığı için, Allah Teâlâ her insanı orada yorulmadan ve usanmadan arzu ettiği şeye ulaştırır" demişlerdir. Bu, kelamcıların görüşüdür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetteki,  وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ [Akan sular da yine size musahhar kılmıştır.]ifadesinin anlattığı husus; Bil ki denizin suyundan, sulamada hiç istifade edilemediği için, Hak Teâlâ nehirleri ve kaynakları çıkarıp akıtmak suretiyle, mahlûkata nimet vermiş olduğunu söylemektedir. Öyle ki bu nehir ve gözelerden ekinlere, bağlara ve bahçelere sular verilir. Deniz suyu içmeye de elverişli değildir. Buna elverişli olan, yine nehir sularıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)