وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ ٧٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 2 | جَعَلَ | yarattı |
|
| 3 | لَكُمْ | size |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | أَنْفُسِكُمْ | kendi nefislerinizden |
|
| 6 | أَزْوَاجًا | eşler |
|
| 7 | وَجَعَلَ | ve yarattı |
|
| 8 | لَكُمْ | size |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | أَزْوَاجِكُمْ | eşlerinizden |
|
| 11 | بَنِينَ | oğullar |
|
| 12 | وَحَفَدَةً | ve torunlar |
|
| 13 | وَرَزَقَكُمْ | ve sizi besledi |
|
| 14 | مِنَ |
|
|
| 15 | الطَّيِّبَاتِ | güzel rızıklarla |
|
| 16 | أَفَبِالْبَاطِلِ | hâlâ batıla mı? |
|
| 17 | يُؤْمِنُونَ | inanıyorlar |
|
| 18 | وَبِنِعْمَتِ | ve ni’metine |
|
| 19 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 20 | هُمْ | onlar |
|
| 21 | يَكْفُرُونَ | nankörlük ediyorlar |
|
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. جَعَلَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
جَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme manasında kalp fiilidir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. لَكُمْ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir. مِنْ اَنْفُسِكُمْ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَزْوَاجاً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ile önceki جَعَلَ fiiline matuftur. جَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme manasında kalp fiilidir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. لَكُمْ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir. مِنْ اَزْوَاجِ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَن۪ينَ mef’ûlün bih olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. حَفَدَةً atıf harfi وَ ’la بَن۪ينَ ’e matuftur.
وَ atıf harfidir. رَزَقَكُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الطَّيِّبَاتِ car mecruru رَزَقَكُمْ fiiline mütealliktir.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الطَّيِّبَاتِ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ
Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. Atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, أيكفرون بالله الذي هذا شأنه ويؤمنون بالباطل şeklindedir. بِالْبَاطِلِ car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir.
يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. بِنِعْمَتِ car mecrur يَكْفُرُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl, muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَكْفُرُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَكْفُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْبَاطِلِ ; sülâsî mücerredi بطل olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …وَاللّٰهُ فَضَّلَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً cümlesi haberdir.
Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَكُمْ ve مِنْ اَنْفُسِكُمْ car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَزْوَاجاً ’deki nekrelik, nev ifade eder.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle haber olan önceki …جَعَلَ لَكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَكُمْ ve مِنْ اَزْوَاجِكُمْ car mecrurları, ihtimam için mef’ûllere takdim edilmiştir.
حَفَدَةً , temasül nedeniyle mef’ûl olan بَن۪ينَ ‘ye atfedilmiştir.
بَن۪ينَ ve حَفَدَةً kelimelerindeki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.
مِنْ اَنْفُسِكُمْ ve مِنْ اَزْوَاجِكُمْ ibarelerindeki مِنْ harflerinde tecrîd sanatı vardır.
مِنْ harflerinden ilki teb'iz, ikincisi ibtidaiyye içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
جَعَلَ لَكُمْ cümlesindeki لِ harf-i ceri tadiye içindir. Muhatap cemi zamiri bütün insanlara yöneliktir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ cümlesi atıf harfi وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً [Allah Teâlâ sizin için eşler kıldı.] ifadesinden sonra eşlerden de oğullar ve torunlar kıldı şeklinde açıklama yapılması taksim sanatıdır.
بَن۪ينَ - وَحَفَدَةً - اَزْوَاجاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَزْوَاجاً ve جَعَلَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ [Size temiz şeylerden rızık etti] lezzetli şeylerden yahut helallerden demektir. مِنَ de teb'iz içindir, çünkü dünyada rızık olarak verilenler onlardan birer örnektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ
فَ atıf, hemze inkârî istifham harfidir. Cümle, takdiri أيكفرون بالله الذي هذا شأنه (Durumu bu olan Allah’ı mı inkâr ediyorsunuz?) olan mukadder istînâfa matuftur. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
İnkârî istifham olan bu cümle, kınama ve azarlama manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İnkârî istifham içeren ifadelerdeki belîgî kuvvet, menfi ifadelerde yoktur.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması )
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِالْبَاطِلِ car mecruru, siyaktaki önemine binaen âmili olan يُؤْمِنُونَ ’ye takdim edilmiştir.
İstifhama dahil olarak makabline atfedilen وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde munfasıl zamir هُمْ mübteda, يَكْفُرُونَ haberdir.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِنِعْمَةِ car mecruru siyaktaki önemine binaen amili olan يَكْفُرُونَ ’ye, takdim edilmiştir.
Veciz ifade kastıyla gelen بِنِعْمَةِ اللّٰهِ izafetinde اللّٰهِ ismine muzâf olan نِعْمَةِ , tazim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Kalplerde haşyet duygularını artırmak için, zamir makamında zahir isim zikredilmiştir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نِعْمَتِ - رَزَقَكُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, يُؤْمِنُونَ - يَكْفُرُونَ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
اَزْوَاجِكُمْ ve رَزَقَكُمْ ile يُؤْمِنُونَ kelimeleri arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ [Batıla mı iman ediyorlar?] وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ [Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar] nimeti putlara isnad etmekle yahut Allah’ın helal ettiğini haram etmekledir. Sılanın fiilden önce gelmesi ya nimete önem vermek veya mübalağa için tahsisi akla getirmek içindir ya da ayet sonlarının tutması içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
يُؤْمِنُونَ ve يَكْفُرُونَ fiillerinin muzari gelmesi teceddüt ve tekrara delalet etmesi içindir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يُؤْمِنُونَ ve يَكْفُرُونَ fiilleri arasında bedi sanatlarından tıbâk-ı icâb vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)