اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاًۙ ١٠٧
Firdevs فردوس : Kelime İbranice, Süryanice ve Ârâmice'den Arapçaya alınmıştır. İçinde ağaçlar ve meyveler bulunan cennet manasındadır. Bu kökün فرد köküyle bir uyumu söz konusudur. Zira kelimeye vav ve sîn harfinin ilavesi genişlik ve uzunluğa delalet ederken aslında bu cennet muâdili olmayan münferid bir yerdir. Firdevs cennetine girenler iman, salih ameller, huşû, boş sözden yüz çevirme, emanete ve verdiği sözlere riayet, namazlara devamlılık sıfatlarıyla vasıflanmışlardır. (Tahqiq)
Kuran’ı Kerim’de isim olarak 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli Firdevs'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاًۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا atıf harfi وَ ‘la sılaya matuftur.
عَمِلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.
كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَتْ nakıs, mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. لَهُمْ car mecruru نُزُلاً ‘e mütealliktir. جَنَّاتُ kelimesi كَانَتْ ‘in ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْفِرْدَوْسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. نُزُلاً kelimesi كَانَتْ ‘in haberi olup fetha ile mansubdur.
لِ harf-i ceri mecruruna tahsis, sahiplik, istihkak, sebep gibi manalar kazandırabilir. Burada istihkak ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
الصَّالِحَاتِ ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاًۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
İbtidaî istînaftır. Kur’an’ın alışılagelmiş tefennün üslubuyla, günahkârlara yapılan tehditten muttakiler için olan müjdeye geçilmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. الَّذ۪ينَ ism-i mevsûlu müsnedün ileyh, كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاً cümlesi müsneddir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ‘nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, sıla cümlesinin önemine dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tazim amacına matuftur.
اِنَّ ’ nin ismi, has ismi mevsûl الَّذ۪ينَ ’ nin sıla cümlesi اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Aynı üslupta gelen وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesi sılaya matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
عملوا الصالحات ibaresinin aslı عَمِلُوا الأعمال الصالحات şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mevzu bahis kimselerin özelliklerinin, iman etmek, salih amel yapmak şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
Müsnedün ileyhin ismi mevsulle gelmesi, sılada ifade edilen amellere dikkat çekmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاً cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacıyla izafet terkibiyle gelmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُمْ , ihtimam için amili olan نُزُلاً ’e takdim edilmiştir.
اِنَّ ’nin haberi olan نُزُلاً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اٰمَنُوا - الصَّالِحَاتِ ve جَنَّاتُ - الْفِرْدَوْسِ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
نُزُلاًۙ kelimesi 102. ayetteki kâfirlere hitabı hatırlatmaktadır. Bu ayette de bu kelimenin seçilmesi reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatına güzel bir örnektir.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
İmanları ve amellerinden dolayı cennete girmeyi hak ettikleri için tekrimen istihkak ifade eden لِ harf-i getirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
جَنَّاتُ kelimesinin الْفِرْدَوْسِ ‘e izafe edilmesi beyan (açıklama) içindir. Yani cennetlerden Firdevs cinsi demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayet işaret ediyor ki iman ve iyi işler sahiplerine ilâhi rahmetin eseri, Allah'ın (c.c) ezeli şefkatinin gereği olarak erişir; Cehennemin kâfirlere konak kılınması ise böyle olmayıp, onların kötü tercihlerinin gereğidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Katade, الْفِرْدَوْسِ ’in cennetin merkezi ve en üstün yeri olduğunu söylerken, Kâ’b "Cennetler içinde, الْفِرْدَوْسِ ’den daha üstün ve yücesi yoktur. Orada, emr-i bi’l maruf nehy-i ani’l-münker (iyiyi emir, kötüyü nehyeden) kimseler bulunacaklardır" demiştir. Mücahid “ الْفِرْدَوْسِ , Rumca ‘bahçe’ manasındadır" der. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bir görüşe göre ise Firdevs, bazı özel bitkileri olan bahçedir. Diğer bir görüşe göre ise özellikle üzüm bağları için kullanılmaktadır. Müberred diyor ki: "Araplardan duyduğuma göre birbirlerine dolanan ağaçlar ve genellikle de bu tür üzüm ağaçları için kullanılmaktadır.
Resûlullah'tan (s.a.v) rivayet olunduğuna göre şöyle buyurmuştur: "Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıllık mesafe vardır. Firdevs, en yüksek derecedir. Dört nehir de bu cennettedir. Siz de Allah'tan cennet dilerken O'ndan Firdevsi dileyin. Firdevsin üstünde de Rahman’ın arşı vardır. Cennet ırmakları da buradan fışkırmaktadır." (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Amel-i salih, iman kelimesine atfedilmiştir. Birbirine atfedilenler, birbirinden farklı şeylerdir. Binaenaleyh bu, salih amelin imandan başka olduğunu gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)