Kehf Sûresi 19. Ayet

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً  ١٩

Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَذَٰلِكَ yine böyle
2 بَعَثْنَاهُمْ onları dirilttik ب ع ث
3 لِيَتَسَاءَلُوا sormaları için س ا ل
4 بَيْنَهُمْ kendi aralarında ب ي ن
5 قَالَ dedi ki ق و ل
6 قَائِلٌ konuşan biri ق و ل
7 مِنْهُمْ içlerinden
8 كَمْ ne kadar?
9 لَبِثْتُمْ kaldınız ل ب ث
10 قَالُوا dediler ق و ل
11 لَبِثْنَا kaldık ل ب ث
12 يَوْمًا bir gün ي و م
13 أَوْ ya da
14 بَعْضَ bir parçası (kadar) ب ع ض
15 يَوْمٍ günün ي و م
16 قَالُوا dediler ق و ل
17 رَبُّكُمْ Rabbiniz ر ب ب
18 أَعْلَمُ daha iyi bilir ع ل م
19 بِمَا ne kadar
20 لَبِثْتُمْ kaldığınızı ل ب ث
21 فَابْعَثُوا gönderin ب ع ث
22 أَحَدَكُمْ birinizi ا ح د
23 بِوَرِقِكُمْ gümüş (para) ile و ر ق
24 هَٰذِهِ şu
25 إِلَى
26 الْمَدِينَةِ şehre م د ن
27 فَلْيَنْظُرْ baksın ن ظ ر
28 أَيُّهَا hangi
29 أَزْكَىٰ daha temiz ise ز ك و
30 طَعَامًا yiyecek ط ع م
31 فَلْيَأْتِكُمْ size getirsin ا ت ي
32 بِرِزْقٍ bir azık ر ز ق
33 مِنْهُ ondan
34 وَلْيَتَلَطَّفْ ve dikkatli davransın ل ط ف
35 وَلَا sakın
36 يُشْعِرَنَّ sezdirmesin ش ع ر
37 بِكُمْ sizi
38 أَحَدًا birisine ا ح د
 
Yüce Allah’ın, mağaradaki gençleri hiçbir gıda almadıkları halde bedenlerinde herhangi bir bozulma olmadan uzun süre uyuttuktan sonra tekrar uyandırması, O’nun insanları öldükten sonra tekrar diriltebileceğine dair bir misal ve delildir. Uyandıktan sonra gençler uykuda geçirdikleri süre hakkında birbirleriyle tartışmışlar; geçen süreyi ve dünyada meydana gelen değişiklikleri bilmedikleri için inkârcıların kendileri hakkındaki tehditlerinin devam ettiğini sanmışlardı. Bu sebeple yiyecek almak üzere şehre gönderdikleri arkadaşlarını dikkatli olması hususunda uyarmışlardı. Ancak gencin asırlar öncesine ait kıyafeti, elindeki para ve konuşmasındaki farklılık onu ele verdi. Rivayetlerde anlatıldığına göre şehre gönderilen genç, elindeki parayı harcamak isteyince şehir halkı paranın üzerinde Kral Dakyanus’un (Decius) resmini görmüş ve adamın bir hazine bulduğunu sanarak kendisini devrin hükümdarına götürmüşlerdi. Ancak aradan uzun zaman geçmiş ve Hıristiyanlık yayılmıştı; mevcut hükümdar da tevhid inancına sahip bir hıristiyandı. Genç adam başlarından geçeni krala anlattı; birlikte mağaraya gittiler ve gencin anlattıklarının doğru olduğunu gördüler (bk. Taberî, XV, 142-143).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 544-545
 

Letafe لطف :  Bir cisim lâtif لَطِيف sözcüğüyle nitelendirildiğinde onun katı, sert ve ağır anlamlarının zıddı bir özellikte olduğunu gösterir. Öte yandan nezaket, hafif hareket ve ince işlerle uğraşma lâtif لَطِيف ve letâfet لَطافَة kelimeleriyle ifade edilir. Yine duygunun algılayamadığı şeyler için de bazen lâtif sözcüğüyle kullanılabilir. Yüce Allah'ın bu sıfatla isimlendirilmesinin nedeni ise bu sebep veya işlerin inceliklerini bilmesi ya da kullarını hidayete erdirme noktasında onlara rıfkla muamele etmesi olabilir denmiştir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri lütuf, lâtif, letafet, taltif, lütfen, Abdullatif, Lütfü ve Lâtife'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. كَ  harf-i cerdir. مثل “gibi” manasındadır.. Bu ibare, amili  بَعَثْنَا  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

بَعَثْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

لِ  harfi,  يَتَسَٓاءَلُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  بَعَثْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir.

يَتَسَٓاءَلُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

بَيْنَ  mekân zarfı  يَتَسَٓاءَلُوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَتَسَٓاءَلُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفاعَلَ  babındadır. Sülâsîsi  سأل ’dir.

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  قَٓائِلٌ  fail olup damme ile merfûdur.  مِنْهُمْ  car mecruru  قَٓائِلٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Mekulü’l-kavl  كَمْ لَبِثْتُمْ ’dir. قَالَ  fiilinin mef‘ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

كَمۡ  istifham harfi, zaman zarfı olup  لَبِثْتُمْ  fiiline müteallik, mahallen mansubdur. Mümeyyizi mahzuftur. Takdiri, كم يوما (Ne kadar gün) şeklindedir. 

لَبِثْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

قَٓائِلٌ  ; sülâsî mücerredi  قول  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  لَبِثْنَا يَوْماً ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef‘ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَبِثْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. یَوۡمًا  zaman zarfı  لَبِثْنَا  fiiline mütealliktir.

أَوۡ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. بَعۡضَ  atıf harfi  أَوۡ  ile makabline matuftur. یَوۡم  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

أَوۡ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  رَبُّكُمْ اَعْلَمُ ’dur. قَالُوا  fiilinin mef‘ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. رَبُّ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَعْلَمُ  haber olup damme ile merfûdur.  

مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. İsmi-i mevsûlun sılası  لَبِثْتُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

لَبِثْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. 

اَعْلَمُ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Cümle, mukadder istînâfa matuftur. Takdiri  اهتمّوا بأمر طعامكم [Yediğinize dikkat edin.] şeklindedir. 

ابْعَثُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَحَدَكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بِوَرِقِكُمْ  car mecruru  اَحَدَكُمْ ’un mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  هٰذِه۪  işaret ismi  وَرِقِكُمْ ’den bedel veya atfı beyan olarak mahallen mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اِلَى الْمَد۪ينَةِ  car mecruru  ابْعَثُٓوا  fiiline mütealliktir. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ل  emir lamıdır. لْيَنْظُرْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl  اَيُّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَزْكٰى طَعَاماً ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اَزْكٰى  mahzuf mübtedanın haberi olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Takdiri; هو  şeklindedir. طَعَاماً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir. ل  emir lamıdır.  لْيَأْتِكُمْ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِرِزْقٍ  car mecruru  يَأْتِكُمْ  fiiline mütealliktir.  مِنْهُ  car mecruru  بِرِزْقٍ ’in mahzuf haline mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ل  emir lamıdır.  يَتَلَطَّفْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.

وَ  atıf harfidir. لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُشْعِرَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Fiilin sonundaki  ن , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. بِكُمْ  car mecruru  يُشْعِرَنَّ  fiiline mütealliktir.  اَحَداً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melhuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَلَطَّفْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  لطف ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

يُشْعِرَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  شعر ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mütekellim Allah Teâlâ’dır. Ayette Ashab-ı Kehf’in konuşmaları aktarılmaktadır.

كَذٰلِكَ , amili  بَعَثْنَاهُمْ  olan mahzuf masdarın sıfatına mütealliktir. Cümlenin takdiri  كما أنمناهم هذه النومة الطويلة كذلك (Onları bu uzun uykuyla uyuttuğumuz gibi uyuttuk) şeklindedir. 

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan  bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.

Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile duruma işaret edilmiştir. Ashab-ı Kehf’in yaşadığı mucizeler, göz önündeki maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

بَعَثْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle  بَعَثْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِيَتَسَٓاءَلُوا  fiili  تفاعل  babındadır. Bu bab fiile müşareket, tekellüf, tedrîc, mutavaat anlamları katar.

لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْ  [Aralarında soruşsunlar diye…] Anlatılan konunun aklî bir şekilde açıklanmasının yerine içinde bulunulan ruh halinin etkisi altında hayalî bir izah tarzıdır. Muhatabın bu sebebe inanması aynı duyguları paylaşması sebebiyle olur. Bu üslup hüsn-i ta’lil sanatıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi) 

Daha önce onların uyandırılmalarının gayesinin onları denemek olduğu belirtildiği halde burada onların birbirlerine soru sormalarının buna gaye kılınması, denemenin soruşmalarına terettüp eden hükümlerden olması itibarıyladır. Bununla iktifa edilmesi, diğer sonuçlarını da gerektirmesinden dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

كَذٰلِكَ  burada ‘böylece’ manasındadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Cümlenin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘den oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali (kullanımı), işaret edilen nimetin fazilet mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كَمْ لَبِثْتُمْ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Mukaddem mef’ûl olan  كَمۡ ’in temyizi mahzuftur. Takdiri;  يوما  (gün) şeklindedir.

Kendi durumunu bilmek her şeyden önce geldiği için uyandırılmalarının ilk hikmeti kendi durumlarını anlamak için şu şekilde birbirlerine sormaları oldu: قَالَ قَاۤئِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ  [Bunun için içlerinden biri: “Ne kadar durdunuz?” dedi.] “Bir gün veya daha az bir zaman kaldık.” dediler. Kimi öyle dedi kimi de öyle. Nasıl ki kıyamette uyandırılarak haşre gönderilecek olanlar hep böyle sanacaklar. Bu karşılıklı konuşma esnasında kimi de fazla durulduğunu sezerek anlaşmazlığa son vermek için ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir, dediler. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَبِثْنَا يَوْماً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ - قَٓائِلٌ - قَالُوا  ve  لَبِثْتُمْ - لَبِثْنَا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

يَوْماً  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.


 قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ  cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh  رَبُّكُمْ  izafetiyle gelerek Rab isminin muhatablara ait zamire muzâf olması, onları şereflendirmek ve  Allah’ın onlara desteğine işarettir.

Haber olan  اَعْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Mecrur mahaldeki masdar harfi  مَا  ve akabindeki  لَبِثْتُمْ  cümlesi, masdar teviliyle  اَعْلَمُ ‘ye mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لَبِثْتُمْ - قَالُوا  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.


فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ 

 

Cümle, takdiri …اهتمّوا بأمر طعامكم [Yediğinize dikkat edin] olan mukadder istînâfa matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İzafet formundaki  بِوَرِقِكُمْ  car mecruru,  اَحَدَكُمْ ’un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

بِوَرِقِكُمْ ‘dan bedel olan işaret ismi  هٰذِه۪ٓ  ile işaret edilene dikkat çekilmiştir.

هٰذِه۪ٓ ’nin mevsufu olan  بِوَرِقِكُمْ ’a dahil olan  بِ  harfi mülabeset içindir.

بَعَثْنَاهُمْ - ابْعَثُٓوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِلَى الْمَد۪ينَةِ  car-mecruru  ابْعَثُٓوا ‘ya mütealliktir.

Onların bunu söylemeleri, konunun derinliğine dalmayıp o anda kendileri için en önemli olan konuya yönelmek içindir. “Şu paranızla…” denilmesi, konuşanın, o günkü yiyeceklerini almaları için parayı bazı arkadaşlarına uzattığını zımnen bildirmektedir. Onların yanlarında para taşımaları, azık için hazırlık yapmanın, Allah'a tevekkül etmeye ters düşmediğine delildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  …فَابْعَثُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümleye dahil olan  لْ , lamul emrdir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَلْيَنْظُرْ  fiilinin mef’ûlü konumundaki ism-i mevsûl  اَيُّهَٓا ’nın sıla cümlesi olan  اَزْكٰى طَعَاماً , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَزْكٰى , takdiri  هو  olan mahzuf mübtedanın haberidir. İsm-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.  

طَعَاماً  temyizdir.Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.

Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV. Tekid)

اَيُّهَٓا ’nın ism-i istifham olması da caizdir. O takdirde  اَزْكٰى , onun haberi ve istifham üslubundaki cümle takdir edilen  إلى  harfiyle فَلْيَنْظُرْ  fiilinin mamulü olur.

وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً

 

Aynı üslupta gelerek  فَلْيَنْظُرْ  cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilen  فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ  ve  وَلْيَتَلَطَّفْ  cümleleri arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

بِرِزْقٍ ‘daki nekrelik, nev ve tazim ifade eder. 

أتى , gelmek manasındadır.  بِ  harf-i ceriyle kullanıldığında getirmek manasına gelir. Fiillerin harflerle yeni anlam kazanması, tazmin sanatıdır.

وَلْيَتَلَطَّفْ  fiili  تفعّل  babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamlar: Dönüşlülük, tekellüf, ittihaz, tedrîc ve taleptir. 

Nun-i sakile ile tekid edilmiş, nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan  وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً  cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

اِفعال  babındaki fiil, şeddeli nunla tekid edilmiştir.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3) 

Mef’ûl olan  اَحَداً ’deki tenvin kıllet ve nev ifade eder. Menfî siyakta tenkir, selbin umum ve şumûlüne işarettir.

لَا يُشْعِرَنَّ - اَعْلَمُ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafîy sanatı vardır.

طَعَاماً - بِرِزْقٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

[Şimdi siz içinizden birini şu paranızla şehre gönderin de kimin yemeği daha temiz, baksın ve ondan size erzak getirsin. Bir de dikkatli davransın ve sakın kimseye sezdirmesin.] şeklindeki sözleri, konunun derinliğine dalmayıp o anda kendileri için en önemli olan konuya yönelmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

فَلْيَأْتِكم  ve  لِيَتَلَطَّفْ  emir sıygaları; vekil olacak belirsiz bir kişiye yöneliktir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)