وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً ٥٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | şey |
|
| 2 | مَنَعَ | alıkoyan |
|
| 3 | النَّاسَ | insanları |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | يُؤْمِنُوا | inanmaktan |
|
| 6 | إِذْ | zaman |
|
| 7 | جَاءَهُمُ | kendilerine geldiği |
|
| 8 | الْهُدَىٰ | hidayet |
|
| 9 | وَيَسْتَغْفِرُوا | ve istiğfar etmekten |
|
| 10 | رَبَّهُمْ | Rablerine |
|
| 11 | إِلَّا | ancak |
|
| 12 | أَنْ |
|
|
| 13 | تَأْتِيَهُمْ | kendilerine de gelmesidir |
|
| 14 | سُنَّةُ | yasasının |
|
| 15 | الْأَوَّلِينَ | evvelkilerin |
|
| 16 | أَوْ | yahut |
|
| 17 | يَأْتِيَهُمُ | karşılarına gelmesidir |
|
| 18 | الْعَذَابُ | azabın |
|
| 19 | قُبُلًا | açıkça |
|
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مَنَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. النَّاسَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ ve masdar-ı müevvel ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُؤْمِنُٓوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِذْ zaman zarfı يُؤْمِنُٓوا fiiline mütealliktir. جَٓاءَهُمُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْهُدٰٓى fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَسْتَغْفِرُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, مَنَعَ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri; إتيانها أو طلب إتيانها (Oraya gelmeleri veya oraya gelmeyi istemeleri) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَأْتِيَهُمْ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. سُنَّةُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْاَوَّل۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ى ‘ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يَأْتِيَهُمُ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْعَذَابُ fail olup damme ile merfûdur. قُبُلاً kelimesi الْعَذَابُ ‘nun hali olup fetha ile mansubdur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَسْتَغْفِرُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi غفر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır. Menfî sıygada gelen cümle, kasr üslubu nedeniyle müspet mana kazanmıştır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى cümlesi, masdar tevilinde, مَنَعَ fiilinin ikinci mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُؤْمِنُٓوا fiiline müteallik zaman zarfı اِذْ ’in muzâfun ileyhi olan جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى cümlesinde istiare sanatı vardır. Canlı varlıkların fiili olan جَٓاءَ , hidayete isnad edilerek hidayet, iradesi olan bir şahsa benzetilmiştir. Çünkü gelmek, gerçekte şahıslar için söz konusudur. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ayetteki ikinci masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ cümlesi, مَنَعَ fiilinin faili konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَنَعَ fiilinin ilk mef’ûlü olan النَّاسَ , konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.
Ayetteki nefiy harfi مَا ve istisna edatı اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. مَنَعَ , maksur/ sıfat, fail konumundaki masdar-ı müevvel, maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur.
Ayette iki masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi; açık masdarın, olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa burada, bir kere gerçekleşme manası murad edilmemiştir. Bu yüzden de teceddüt ve devama delalet eden fiil cümleleri getirilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.1, s. 83)
Insanları iman etmekten men eden şeylerin azap ve öncekilerin sünneti şeklinde açıklanması taksim sanatıdır.
Aynı üslupta gelen اَوْ atıf harfiyle masdar-ı müevvel cümlesine atfedilen اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
قُبُلاً kelimesi, الْعَذَابُ ‘dan haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Son iki cümlede istiare sanatı vardır. سُنَّةُ ve الْعَذَابُ kelimeleri, canlı varlık fiili olan تَأْتِيَهُمْ ‘ün faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlılara benzetilmiştir. Öncekilerin imanlarına engel olan özelliklerin ve azabın, bir şahıs gibi gelecek olması durumun şiddetini ve tehdidi artırmaktadır. Bu ifadedelerde, mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
جَٓاءَ - تَأْتِيَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, تَأْتِيَهُمْ - يَأْتِيَهُمُ kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سُنَّةُ الأوَّلِينَ ; küfür şekilleri demektir. Sünnet kelimesinin onlara izafe edilmesi, masdarın failine izafesi gibidir. Yani , السُّنَّةُ الَّتِي سَنَّها الأوَّلُونَ (Öncekilerin yaptığı gibi yapmak) demektir. İmanı engellemelerinin öncekilerin sünnetine isnadında istiare vardır. Mana şöyledir: Onların iman etmelerine engel olan şey; daha öncekilerin iman etmelerine engel olan inat, tuğyan, resulleri yalanlamak ve hafife almak adetleridir. Burada imandan sonra istiğfarın zikredilmesi küfrü terk etmek için acele etmelerini, peygamberi yalanlamak ve kibirlenmek dolayısıyla tövbe etmelerini telkin etmek içindir. Buradaki أوْ harfi إلى manasındadır. الإتْيانُ fiili de gelecekte gerçekleşeceği manasında mecazdır. أنِ masdariye, muzarinin müstakbel manasını ifade ettiğine delalet eder. Bu nisbî bir istikbaldir. Her ümmet için bir evvelki ümmetin sünneti vardır. İman etmemelerinin öncekilerin sünnetine isnad edilmesi aklî mecazdır. Bu ifade; tehdit, uyarı, ikaz ve küfürden istiğfar konusunda acele etmeye teşvikten kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
جَٓاءَ fiili, mecazi olarak dine çağrı manasında kullanılır. Onun tebliği, beklemedikleri bir gelişe, başka bir yerden gelen birinin halkın yanına girmesine benzetilir. Kur’an’da yaygın bir kullanımdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Tevbe/128)
قُبُلاً , gözle görmektir. Zamirden veya azaptan hal olarak mansubdur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
قُبُلاً , ‘onlar hayatta iken kendilerine peş peşe gelen çeşitli azaplar’ demektir. Bu kelimenin, mukabele (hemen karşıda bulunan, aşikâr) manasında olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)