Hac Sûresi 19. Ayet

هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ  ١٩

İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هَٰذَانِ işte şunlar
2 خَصْمَانِ iki hasım taraf خ ص م
3 اخْتَصَمُوا çekişen خ ص م
4 فِي hakkında
5 رَبِّهِمْ Rableri ر ب ب
6 فَالَّذِينَ kimselere
7 كَفَرُوا inkar eden(lere) ك ف ر
8 قُطِّعَتْ biçildi ق ط ع
9 لَهُمْ onlara
10 ثِيَابٌ giysi ث و ب
11 مِنْ -ten
12 نَارٍ ateş- ن و ر
13 يُصَبُّ dökülüyor ص ب ب
14 مِنْ -nden
15 فَوْقِ üstü- ف و ق
16 رُءُوسِهِمُ başlarının ر ا س
17 الْحَمِيمُ kaynar su ح م م
 
Kur’an’ın birçok âyetinde olduğu gibi burada da, evrendeki zorunlu itaat yasaları uyarınca Allah’a boyun eğen varlıklara dikkat çekilmekte, insanların ise sınav ortamının icabı olarak hür iradeleriyle baş başa bırakılmaları neticesinde topyekün bir teslimiyet ve itaat içinde olmadıkları, dolayısıyla birçok insan Allah’a itaat edip kurtuluşa ererken nicelerinin de azabı hak etmiş olacağı uyarısı yapılmaktadır. Âyetlerde yer alan tasvirlerde açıkça görüldüğü üzere, dünyadakinden başka bir hayat tanımayıp inkârcılıkta direnen ve rableri hakkında çekişme içine girenlerin öteki dünyadaki âkıbetleri pek acı olacaktır. İman edip Allah’ın hoşnutluğuna uygun davranışlarda bulunanların mükâfatı ise dünyada en cazip görünen nimetlere eriştirilmekten ibaret değildir. Çünkü onlar her türlü övgüye lâyık olan Allah katında en itibarlı mevkiye, Allah’ın yoluna iletilmiş ve sözlerin en güzeline yöneltilmişlerdir ki bu da mutlulukların en büyüğüdür. 
 

هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ 

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  هٰذَانِ  mübteda olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur. خَصْمَانِ  haber olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur.  اخْتَصَمُوا  cümlesi, خَصْمَانِ  ’nin sıfatı olarak mahallen merfûdur.

اخْتَصَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  ف۪ي رَبِّهِمْۘ  car mecruru  اخْتَصَمُوا  fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri,  في دين ربّهم (Rabblerinin dini hakkında) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اخْتَصَمُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خصم  ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ

 

İsim cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا  ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و  ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

قُطِّعَتْ لَهُمْ  cümlesi, الَّذ۪ينَ  ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

قُطِّعَتْ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  لَهُمْ  car mecruru  قُطِّعَتْ  fiiline mütealliktir. ثِيَابٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. مِنْ نَارٍ  car mecruru  ثِيَابٌ  ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُ cümlesi,  لَهُمْ  ‘deki zamirin hali olarak mahallen mansubdur.

يُصَبُّ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. مِنْ فَوْقِ  car mecruru  يُصَبُّ  fiiline mütealliktir.  رُؤُ۫سِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  الْحَم۪يمُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. 

Naib-i fail aklı olmayan varlıkların çoğulu bir isim ise meçhul fiil müfred müennes kipte gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و  (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قُطِّعَتْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قطع  ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.

Tecessüm ifade eden  هٰذَانِ  ile bu iki grup, göz önünde canlandırılmıştır.

 اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْ  cümlesi, haber olan  خَصْمَانِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Muzâfı hazf edilmiş  ف۪ي رَبِّهِمْۘ  ibaresinin mutealliki  اخْتَصَمُوا  fiilidir. Bu ibarede muzâf hazf edilmiştir, yani,  في دين ربّهم  (Rabblerinin dini hakkında) dir. 

Önceki ayetteki lafz-ı celalden, bu ayette Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için Rab ismine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

Veciz ifade kastına matuf  بِرَبِّهِمْ  izafeti, Rab ismine muzâfun ileyh olan  هُمْ  zamiri onları tahkir içindir. Rab isminin kâfirlere ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini, onun otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduklarını hatırlatma, sapkınlıklarında ne kadar ileri gittikleri konusunda ikaz vardır.

خَصْمَانِ - اخْتَصَمُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اخْتَصَمُوا  İftiâl babındandır. Bu bab fiile, mutavaat (dönüşlülük), edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak, müşareket (ortaklık), göstermek, ortaya çıkarmak manalarını katar.

Burada  اخْتَصَمُوا  fiili iftiâl babından geldiği için müşareket manasındadır. Müşareket (işteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur.

Ayette  خصمان  kelimesi tesniye iken  اختصموا  kelimesi cemi zamir almış fiildir. Ayette bu iki grubun müminler ve kâfirler olduğu ve bu gruplardaki insanların hasımlıkları anlatıldığı için tesniyeden cemiye iltifat yapılmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hikmetini tam olarak tespit edemeyeceğimiz bu vb. ayetlerde müfessirler bir takım yorumlara gitmişlerdir. Burada da cemiye geçiş sebebini ayette ifade olunan tartışmanın her iki tarafta da pek çok sayıda insan olmasına bağlamışlardır. Fakat asıl muradı ancak Allah bilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

İkrime şöyle demektedir: İki hasımdan kasıt cennet ile cehennemdir. Bunlar birbirleriyle davalaştılar. Cehennem; O beni cezasını vermek maksadıyla yaratmıştır, dedi. Cennet de: Beni rahmetini ihsan etmek için yaratmıştır, demiştir. El-Ferrâ ise iki hasmı, iki ayrı din mensubu iki kesim olarak yorumlamış ve bir hasmın Müslümanlar, diğerlerinin ise Yahudilerle Hristiyanlar olduklarını iddia etmiştir. Bunlar Rabbleri hakkında davalaşmalardır. Yüce Allah'ın  اخْتَصَمُوا  lafzının çoğul olarak gelmesi, cemi olmalarından dolayıdır. Eğer: “İkisi davalaştılar” diye kullanılmış olsaydı yine caiz olurdu. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân)

Bu ikisi, insanlardan secde eden kısım ile secde etmeyen kısım, müminlerle kâfirler iki hasımdırlar ki kendilerinin Rabbi (olan Allah) hakkında tartışmaktadırlar. Rabbleri hakkında birbirlerine karşı dava açtıkları mahkemede duruşma halindedirler. (Bk: Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, c. 5, s. 538) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَصْمَانِ  kelimesi ilk görüşe göre hakiki manadadır. İkinci bir görüşe göre ise tartışma manasında mecâz-ı mürsel olarak kullanılmıştır. Çünkü dinde düşmanlık tartışmanın sebebidir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile istînâfa atfedilmiştir. فَ  atıf harfi tefri’ içindir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mübteda konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  كَفَرُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekmek ve tahkir kastına matuftur.

قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ  cümlesi,  الَّذ۪ينَ ’nin haberidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. قُطِّعَتْ  fiiline müteallik  لَهُمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için naib-i faile takdim edilmiştir.

مِنْ نَارٍ  car-mecruru,  ثِيَابٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

ثِيَابٌ ’daki nekrelik nev, نَارٍ  ’deki ise kesret ve nev ifade eder.

قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ  [Onlara, ateşten elbiseler biçilmiştir] cümlesinde istiare vardır. Bu ifade, elbisenin, giyeni kuşatması gibi ateşin on­ları çepeçevre kuşatmasından istiaredir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُ  cümlesi  نَارٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُصَبُّ  ve  قُطِّعَتْ   fiilleri, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُصَبُّ  fiiline müteallik  مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ  car mecruru, tehdidi artırmak için faile takdim edilmiştir.

نَارٍۜ - حَم۪يمُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قُطِّعَتْ  mazi sıygasıyla getirilmiştir. Çünkü, ahirete dair şeyler, olmuş bitmiş şeyler mesabesindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)