Mâide Sûresi 115. Ayet

قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟  ١١٥

Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ buyurdu ki ق و ل
2 اللَّهُ Allah
3 إِنِّي ben
4 مُنَزِّلُهَا onu indireceğim ن ز ل
5 عَلَيْكُمْ sizin üzerinize
6 فَمَنْ ama kim
7 يَكْفُرْ inkar ederse ك ف ر
8 بَعْدُ ondan sonra ب ع د
9 مِنْكُمْ sizden
10 فَإِنِّي ben
11 أُعَذِّبُهُ ona azab ederim ع ذ ب
12 عَذَابًا bir azapla ع ذ ب
13 لَا
14 أُعَذِّبُهُ azab etmediğim ع ذ ب
15 أَحَدًا hiç kimseye ا ح د
16 مِنَ
17 الْعَالَمِينَ dünyalarda ع ل م
 

قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail damme ile merfûdur. Mekulü’l kavli,  اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُنَزِّلُهَا  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  مُنَزِّلُهَا  ‘ya mütealliktir.  

مُنَزِّلُ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   


 فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَكْفُرْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بَعْدُ  zaman zarfı   يَكْفُرْ  fiiline mütealliktir.  مِنْكُمْ  car mecruru  يَكْفُرْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُعَذِّبُهُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

اُعَذِّبُهُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَذَابًا  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَدًا  cümlesi, عَذَابًا ‘in sıfatı olarak mahallen mansubdur.  

لَٓا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اُعَذِّبُهُٓ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَحَدًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟  car mecruru  اَحَدًا ‘in mahzuf sıfatına müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُعَذِّبُهُٓ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi  عذب ’dir. 

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesiyle tekit edilen bu gibi cümleler, çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

عَلَيْكُمْ ‘de tevcîh vardır. Hem üstünüze hem aleyhinize demektir.

مُنَزِّلُ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsa (a.s.), sofranın indirilmesini niyaz ederken inzal fiilini kullandığı halde Allah Teâlâ icabetini belirtirken ziyade ifade eden tenzil fiilini kullanmıştır. Bu ilâhî lütuf ve ihsanın kemâlini göstermek içindir. İlâhî icabet ifade eden mezkûr cümlenin başında tahkik (اِنّ۪ي /Şüphesiz Ben) kelimesinin bulunması ve ondan sonra isim kipi  مُنَزِّلُ  ‘nün kullanılması, ilâhî vaadin kesinliğini, onun mutlaka gerçekleşeceğini, hiçbir şeyin O’na engel olamayacağını ve bunun devam edeceğini bildirir. Yani Ben size o sofrayı çok kere indireceğim, demektir. Diğer bir görüşe göre ise ayette kullanılan inzal ve tenzil aynı manadadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)


 فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟

 

Ayetin şart üslubunda gelen bu cümlesi makabline  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.

Şart cümlesi olan مَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. مَنْ  şart ismi mübteda,  يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ  cümlesi, mübtedanın haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olması, hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin tercih edilmesi olayın zihinde daha kolay canlandırılması için de olabilir. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesiyle gelen   فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟  şeklindeki cevap cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  اُعَذِّبُهُ عَذَاباً  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Müsnedin muzari sıygada fiil olarak gelmesi, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları yanında cümlenin hükmünü takviye etmiştir.  

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak faide-i haber inkârî kelam olan cümle, haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟  cümlesi  عَذَاباً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

اَحَداً ’deki tenvin “hiç” manasındadır. Olumsuz siyakta nekre, umum ifade eder.

فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً  cümlesiyle  لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

اُعَذِّبُهُ - لَٓا اُعَذِّبُهُٓ - عَذَاباً  kelimeleri arasında iştikak cinası, tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عَذَاباً  mef’ûlu mutlak olarak gelmiş ve cümleyi tekit etmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنّ۪ٓ , isim cümlesi, mef’ûlü mutlak ve isnadın tekrarı olmak üzere birden fazla tekit içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Küfrün ve nimeti inkârın azabı yalnız ahirette değil, dünyada da büyüktür. Nimet ne kadar büyük ne kadar olağanüstü ise küfür ve inkârın azabı da o ölçüde eşsiz ve o nimetin zevali de o ölçüde acı olur. “Bugün size dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendin.” (Maide Suresi, 3) buyurulduğu gün Müslümanlara ihsan edilmiş olan sofranın gerek hoşluğu ve gerek lütfedilme şekli bakımından İsa’nın sofrasından ne kadar büyük bir devlet olduğunu düşünmeli de, buna karşı küfür ve inkârın nasıl bir azaba layık olacağını anlamalıdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)