Mâide Sûresi 15. Ayet

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ  ١٥

Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَهْلَ ehli ا ه ل
2 الْكِتَابِ Kitap ك ت ب
3 قَدْ muhakkak
4 جَاءَكُمْ size geldi ج ي ا
5 رَسُولُنَا elçimiz ر س ل
6 يُبَيِّنُ açıklıyor ب ي ن
7 لَكُمْ size
8 كَثِيرًا çoğunu ك ث ر
9 مِمَّا şeylerin
10 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
11 تُخْفُونَ gizlemiş خ ف ي
12 مِنَ -tan
13 الْكِتَابِ Kitap- ك ت ب
14 وَيَعْفُو vaz geçiyor ع ف و
15 عَنْ -ndan
16 كَثِيرٍ çoğu- ك ث ر
17 قَدْ gerçekten
18 جَاءَكُمْ size gelmiştir ج ي ا
19 مِنَ -tan
20 اللَّهِ Allah-
21 نُورٌ bir nur ن و ر
22 وَكِتَابٌ ve bir Kitap ك ت ب
23 مُبِينٌ açık ب ي ن
 

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ


يَٓا  nida harfidir. Münada olan  اَهْلَ  muzâf olup, fetha ile mansubdur. الْكِتَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Nidanın cevabı  قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا ’dır.  

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

رَسُولُنَا  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً  cümlesi, رَسُولُنَا ’nın hali olarak mahallen mansubdur. 

يُبَيِّنُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. لَكُمْ  car mecruru  يُبَيِّنُ  fiiline mütealliktir.  كَث۪يراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  كَث۪يراً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur.  تُخْفُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur. 

تُخْفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْكِتَابِ  car mecruru  تُخْفُونَ ‘deki mahzuf zamirin haline mütealliktir. Takdiri; تخفونه من الكتاب (Kitaptaki şeyi saklıyorsunuz) şeklindedir.

يَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍ  cümlesi, يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً ‘e matuf olup, mahallen mansubdur.  

يَعْفُوا  fiili و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. عَنْ كَث۪يرٍ  car mecruru  يَعْفُوا  fiiline mütealliktir.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُخْفُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil ifâl babındadır. Sülâsîsi  خفي ’dır. 

İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat) tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

كَث۪يراً  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ

 

Fiil cümlesidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir. نُورٌ  fail olup damme ile merfûdur. كِتَابٌ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.  مُب۪ينٌ  kelimesi  كِتَابٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُب۪ينٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Münada kitap ehlidir. اَهْلَ الْكِتَابِ  Yahudi ve Hristiyanlardan kinayedir.

Nidanın cevabı olan   قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ  cümlesi,  قَدْ  tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, talebî kelamdır. 

قَدْ , mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. 

رَسُولُنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan  رَسُولُ , şan ve şeref kazanmıştır.

يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً  cümlesi  رَسُولُنَا ‘ in halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Hal cümlesinin  وَ  olmadan gelmesi bu halin mevsufta sürekli ve sabit olduğuna işaret eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  كَث۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  يُبَيِّنُ  fiilinde irsâd sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle  يُبَيِّنُ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ  cümlesi, nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi olan  تُخْفُونَ ‘nin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder.  (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

الْكِتَابِ  kelimesi, Tevrat ve İncil’den kinayedir. 

وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la  يُبَيِّنُ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Birbirine atfedilmiş iki cümle arasında ihtibak sanatı vardır. يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ  dedikten sonra sadece  عَنْ كَث۪يرٍ  lafzıyla yetinilmiş  مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ hazfedilmiştir. 

İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân, II, 831)

الْكِتَابِ  ve  كَث۪يرٍ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تُخْفُونَ - يُبَيِّنُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ  [Sizin kitaptan gizlediklerinizi açıklayan] cümlesinde idmâc vardır. Hem onların gerçekleri gizlediğini hem de gelen son resulü haber verir.

يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ  [Kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu açıklıyor.] cümlesiyle وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍ  [bir çoğunu da kapatıyor] cümlesi arasında mukabele vardır.

Bu kelam, terğîb (rağbet ettirme) ve terhib (korkutma) olarak, onların bu hakikatleri gizlememeleri için teşvik anlamını taşır.

Diğer bir görüşe göre bu beyan “Sizin bir çok suçlarınızı affediyor ve onlardan dolayı sizi muaheze etmiyor.” anlamına gelir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الْكِتَابِ  lafzı, cins olduğu için müfred olarak getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَعْفُو  fiili “yüz çevirmek ve desteklememek” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

 

 قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiş bedel-i iştimâl cümlesidir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir. Tevabîden birisi olan bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

قَدْ  tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, talebî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  مِنَ اللّٰهِ , ihtimam için, fail olan  نُورٌ  ve  كِتَابٌ مُب۪ينٌۙ ‘ye takdim edilmiştir

مُب۪يناً  kelimesi  كِتَابٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Ayetteki  نُورٌ  ile Hazreti Muhammed,  الْكِتَابِ  ile de Kur’an-ı Kerim ya da  نُورٌ  ile İslam,  الْكِتَابِ  ile Kur'an kastedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

قَدْ - جَٓاءَكُمْ - الْكِتَابِ - كَث۪يراً  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

نُورٌ  ve  وَكِتَابٌ  kelimelerindeki nekrelik tazim içindir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يُبَيِّنُ - مُب۪ينٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetin başında azamet zamiri gelmişken sonunda Allah ismi zikredilerek iltifat yapılmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

جَٓاءَ  fiili, نُورٌ  ve  كِتَابٌ ‘a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan gelme fiili kitaba ve nura nispet edilerek, cansız olan şeyler canlı varlıklara benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

قَدْ جاءَكم مِنَ اللَّهِ نُورٌ  cümlesi  قَدْ جاءَكم رَسُولُنا  cümlesinden bedel-i iştimâldir. Çünkü resulun gelişi hidayet ve Kur’an’ın gelişini de kapsar.  قَدْ  harfinin tekrarı bedel cümlesinin manasını doğrular. Çünkü bedel-i iştimâl cümlesinin mübeddel minh ile alakası bedeli mutabıktan daha zayıftır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)