فَتَرَى الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ ٥٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَتَرَى | görürsün |
|
| 2 | الَّذِينَ |
|
|
| 3 | فِي | bulunanların |
|
| 4 | قُلُوبِهِمْ | kalblerinde |
|
| 5 | مَرَضٌ | hastalık |
|
| 6 | يُسَارِعُونَ | koştuklarını |
|
| 7 | فِيهِمْ | onların arasına |
|
| 8 | يَقُولُونَ | diyerek |
|
| 9 | نَخْشَىٰ | korkuyoruz |
|
| 10 | أَنْ |
|
|
| 11 | تُصِيبَنَا | bize gelmesinden |
|
| 12 | دَائِرَةٌ | bir felaket |
|
| 13 | فَعَسَى | belki |
|
| 14 | اللَّهُ | Allah |
|
| 15 | أَنْ |
|
|
| 16 | يَأْتِيَ | getirir de |
|
| 17 | بِالْفَتْحِ | fetih |
|
| 18 | أَوْ | ya da |
|
| 19 | أَمْرٍ | bir iş |
|
| 20 | مِنْ |
|
|
| 21 | عِنْدِهِ | kendi katından |
|
| 22 | فَيُصْبِحُوا | onlar olurlar |
|
| 23 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 24 | مَا | şeyler |
|
| 25 | أَسَرُّوا | gizledikleri |
|
| 26 | فِي | içinde |
|
| 27 | أَنْفُسِهِمْ | nefisleri |
|
| 28 | نَادِمِينَ | pişmanlık |
|
“Kalplerinde hastalık bulunanlar”dan maksat inanmadıkları halde müslüman görünen münafıklar olup âyette bunların yahudilerle ve hıristiyanlarla olan ilişkilerine değinilmektedir. Câhiliye döneminde Arabistan’daki yahudiler ve hıristiyanlar ekonomik bakımdan putperest Araplar’dan daha ileri seviyede bulunuyorlardı. Medine’de yahudiler en verimli topraklara sahip oldukları gibi ticarete de hâkimdiler. Bu sebeple halkın üzerinde güçlü bir ekonomik baskı oluşturmuşlardı. Bu durum siyasette de ağırlığını hissettiriyordu. Yarımadanın diğer bölgelerinde –özellikle Yemen’de– bulunan hıristiyanlar da ekonomik bakımdan diğerlerinden daha iyi durumda idiler. Hicretin ilk yıllarında müslümanlar Hz. Peygamber’in liderliğinde devlet kurmuş olmakla birlikte putperestlere ve diğer güçlere karşı verdikleri mücadele henüz kesin bir sonuca ulaşmadığı için Medine’deki münafıklar durumlarını netleştirmemişlerdi. Bunlar müslümanların içinde yer almışlardı, ancak mücadele müslümanların yenilgisiyle sonuçlanacak olursa yahudilere ve hıristiyanlara sığınabilmek için ilişkilerini sürdürme konusunda birbirleriyle yarışıyorlardı.
“Kalplerinde hastalık bulunanların, ‘Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz!’ diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün” meâlindeki cümlede, münafıkların ikili oynadıkları ifade edilmektedir. Ancak münafıklar Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım edeceğini, ona zaferler, fetihler nasip edebileceğini veya düşmanlarının başına bir felâket getirip de onları yok edebileceğini, bu takdirde ikili oyunlarından pişmanlık duyacaklarını hesaba katmamışlardı. Nitekim münafıkların hesabı tutmadı, yüce Allah vaadini yerine getirerek peygamberine fetihler ve başarılar nasip etti. Böylece münafıklar hayal kırıklığına uğradılar.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 294-295
فَتَرَى الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَرَى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
ف۪ي قُلُوبِهِمْ car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَرَضٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
يُسَارِعُونَ cümlesi, ism-i mevsûlun hali olarak mahallen mansubdur.
يُسَارِعُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِمْ car mecruru يُسَارِعُونَ fiiline mütealliktir.
يَقُولُونَ cümlesi يُسَارِعُونَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
يَقُولُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Mekulü’l kavli, نَخْشٰٓى ‘dir. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahalen mansubdur.
نَخْشٰٓى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, amili نَخْشٰٓى ‘nın mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُص۪يبَنَا fetha ile mansub muzari fiildir. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. دَٓائِرَةٌ fail olup damme ile merfûdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُسَارِعُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi سرع ’dır.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُص۪يبَنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. عَسَى terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ gibi ismini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl عَسَى ’nın ismi olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel عَسَى ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَأْتِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِالْفَتْحِ car mecruru يَأْتِيَ fiiline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَمْرٍ atıf harfi اَوْ ile بِالْفَتْحِ ’e matuftur. مِنْ عِنْدِه۪ car mecruru اَمْرٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfi, sebebiyyedir. اَصْبَحَ nakıs, mebni mazi fiildir. كان gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يُصْبِحُوا nakıs, نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. يُصْبِحُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. مَٓا ve masdar-ı müevvel, عَلٰى harf-i ceriyle نَادِم۪ينَ ’ye mütealliktir.
اَسَرُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ car mecruru اَسَرُّوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَادِم۪ينَ kelimesi يُصْبِحُوا ’nin haberi olarak mahallen mansub olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَسَرُّوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سرر ’dir.
يُصْبِحُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صبح ‘dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
نَادِم۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi ندم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَتَرَى الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ
Ayet atıf harfi فَ ile … اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir.
Mef’ûl konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ف۪ي قُلُوبِهِمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرَضٌ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan مَرَضٌ ’un nekreliği, teksir ve tahkir ifade eder.
مرض kelimesinin nekre gelişi tazim içindir. Onların kalplerindeki hastalığın tehlikesinin şiddetine ve kötü akıbetlerine ima veya insanların tanıdığı hastalıkların dışında bir hastalık çeşidine delalet etmek için nekre gelmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 77)
Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri sonradan gelen habere dikkat çekmenin yanında bu kişileri tahkir ifade eder.
Münafıklar hakkındaki bu ayet-i kerimede مَرَضٌ kelimesinde istiare yapılmıştır. Maraz bedenî bir hastalıktır, kalbî bir hastalık olan nifak için müstear olmuştur. Aralarındaki benzerlik her ikisinin de yakaladıkları şeyi ifsad etmesidir. Maraz bedeni, nifak ve küfür ise kalbi ifsad eder. Bu kelimenin hakiki manasında kullanılmayıp müstear olduğunun delili yani karîne-i mânia ayet-i kerimenin küfürlerini gizleyip Müslüman olduklarını izhar eden münafıkları zem siyâkında olmasıdır. Bedenî hastalıkları değil, kalbî fesatları zemmedilmektedir. Ayette hakiki manadan mecazî manaya geçişin sebebi; nifakın bir hastalık gibi kanlarında dolaşacak kadar etkili hale geldiğini ifade etmektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
ف۪ي قُلُوبِهِمْ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla kalp içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kalp hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak bu kimselerin fikirlerindeki yanlışlığı etkili bir şekilde ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Beyân İlmi Kur’ân Işığında Belâğat Dersleri)
ف۪يهِمْ [onların içinde] buyurulması, o insanların, Yahudilerin ve Hristiyanların dostluğuna ziyadesiyle rağbet ettiklerini ve bunun için koşuştuklarını beyan etmek içindir. Burada ف۪ي [içinde] edatının إلي [ona] edatına tercih edilmesi, onların, Yahudi ve Hristiyanların dostluklarında karar kıldıklarını, dostlukların bazı mertebelerinden diğer bazı mertebelerine koşmakta olduklarını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ cümlesi cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. Ayette insan topluluğu, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Aynı üslupta gelen يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ cümlesi de aynı kişilerden müekked haldir. و olmadan gelen müekked hal cümleleri, bu hallerin, o kişilerde kalıcı ve sabit bir durum olduğuna işaret eder.
يَقُولُونَ fiilinin mekulü’l-kavli olan نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌ cümlesi, masdar teviliyle نَخْشٰٓى fiilinin mef’ûlü konumundadır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede muzari sıygada gelen bütün fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Fail olan دَٓائِرَةٌ ’deki tenvin nev ve kesret ifade eder.
تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ ifadesinde istiare sanatı vardır. Musibet hedefine ulaşan oka benzetilmiştir.
Bahsi geçen kimselerin özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
دَٓائِرَةٌ felaket, musibet demektir. دَٓائِرَ; lügat manası olarak dönen, bilinen, devam eden, seyyar şey demektir. Bu kelime çoğu zaman mevsufu hazf edilerek gelir.
دَٓائِرَةٌ , dünyanın başucunda dönüp dolaşan felaket ve inkılâb demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ
فَ , istînâfiyyedir.Terecci manalı nakıs fiil عَسَى ’nın dahil olduğu فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ cümlesi, gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması tazim ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
عَسٰى fiili tereccî harfidir. Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
عَسٰى fiili Allah Teâlâya isnad edildiğinde gereklilik ifade eder, kulların kelamında ise ümit ve arzu ifade eder, Allah’a nispeti kesinlik, kullara nisbeti şek ve zanna dayanan nisbettir. (Celâleddin es-Suyûtî, c. 1, s. 53)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ cümlesi, عَسٰٓى fiilinin haberi konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Geldi manasındaki آتِي fiili, بِ harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.( Doç. Dr. Mahmut Çanga, Kur’an-ı Kerim Lugatı)
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمْرٍ ‘deki nekrelik herhangi bir manasında cins ve tazim ifade eder.
مِنْ عِنْدِه۪ car mecruru, بِالْفَتْحِ ‘ye tezayüf nedeniyle atfedilen اَمْرٍ ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf عِنْدِه۪ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِنْدِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
Cümlenin başındaki lafza-ı celâlden, عِنْدِه۪ ‘deki gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için mecaz olarak kullanılır. Bir şeyi kontrol altında tutmak manasında da mecazî olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/57)
Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ cümlesi, masdar tevilinde, önceki masdar-ı müevvele matuftur. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Nakıs fiil يُصْبِحُوا ‘nun dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim tehir sanatı vardır. عَلٰى مَٓا car mecruru konudaki önemine binaen يُصْبِحُوا ‘nun haberi ve car-mecrurun amili olan نَادِم۪ينَۜ ‘ye, takdim edilmiştir.
Masdar harfi مَا ve akabindeki اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ cümlesi masdar tevilinde, نَادِم۪ينَ ‘ye mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ ‘deki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi ف۪ٓي harfinde zarfiyyet anlamı vardır. اَنْفُسِ lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Nefisler içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Nefis ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
نَادِم۪ينَۜ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
‘Umulur ki’ manasındaki عَسٰٓى fiili, Allah Teâlâ hakkında kullanıldığında kesin bir vaadi ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Mustafa Yıldız ve Mahmut Ustaosmanoğlu). (لعل gibi, o da ل manasında “.. diye, .. olsun diye, .. olması için” şeklinde çevrilmelidir.)
Yahudi ve Hristiyanlar, zalim bir kavimdir. Kalplerinde manevi hastalık vardır.
Allah tarafından bir fetih veya bir güzellik verildiği zaman kalplerinde gizledikleri şeylerden dolayı pişmanlık duyarlar.
Din düşmanlarına sevgi beslemek bir kalp hastalığıdır.
Bu kelam, onların, geçersiz gerekçelerini reddetmek, boş umutlarını kesmek, müminlere zafer müjdelemek anlamlarını taşır. Çünkü عَسٰٓى, Allah Teâlâ hakkında kullanıldığında kesin bir vaadi tazammun eder. Kerem sahibi bir insan bile birine ümit verdiğinde mutlaka sözünü yerine getirir. Şu halde kerem sahiblerinin en büyüğü olan Allah Teâlâ hakkında bunun aksi nasıl düşünülebilir? (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قُلُوبِهِمْ ile يَقُولُونَ fiili arasında cinas-ı muzari vardır. ِ ْفَتْحِ - اَمْرٍ arasında muvazene vardır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)