En'âm Sûresi 45. Ayet

فَقُطِـعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۜ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  ٤٥

Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَقُطِعَ böylece kesildi ق ط ع
2 دَابِرُ ardı د ب ر
3 الْقَوْمِ milletin ق و م
4 الَّذِينَ onlar ki
5 ظَلَمُوا haksızlık ediyordu ظ ل م
6 وَالْحَمْدُ hamdolsun ح م د
7 لِلَّهِ Allah’a
8 رَبِّ Rabbi ر ب ب
9 الْعَالَمِينَ alemlerin ع ل م
 

İnsanlar kıtlıktan bolluğa, hastalıktan sağlığa, sıkıntıdan esenliğe kavuştukları zaman, bunlarda kendileri için imtihanlar bulunduğunu düşünmeli ve her zamankinden daha dikkatli, daha sorumlu hareket etmeli, bu nimet ve imkânları veren Allah’a minnet ve şükran hissi duymalıdırlar. Âyette söz konusu edilen kavimler, bu imkânların bir imtihan olduğunu düşünerek uyarılara önem verecekleri yerde, kendileri için bir istidrâc (insanın günahlarını daha da arttırmasına yol açabilecek nimetler; bilgi için bk. A‘râf 7/182), bir imtihan olan bu bolluk ve rahatlığa aldandılar; “sonunda kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları sırada” Allah Teâlâ onları ansızın yakaladı. “Bir anda bütün ümitlerini yitirdiler; böylece artık zulmeden –yani şükretmeleri gerekirken küfredip başkaldıran– kavmin kökü kesildi.” Bu şekilde ıslah olma ümidi kalmamış olan kötülerin Allah tarafından yok edilmesi iyiler hakkında bir rahmet olduğu için, bu gelişmeleri anlatan âyetlerin sonunda “Her türlü övgü, âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur” buyurulmuştur. Rivayete göre Hz. Peygamber, “Bir topluluk günah işlemekte ısrar ederken yine de Allah’ın onlara istedikleri şeyleri verdiğini görürseniz bilin ki bu bir istidrâcdır” buyurmuşlar, ardından da bu âyeti okumuşlardır (İbn Atıyye, II, 292) 

Kuran Yolu Diyanet Tefsiri  

 

فَقُطِـعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir.  Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُطِـعَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. دَابِرُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقَوْمِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْقَوْمِ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  ظَلَمُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

ظَلَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44) دَابِرُ  kelimesi, sülâsi mücerredi دبر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اَلْحَمْدُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  لِلّٰهِ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Takdiri,  واَجِبٌ  veya  ثاَبِةٌ  (gereklidir veya sabittir) şeklindedir.

رَبِّ  kelimesi  لِلّٰهِ  lafza-i celâlin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَقُطِـعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۜ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  هُمْ مُبْلِسُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قُطِـعَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin  bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

الْقَوْمِ  için sıfat konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  ظَلَمُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Kavmin sıfatının ism-i mevsûlle gelmesi, sonraki habere dikkat çekmenin yanında tahkir içindir. Zamir makamında zahir isim gelerek zalimler olarak nitelenmeleri hükmün illetini bildirmek için gelen ıtnâb sanatıdır. Müsnedün ileyh olan, az sözle çok anlam ifade eden  دَابِرُ الْقَوْمِ  izafetinde, دَابِرُ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. 

فَقُطِـعَ دَابِرُ [Arkasının kesilmesi] ifadesi, topluluğun yok edilmesinden kinayedir. Çünkü yok edilen toplumun arkasından onu izleyen başka bir toplum meydana gelir. Bunların ardından başkası gelince bu toplum da yok edilir. Bu böyle devam edip gider. Bu tabir Kur’an’da çok tekrar edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Burada zamir makamında zahir ismin kullanılması (onların değil de zalimler topluluğu denmesi) hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü onların helak edilmesi, zulümleri sebebiyledir. Bu da,küfrü şükür, isyanı da itaat yerine koymaktır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ’dan murad, müşriklerdir. Şirk en büyük zulümdür. Çünkü şirk, Rabb olarak sadece Allah’ı kabul etmek konusunda Allah’ın kulları üzerindeki hakkına bir tecavüzdür. Yine şirk, bir takım haksızlıkları da beraberinde getirir. Çünkü müşrikler, insanları adaletsizlikten alıkoyan bir kanuna inanmazlar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Cümle tezyil hükmünde itiraz cümlesidir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  الْحَمْدُ , mübteda,  لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  car-mecruru mahzuf habere mütealliktir.

لِلّٰهِ  için sıfat olan  رَبِّ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اَلْحَمْدُ , kelimesinin başındaki اَل  takısı istiğrak ifade ettiği için, övgüde mübalağa sanatı vardır. Hitap şeklini zenginleştirme babındandır. Çünkü hitap; lafzen haber, manen emir cümlesidir. Yani “elhamdulillah deyiniz” demektir. Hamd’in Allah’a mahsus olduğunu ifade eder.

Az sözle çok anlam ifade etmiş olan  رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  izafeti  الْعَالَم۪ينَ  için tazim ve teşrif ifade eder. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde ve  رَب  isminde tecrîd sanatı vardır.

Ayette, ulûhiyet ve rububiyet ifade eden isimler, bir arada zikredilmiştir. 

لِلّٰهِ  ve  رَبِّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234)

Allah Teâlâ’dan  رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın Malik’i olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin/5)

رَبّ  kelimesi her ne kadar yaygın bir kullanım alanına sahip olsa da, اَل  takısıyla veya izafetsiz kullanıldığında bütün mevcudatın maslahatına kefil olduğundan sadece Allah için kullanılır. Ancak, izafetli olduğu zaman hem Allah hem de başkaları için kullanılabilir.  رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  âlemlerin rabbi,  رَبُّ الفرسِ (atın sahibi) misallerinde olduğu gibi. Çağdaş alimlerden İbni Âşûr (ö.1973) yaygın olan bu kanaatin aksine  رَبّ  kelimesinin izafet olmaksızın da Allah'ın dışındaki varlıklar için kullanılabileceğini söylemiş; nitekim hem cahiliye Araplarında, hem de sonrasında bu kullanımın var olduğunu iddia etmiştir. Kanaatimizce birbirine zıt gibi görünen bu iki görüş telif edilebilir. Şöyle ki;  رَبّ  lafzının cahiliye döneminde ister اَلْ  takısıyla olsun ister olmasın mutlak manada kullanıldığı kabul edilebilir. İslâm'dan sonra ise bu kullanımın giderek azalıp yok olmaya yüz tuttuğu söylenebilir. (Murat Ataman,Fatiha Suresi’nin Arap Dili Açısından Tahlili ) 

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ [Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.] Denildiğine göre bu hamd, zalimler topluluğunun helak edilmeleri dolayısıyladır. Allah’a nasıl hamd edeceklerinin müminlere öğretilmesi için olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

لِلّٰهِ  lafzındaki  ل  tahsis ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)  

Cümle, hamdin belirli zaman dilimi ve şahıslarla sınırlı olmadığı, ezelden ebede Allah'a olduğunu beyan etmek üzere kasr ifade etmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/6/45)

Ayetin isim cümlesi olduğu görülmektedir. İsim cümlesinin fiil cümlesine tercih edilmiş olması, isim cümlesinin süreklilik /devamlılık /sübût gibi manalar içeriyor olmasındandır. Zira ayetin anlatmak istediği, hamdin belirli zaman dilimi ve şahıslarla sınırlı olmadığı, ezelden ebede Allah'a olduğunu beyan etmektir. (Murat Ataman, Fatiha Suresi’nin Arap Dili Açısından Tahlili)

الْعَالَم۪ينَ  lafzının cemi gelme nedeni, kelimeye dahil olan  ال  takısının istiğrak ifade etmesindendir. Şayet müfret gelseydi o zaman  ال ’in ahd veya cins için olduğu akla gelebilirdi. Dolayısıyla cemi gelmiş olması  ال ’in istiğrak için olduğunu belirtmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)