En'âm Sûresi 99. Ayet

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِراً نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُـرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ  ٩٩

O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَهُوَ ve O’dur
2 الَّذِي kimse
3 أَنْزَلَ indiren ن ز ل
4 مِنَ -ten
5 السَّمَاءِ gök- س م و
6 مَاءً suyu م و ه
7 فَأَخْرَجْنَا çıkardık خ ر ج
8 بِهِ onunla
9 نَبَاتَ bitkiyi ن ب ت
10 كُلِّ her ك ل ل
11 شَيْءٍ çeşit ش ي ا
12 فَأَخْرَجْنَا ve çıkardık خ ر ج
13 مِنْهُ o (bitki)den
14 خَضِرًا bir filiz خ ض ر
15 نُخْرِجُ çıkarıyoruz خ ر ج
16 مِنْهُ ondan da
17 حَبًّا daneler ح ب ب
18 مُتَرَاكِبًا birbiri üzerine binmiş ر ك ب
19 وَمِنَ
20 النَّخْلِ hurmanın ن خ ل
21 مِنْ -ndan
22 طَلْعِهَا tomurcuğu- ط ل ع
23 قِنْوَانٌ sarkan ق ن و
24 دَانِيَةٌ salkımlar د ن و
25 وَجَنَّاتٍ ve bahçeleri ج ن ن
26 مِنْ
27 أَعْنَابٍ üzüm ع ن ب
28 وَالزَّيْتُونَ ve zeytin ز ي ت
29 وَالرُّمَّانَ ve nar ر م ن
30 مُشْتَبِهًا (kimi) birbirine benzer ش ب ه
31 وَغَيْرَ غ ي ر
32 مُتَشَابِهٍ (kimi) benzemez ش ب ه
33 انْظُرُوا bakın ن ظ ر
34 إِلَىٰ
35 ثَمَرِهِ meyvesine ث م ر
36 إِذَا zaman
37 أَثْمَرَ meyve verirken ث م ر
38 وَيَنْعِهِ ve olgunlaştığı ي ن ع
39 إِنَّ şüphesiz
40 فِي
41 ذَٰلِكُمْ bunda
42 لَايَاتٍ çok ibret vardır ا ي ي
43 لِقَوْمٍ toplumu için ق و م
44 يُؤْمِنُونَ inananlar ا م ن
 

Aynı yağmurla sulandığı halde sayılamayacak kadar çok çeşitli cinslerde bitkiler veren yeryüzündeki tabiat hârikalarından bir demet sunulmakta ve bunların, şuursuz tabiatın, kör tesadüfün sonucu olmayıp yine o ulu kudretin eserleri olduğu bildirilmekte; bunların her birinde inanan insanlar için âyetler, yaratıcısına delâlet eden tecelliler bulunduğuna dikkat çekilmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 445

 

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنَ السَّمَٓاءِ  car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir. مَٓاءً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اَنزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِراً نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرَجْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  اَخْرَجْنَا  fiiline mütealliktir. بِ  harf-i ceri sebebiyyedir.  نَبَاتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. كُلِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  atıf harfidir.  اَخْرَجْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُ  car mecruru  اَخْرَجْنَا  fiiline mütealliktir.  خَضِراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. نُخْرِجُ مِنْهُ  cümlesi,  خَضِراً  ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

نُخْرِجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. مِنْهُ  car mecruru  نُخْرِجُ  fiiline mütealliktir.  حَباًّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مُتَرَاكِباً  kelimesi,  حَباًّ ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekan zarfı gibi manalar kazandırabilir. Burada sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرَجْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ‘dir.

مُتَرَاكِباً  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفاعَلَ  babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

  وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. مِنَ النَّخْلِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ طَلْعِهَا car mecruru  مِنَ النَّخْلِ ’den bedeldir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قِنْوَانٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  

دَانِيَةٌ  kelimesi  قِنْوَانٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur. جَنَّاتٍ  atıf harfi  وَ ’la  نَبَاتَ ’ye matuftur. مِنْ اَعْنَابٍ  car mecruru  جَنَّاتٍ  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.

الزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ  kelimeleri atıf harfi  وَ ’la  نَبَاتَ ‘ye matuftur.  مُشْتَبِهاً  kelimesi  الزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ ’nin hali olup fetha ile mansubdur. غَيْرَ  atıf harfi  وَ ’la  مُشْتَبِهاً ‘e matuftur.  مُتَشَابِهٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

دَانِيَةٌ  kelimesi sülâsî mücerredi دنو  olan fiilin ism-i failidir.

مُشْتَبِهاً  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

مُتَشَابِهٍ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفاعَلَ  babının ism-i failidir.


 اُنْظُـرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir. اُنْظُـرُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ  car mecruru  اُنْظُـرُٓوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَثْمَرَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَثْمَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  يَنْعِه۪  atıf harfi وَ ’la  ثَمَرِه۪ٓ ’ye matuftur. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَثْمَرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ثمر ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


  اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

 

İsim cümlesidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ف۪ي ذٰلِكُمْ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf, كُمْ  ise muhatap zamiridir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

اٰيَاتٍ  kelimesi  اِنَّ ’nin muahhar ismi olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. لِقَوْمٍ  car mecruru  اٰيَاتٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. يُؤْمِنُونَ  cümlesi  قَوْمٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.  

يُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındadır. Sülâsîsi  أمن ’dir.


İf’âl babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
İf’âl babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
 

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la 97. ayetteki  وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede her iki rüknun de marife olması kasr ifade etmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır.  هُوَ  maksûr/mevsûf,  الَّـذ۪ٓي  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Yani o sizin yaradanınızdır, başkası değil. 

Haber konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan  اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak, tazim ve gelen habere dikkat çekmek içindir.

مَٓاءً ’ deki tenvin kesret ve tazim ifade eder.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِراً نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ 

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِه۪ , ihtimam için mef’ûl olan  نَبَاتَ ‘ye takdim edilmiştir.

Aynı üslupta gelen  فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِراً نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اَخْرَجْنَا  fiilinin tekrarı konunun önemine binaen yapılmış ıtnâb sanatıdır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Ayetteki, اَنْزَلَ [indirdi] tabirinden sonra  اَخْرَجْنَا [Biz çıkardık!] ifadesinin kullanılışına, fesahat üsluplarından kabul edilen “iltifat” üslubu denilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْهُ , ihtimam için mef’ûl olan  خَضِراً ‘e takdim edilmiştir.

نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ  cümlesi  خَضِراً  için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm özelliğiyle hidayetin yenilenerek devam ettiğini ifade etmiştir. Tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْهُ , ihtimam için mef’ûl olan  حَباًّ ‘e takdim edilmiştir.

مُتَرَاكِباً  kelimesi  حَباًّ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayetin başındaki gaib zamirden, bu cümlede azamet zamirine iltifat edilmiştir. 

نُخْرِجُ  ve  اَخْرَجْنَا  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ  [Onunla çıkarttık]  Burada üçüncü şahıstan birinci şahsa dönüş vardır. Aslı,  فَاَخْرَجَ بِهِ  [Onunla çıkarttı.]  şeklindedir. Bundaki nükte ise çıkaranın şanına itina göstermek ve nimetinin büyüklüğüne işaret etmektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Burada “biz” kipinin kullanılması, indirilen şeye çok önem verildiğini göstermek içindir.

Su bir tek maddedir. Oysa kemiyet ve keyfiyet, özellik ve sonuçları bakımından bitkiler, ağaçlar son derece çeşitlidir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

ب  harfi mülâbese içindir. Allah Teâlâ suyu, bitkinin yetişmesi için sebep kılmıştır. Bu harfle birlikte gelen zamir suya aittir.  فَأخْرَجْنا بِهِ نَباتَ كُلِّ شَيْءٍ  ifadesindeki  فَ  harfi tefri’ içindir.  فَأخْرَجْنا مِنهُ خَضِرًا  cümlesi  فَأخْرَجْنا بِهِ نَباتَ كُلِّ شَيْءٍ  cümlesinin ifade ettiği manayı detaylandırır, bunun için tafsil manasındadır. مِن  harfi, ibtida veya teb'iz içindir, zamir ise nebat kelimesine aittir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sıla cümlesi içinde itiraziyye olan  وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ  cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  مِنَ النَّخْلِ  mahzuf mukaddem habere  mütealliktir.  قِنْوَانٌ , muahhar mübtedadır. 

مِنْ طَلْعِهَا  car-mecruru  مِنَ النَّخْلِ ‘den bedeldir.

دَانِيَةٌ  kelimesi  قِنْوَانٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مِنْ اَعْنَابٍ  car mecruru, نَبَاتَ ‘e atfedilmiş olan  جَنَّاتٍ  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Birbirine atfedilmiş  الزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ  kelimeleri, atıf harfi  وَ ’la  نَبَاتَ ‘ye matuftur. 

مُشْتَبِهاً  kelimesi, الزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ ‘ nin halidir.  وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ  tezat nedeniyle hal olan  مُشْتَبِهاً ‘a atfedilmiştir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

قِنْوَانٌ ’ deki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder. 

وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ [Zeytini ve narı…]  Değerlerinin fazlalığına binaen hususi olanın umumi olan üzerine atfı kabilindendir. Çünkü bunlar en büyük nimetlerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

نَبَاتَ - خَضِراً - حَباًّ - النَّخْلِ - اَعْنَابٍ - الرُّمَّانَ - الزَّيْتُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اَخْرَجْنَا - نُخْرِجُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مُشْتَبِهاً - غَيْرَ مُتَشَابِهٍ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede “Birbirinden farklı ya da birbirine uyumlu şeylerin kelamda cem edilmesidir.” şeklinde tarif edilen cem’u-l mu’telif ve-l muhtelif sanatı vardır. 

Önceki ayet gibi başladığı için reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. 

Birbirine hem benzeyen hem de benzemeyen. (Bu benzeyiş ve benzemeyiş kaydı, yukarda istikrar (yerleşme) ve istida (emanet bırakma) ile ifade olunan birbirini takip etme ve zıtlaşma düsturunun mantık nokta-i nazarından daha açık bir ifadesidir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Suyun inmesi, bitkilerin, çimin çıkartılması, انزل [indirdi] اَخْرَجْنَا [çıkardık] diye geçmiş zaman kipiyle (mazi sıygasiyle) ifade edilmiş olduğu halde  حَبّاً مُتَرَاكِباً [birbirine binmiş taneler] kısmı  نُخْرِجُ  kelimesini gelecek zaman kipiyle ve  خَضِراً [yeşillik] kelimesinin sıfatı olarak bir potansiyel halinde gösterilmesi ve tomurcuğun, salkımların bu minval üzere bunlara atfedilmesi dikkate şayandır. Bununla Mekke’de bu ayetin indiği sırada İslam dininin henüz o çim, o tomurcuk misalinde olduğuna, Kur’an’ın gökden inen bir rahmet bulunduğuna müminlerin gelecekleri o cennetler ve olgunlaşmış meyveler gibi olacağına da işaret edilmiştir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Leys, Allah’ın kitabında geçen خَضِر (yeşil) kelimelerinin, “ekin” manasına geldiğini ve “her bitki yeşildir” denildiğini söylemiştir. Ben derim ki: “Allah Teâlâ, önceki ayette [Allah taneleri ve çekirdekleri yaratandır. (Enam Suresi, 95)] buyurarak bitkileri iki kısma ayırmıştır. Binaenaleyh taneden bitenler “ekin”; çekirdekten bitenler de “ağaç”tır. Bu sebeple Allah Teâlâ, bu taksimi burada da nazar-ı dikkate alıp [İçlerinden taze ve yeşil (bitkiler) meydana getirdik.] diyerek önce ekini zikretmiştir. 

Zeccâc ise şöyle demiştir: “Allah Teâlâ ayette uzak salkımları zikretmemiştir. Uzak ve yakın salkımlardan birinin zikredilmesi diğerine de delalet eder. Çünkü birbirinin zıttı iki şeyden birinin zikredilmesi, diğerine de delâlet eder. Bu ayette de böyledir. Şöyle de denilmiştir: İnsana yakın olan nimet, daha mükemmel ve daha çok sayıldığı için Allah yakın olanı zikretmiş, uzak olanı zikretmemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Keşşâf sahibi şöyle der : قنوان  kelimesi, mübteda olarak merfû; مِنَ النَّخْلِ  kelimesi ise onun haberidir. مِنْ طَلْعِهَا  kısmı ise  مِنَ النَّخْلِ  ifadesinden bedeldir. Buna göre sanki “Hurmadan yani onun tomurcuğundan olan salkımlar vardır.” denilmek istenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ferrâ, “Hakk Teâlâ zeytun ve nar kelimeleriyle zeytin ile nar meyvelerini değil, zeytin ve nar ağaçlarını kastetmiştir.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yüce Allah burada dört çeşit ağaçtan bahsetmiştir. Bunlar hurma, üzüm, zeytin ve nardır. Cenab-ı Hakk ekini, (hububatı) ağaçlardan önce zikretmiştir. Çünkü hububat gıdadır, ağaçların mahsulleri ise meyvedir. Gıda ise meyveden önce gelir. Allah hurmayı da diğer meyvelerden önce zikretmiştir. Çünkü hurma, Araplara göre gıda yerine geçer. Bir de hukemâ, hurma ile hayvanlar arasında diğer bitki çeşitlerinde bulunmayacak bir biçimde pek çok özellik bakımından benzerlikler bulunduğunu söylemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 اُنْظُـرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ  car-mecruru ve cümleye muzaf olan zaman zarfı  اِذَا  kelimesi  اُنْظُـرُٓوا  fiiline mütealliktir.

اِذَٓا ‘nın muzâfun ileyh cümlesi  اَثْمَرَ ,müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَيَنْعِه۪  cümlesi,  اَثْمَرَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ثَمَرِه۪ٓ - اَثْمَرَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

 

Ayetin son cümlesi, beyanî istînâf veya ta’lîliye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪ي ذٰلِكَ  car mecruru, اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اِنَّ ’nin muahhar ismi olan  لَاٰيَاتٍ ’e dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır.

Ayetin başında söylenen hususları net bir şekilde göstererek dikkati çekmek, muhatabın zihnine iyice yerleştirmek ve onları yüceltmek kastıyla gelen işaret ismi  ذٰلِكَ ’de istiare vardır. اِنَّ ’nin haberi olarak takdimi de önemine işaret etmektedir.

Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile Allah’ın insanlara bahşettiği nimetlere işaret edilmiştir. 

ذٰلِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

İşaret ismine dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla işaret edilenler içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. İşaret edilenler hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bahsedilenlerin derecesinin yüksekliğini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

لِقَوْمٍ  car mecruru  لَاٰيَاتٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.  اٰيَاتٍ ‘in nekre gelişi, nev, kesret ve tazim,  قَوْمٍ ‘deki nekrelik ise muayyen olmayan nev ve tazim ifade eder. 

Ayetin sonundaki muzari fiil sıygasındaki  يُؤْمِنُونَ  cümlesi  لِقَوْمٍ  için sıfattır. Sıfatlar ıtnâb babındandır. Muzari sıygada gelen cümle teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen,  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176) 

Üç ayetin sonu; bilen, akleden, iman eden kavim şeklinde gelmiştir. Önce bilmek sonra akletmek ve iman gelmiştir.

Burada da,  ذَلِكم  işaret isminin kullanılması, işaret edilen hususun derecesinin yüksekliğin belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

إنَّ في ذَلِكم لَآياتٍ  cümlesi “düşün” emrinin illetidir. Buradaki  إنَّ  ta’lîl lam’ı manasındadır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)