Enfâl Sûresi 2. Ayet

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ  ٢

Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّمَا gerçekten
2 الْمُؤْمِنُونَ Mü’minler ا م ن
3 الَّذِينَ o kimselerdir ki
4 إِذَا zaman
5 ذُكِرَ anıldığı ذ ك ر
6 اللَّهُ Allah
7 وَجِلَتْ ürperir و ج ل
8 قُلُوبُهُمْ yürekleri ق ل ب
9 وَإِذَا ve zaman
10 تُلِيَتْ okunduğu ت ل و
11 عَلَيْهِمْ kendilerine
12 ايَاتُهُ O’nun ayetleri ا ي ي
13 زَادَتْهُمْ artırır ز ي د
14 إِيمَانًا imanlarını ا م ن
15 وَعَلَىٰ ve
16 رَبِّهِمْ Rablerine ر ب ب
17 يَتَوَكَّلُونَ tevekkül ederler و ك ل
 

Dünya bir imtihan yeri, dünya hayatı da imtihandır. İnsanlar çeşitli imkân ve nimetleri kullanma, emirlere itaat, yasaklardan kaçınma, felâket, musibet ve kayıplar karşısında tercih edilen tutum ve davranışlar bakımından imtihan edilmektedirler. Sahâbîlerden bir kısmının savaş ganimeti konusundaki beklentileri, bu beklentiler gerçekleşmeyince takındıkları tavır, kâmil iman ve takvâ sahibi müminlere yakışmadığı, imtihanda eksik puan almaya sebep olabileceği için “gerçek ve kâmil müminlerin sahip olmaları gereken nitelikler” konusunda bir açıklamayı gerekli kılmıştır.

 Burada gerçek müminlerin beş vasfı açıklanmış, arkasından da bunları gerçekleştiren ve imtihanı kazananların elde edecekleri sonuç ve ödüller bildirilmiştir: 1. Kâmil mânada mümin olanların imanlarıyla duyguları arasında bir etkileşim vardır; Allah’ı andıklarında, kendilerine Allah’tan söz edildiğinde heyecan duyarlar, gönüllerinde korku ile coşku karışımı duygular oluşur. 2. Allah’ın âyetleri okundukça hem yeni bilgiler edinir ve bunlara da iman etmek suretiyle inançlarını nicelik yönünden arttırırlar hem de her bir âyet, ihtiva ettiği incelik, güzellik, hikmet ve bilgiler sebebiyle Kur’an’ın Allah’tan geldiğine delil teşkil ettiği için nitelik yönünden imanlarını güçlendirirler. 3. Müminler de mal, mülk, evlât, eş dost edinirler, fakat onların dayanıp güvendikleri bu fâni varlıklar değil, her şeyi yaratan ve mülkün gerçek sahibi olan Allah’tır. 4. Namaz, Allah ile kurulan bağın gerçekleştiği en uygun ve en güzel vasıta olduğu için onu büyük bir özenle ifa etmeye çalışırlar. 5. Allah’ın verdiği rızıktan kendileri yararlandıkları gibi yakından uzağa doğru başkalarının da ondan yararlanmasına imkân verirler; nafaka, zekât ve sadaka verme, vakıf kurma, ödünç verme ve kullandırma, ikram etme gibi malî vazife, yardım ve iyilikleri ihmal etmezler.

 İslâm düşünce tarihinde imanın artma ve eksilme kabul edip etmeyeceği konusu tartışılmıştır. İman terimine, haklı olarak “tasdik” (dini doğrulama, inanma) mânası veren Sünnî kelâmcılara göre tasdik bölünmeye müsait olmadığı, inanılacak konular da belirlenmiş ve sınırlanmış bulunduğu için bunların nicelik yönünden artması veya eksilmesi mümkün değildir. Bu âyette olduğu gibi artma veya eksilmeden söz eden metinleri şu şekillerde yorumlamak ve anlamak gerekir: a) Dine toptan ve ilke olarak inananlar, âyetler geldikçe detayları öğrenir ve bunlara da inanarak imanlarını arttırırlar. b) İman üzerinde devam ve sebat etmek de süresi bakımından onun artması demektir. c) Mümin inancına göre yaşamaya devam ettikçe ibadetleri ve güzel davranışları, imanın gönüllerde ve zihinlerde hâsıl ettiği aydınlığı (nuru) arttırır (Ebü’l-Muîn enNesefî, I, 809 vd.).

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 2 Sayfa: 662-663

 

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ 

 

اِنَّمَا ; kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup, buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. 

اِنَّ ‘nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.

الْمُؤْمِنُونَ  mübteda olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker kelimeler harfle îrablanır.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ, haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası şart fiili ve cevabıdır. Îrabtan mahalli yoktur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.  إِذَا  şart harfi vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا)’dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir: 

a. (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b. (إِذَا)’nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nin gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.

c. Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ذُكِرَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ذُكِرَ  fetha üzere mebni, meçhul, mazi fiildir.  اللّٰهُ lafzı naib-i fail olup lafzen merfûdur.

Şartın cevabı  وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ’dir.  وَجِلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis  alametidir.  قُلُوبُهُمْ  fail olup lafzen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الْمُؤْمِنُونَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً

 

وَ  atıf harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezm etmeyen zaman zarfıdır.  إِذَا  şart harfi vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.

تُلِيَتْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تُلِيَتْ  fetha üzere meçhul mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  عَلَيْهِمْ  car mecruru  تُلِيَتْ  fiiline müteallıktır.

اٰيَاتُهُ  naib-i fail olup lafzen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şartın cevabı  زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً’dır.  زَادَتْهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis  alametidir. Faili müstetir olup takdiri,  هى ’dir.

Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.

ا۪يمَاناً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. 


وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ

 

وَ  atıf harfidir.  عَلٰى رَبِّهِمْ  car mecruru  يَتَوَكَّلُونَ  fiiline müteallıktır. Muttasıl zamir  هِمْ   muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَتَوَكَّلُونَ  fiili,  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur.

يَتَوَكَّلُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  وكل ‘dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

الْمُؤْمِنُونَ  müsnedün ileyh, الَّذ۪ينَ  müsneddir.

Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Kasr izafîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

الْمُؤْمِنُونَ mevsuf/maksûr,  الَّذ۪ينَ   sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur.

اِنَّمَا  edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak müspet siyakında gelir.

Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, söz konusu kişilere tazim ve sonradan gelecek açıklamanın önemini vurgulamak amacıyladır.

Haber konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsul  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ  terkibi, şart üslubunda gelmiştir.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  ذُكِرَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

ذُكِرَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

Aynı üslupta gelen  وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً  terkibi, atıf harfi  وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için naib-i faile takdim edilmiştir.

تُلِيَتْ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتُهُ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَاتُ , şan ve şeref kazanmıştır. 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil her iki terkip de, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümleler, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

İkinci mef’ûl olan  ا۪يمَانًا ’deki nekrelik tazim ifade eder.

ا۪يمَاناً , sülasi mezid  افعال  babının bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

الْمُؤْمِنُونَ - ا۪يمَاناً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada  إنْ  değil, اِذَا  buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü  اِذَا  harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ  harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)

Burada müsnedün ileyh olan ayetlerin okunması da, müsned olan imanlarının artması da hakiki manada kullanılmıştır. İsnad ise mecazîdir, çünkü hakiki fail Allah’tır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)

Bu ayette imanın artması-eksilmesi söz konusu edilmiştir. Bu artış, nicelik yönünden değil, nitelik yönündendir. Yani inanılan şeylerin sayısında bir değişiklik yoktur ama kişinin bunlara olan inancı zayıf da olabilir, kuvvetli de olabilir. 

وَ ‘la gelen  وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ  cümlesi, زَادَتْهُمْ  fiilindeki mef’ûlden haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَلٰى رَبِّهِمْ  car mecruru, ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  يَتَوَكَّلُونَ ‘e takdim edilmiştir.

رَبِّهِمْ  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan  هِمْ  zamirinin işaret ettiği kişiler şeref kazanmıştır. Lafza-ı celâlden sonra zamir makamında Rab isminin zikredilmesi, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır. O’nun otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduklarını haber vermek için yapılan ıtnâb ve iltifat sanatıdır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 1, s. 234)