قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ ١٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler |
|
| 2 | يَا أَبَانَا | babamız |
|
| 3 | إِنَّا | biz |
|
| 4 | ذَهَبْنَا | gittik |
|
| 5 | نَسْتَبِقُ | yarışıyorduk |
|
| 6 | وَتَرَكْنَا | ve bırakmıştık |
|
| 7 | يُوسُفَ | Yusuf’u |
|
| 8 | عِنْدَ | yanında |
|
| 9 | مَتَاعِنَا | yiyeceğimizin |
|
| 10 | فَأَكَلَهُ | onu yemiş |
|
| 11 | الذِّئْبُ | kurt |
|
| 12 | وَمَا | fakat değilsin |
|
| 13 | أَنْتَ | sen |
|
| 14 | بِمُؤْمِنٍ | inanacak |
|
| 15 | لَنَا | bize |
|
| 16 | وَلَوْ | şayet |
|
| 17 | كُنَّا | (söylesek de) |
|
| 18 | صَادِقِينَ | dosdoğru |
|
قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, يَا اَبَانَٓا ’dır. قَالُوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan اَبَانَٓا muzaf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı اِنَّا ذَهَبْنَا ’dir.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ناَ mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ذَهَبْنَا cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
ذَهَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir ناَ fail olarak mahallen merfûdur. نَسْتَبِقُ cümlesi, ذَهَبْنَا ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
نَسْتَبِقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَرَكْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. يُوسُفَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir. عِنْدَ zaman zarfı تَرَكْنَا fiiline mütealliktir.
مَتَاعِنَا muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَسْتَبِقُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi سبق ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَكَلَهُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
الذِّئْبُ fail olup damme ile merfûdur.
وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ما olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
اَنْتَ munfasıl zamiri مَٓا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. مُؤْمِنٍ lafzen mecrur, َٓما ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. لَنَا car mecruru مُؤْمِنٍ ‘e mütealliktir.
مُؤْمِنٍ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ
وَ itiraziyyedir. لَوْ gayrı cazim şart harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamiri كُنَّا ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. صَادِق۪ينَ kelimesi كُنَّا ’nin haberi olup, nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Şartın cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri, فما أنت بمؤمن لنا لأنك محبّ ليوسف (Yusuf’u sevdiğin için bize inanamayacaksın) şeklindedir.
صَادِق۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. İki ayet arasında meskutun anh vardır.
Meskutun anh şöyle takdir edilebilir: Babaları ağlamalarını duyunca telaşlandı ve: “Oğullarım, niçin ağlıyorsunuz, Yusuf nerede?” dedi.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَبَانَٓا cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ cümlesi اِنَّ ‘nin haberidir.
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelişi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
نَسْتَبِقُ cümlesi ذَهَبْنَا ‘ daki failin halidir.Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı Kadr/1.)
Aynı üslupta gelen وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا ve فَاَكَلَهُ الذِّئْبُ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olan ذَهَبْنَا cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Her iki cümle de müspet mazi fiil faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Nefy harfi مَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَا harfi ليس gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan بِمُؤْمِنٍ ’deki بِ harfi tekid ifade eden zaid harftir.
بِمُؤْمِنٍ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübut ve istimrar anlamını ve olumsuzluğu kuvvetlendirmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bunun manası: “Şayet biz, senin yanında güvenilir ve sadık kimselerden olmuş olsaydık bile Yusuf'u çok sevmenden dolayı onun hakkında bizi suçlar ve bizim yalan söylediğimizi zannederdin. Netice olarak bizler ne kadar doğru söylüyorsak da sen, bizi tasdik etmeyecek bizi suçlayacaksın…” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ’nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 142)
وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ
Ayetin son cümlesi, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i muteriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Şart üslubundaki terkipte كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi كُنَّا صَادِق۪ينَ, şarttır.
Şartın, takdiri فما أنت بمؤمن لنا لأنك محبّ ليوسف (Yusuf’u sevdiğin için bize inanmayacaktın.) olan cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Müsned olan صَادِق۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan)
Ayette kardeşlerin, kendilerini temize çıkarma çabalarına işaret etmek üzere نَٓا zamiri yedi kere tekrarlanmıştır. Reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
مُؤْمِنٍ - صَادِق۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada kelamın başında mümin yerine musaddık buyurulmuştur. Dolayısıyla cinas terk edilmiştir. Cinası, mana çağrıştırmalı siyak gerektirir. Bu nedenle Kur’an, mananın gerektirmediği yerlerde cinası terketmiştir. Yusuf’un (a.s) kardeşleri, babalarının sadece sözlerine inanmalarını değil aynı zamanda kendilerine güvenmelerini de istiyorlardı. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Mananın, “Biz, her ne kadar sadık isek de sen bizi tasdik etmeyeceksin. Çünkü senin nezdinde bizim doğruluğumuza delalet edecek bir emare bulunmamaktadır.” şeklinde olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)