Tâ-Hâ Sûresi 71. Ayet

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى  ٧١

Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Fir’avn) dedi ki ق و ل
2 امَنْتُمْ inandınız mı? ا م ن
3 لَهُ ona
4 قَبْلَ önce ق ب ل
5 أَنْ ki
6 اذَنَ ben izin vermeden ا ذ ن
7 لَكُمْ size
8 إِنَّهُ şüphesiz O
9 لَكَبِيرُكُمُ büyüğünüzdür ك ب ر
10 الَّذِي kimsedir
11 عَلَّمَكُمُ size öğreten ع ل م
12 السِّحْرَ büyüyü س ح ر
13 فَلَأُقَطِّعَنَّ öyleyse ben keseceğim ق ط ع
14 أَيْدِيَكُمْ sizin ellerinizi ي د ي
15 وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı ر ج ل
16 مِنْ
17 خِلَافٍ çapraz خ ل ف
18 وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ve sizi asacağım ص ل ب
19 فِي
20 جُذُوعِ dallarına ج ذ ع
21 النَّخْلِ hurma ن خ ل
22 وَلَتَعْلَمُنَّ ve bileceksiniz ع ل م
23 أَيُّنَا hangimizin
24 أَشَدُّ daha çetinmiş ش د د
25 عَذَابًا azabı ع ذ ب
26 وَأَبْقَىٰ ve sürekli imiş ب ق ي
 
İsrâiloğulları’nın Mısır’daki varlığının ve Hz. Mûsâ tarafından eski yurtlarına götürülmeleri için ortaya konan çabanın Firavun yönetimi nezdinde oluşturduğu siyasî kaygılar, psikolojik bir harp ortamı doğurmuştu. Böyle bir ortamda, o günün şartları içinde geniş kitleleri derinden etkilemekte olan ve dinî bir hüviyet de taşıyan sihir olgusunu ön plana çıkaran bir mücadele metodu, Hz. Mûsâ’nın peygamberliğini ve liderliğini kabul ettirmesini kolaylaştırabilecekti. Çünkü Firavun ve çevresindeki ileri gelenler de sihri tevhid çağrısına karşı kullanabilecekleri en etkili silâh olarak görüyorlar ve sihirbazlara bir taraftan baskı, bir taraftan da teşvik uygulayarak bu mücadeleden mutlak zaferle çıkacaklarını sanıyorlardı. İlâhî irade böyle bir atmosferde Hz. Mûsâ’yı sihirbazların bütün hünerlerini boşa çıkaracak mûcizelerle donatıp Firavun ve çevresindekilere bir imtihan fırsatı daha vermek şeklinde tecelli etmişti. Bu âyetlerde ve Kur’an’ın başka yerlerinde açıklandığı üzere, bizzat bu silâhı kullanan sihirbazlar dahi apaçık hakikati gördükleri için imana geldikleri halde Firavun ve adamları inkârcılıktaki inatlarını sürdürdüler, Firavun bununla da yetinmeyip iman eden sihirbazları çok ağır ceza ve işkencelerle tehdit etme yoluna girdi. Fakat birkaç saat öncesine kadar Firavun’un gözüne girip ödül almak için yarışan bu insanlar imanın lezzetini tattıktan sonra âhiret mutluluğunun–hayatın bağışlanması tarzında bile olsa– dünyadaki hiçbir ödülle değişilemeyeceğini idrak edip bunu açıkça ifade etme cesaretini gösterdiler (bu olayla ilgili bilgilerin Kitâb-ı Mukaddes’tekilerle karşılaştırılması için bk. A‘râf 7/103-126). Tefsirlerde 56. âyette Firavun’a gösterildiği ifade edilen kanıtların neler olduğu açıklanırken genellikle tevhide (Allah’ın birliğine) ilişkindeliller ve Hz. Mûsâ’nın peygamberliğini ortaya koyan mûcizeler üzerinde durulur. Ayrıca, bunlardan “bütün kanıtlarımızı” şeklinde söz edilmiş olmakla beraber Arap dilindeki kullanımlar dikkate alınarak bu ifadenin, “pek çok âyetimizi / kanıtımızı, bunca âyetimizi / kanıtımızı” şeklinde anlaşılmasının uygun olacağı belirtilir (bk. Râzî, XXII, 70-71). 58. âyetin “uygun bir yer” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmı, “iki tarafa eşit uzaklıkta bir yer, seyircilerin görüşünü engellemeyecek düz bir alan, iki tarafın da rızâ göstereceği bir yer, şu anda bulunduğumuz mekân” gibi mânalarla açıklanmıştır (bk. Râzî, XXII, 71-72). 59. âyette “şenlik günü” diye çevrilen yevmü’z-zîne tamlaması hakkında değişik açıklamalar yapılmıştır; bunların ortak noktası, Hz. Mûsâ’nın o toplumda şenlik veya kutlama amacı taşıyan ve halkı bir araya getiren belirli bir güne atıfta bulunmuş olduğudur. Bu ifadenin Firavun’a ait olduğu yorumu da yapılmıştır (Zemahşerî, II, 438; Râzî, XXII, 72-73). 63. âyetin “tuttuğunuz örnek yolu” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmına “sahip olduğunuz onurlu ve seçkin konumu” şeklinde mâna vermek de mümkündür (bk. Taberî, XVI, 182-183; İbn Atıyye, IV, 51). 67-68. âyetlerden, sihirbazların halkın gözünü bağlayan bir büyü ortaya koyması karşısında Hz. Mûsâ’nın dahi bir an için etkilenip insanların buna kapılmalarından endişe duyduğu (İbn Atıyye, IV, 51-52), fakat Allah’ın gerçeği bildirmesiyle mâneviyatının yükseltildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte 69. âyet onun üstün gelmesinin sihir yarışını kazanma anlamında alınmaması için sihirbazların ortaya koydukları çabanın dinen asla tasvip edilmediğine de dikkat çekilmiştir (sihir konusunda bilgi için bk. Bakara 2/102). 
Kuran Yolu Tefsiri
 

Qata'a قطع : قَطْعٌ ister cisimler gibi gözle görülen bir şey olsun ister aklın alanına girerek basiretle idrak edilen bir şey olsun onları aralarında aralık bırakarak ya da yarık oluşacak şekilde ayırmaktır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 36 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri (mesafe) kat etmek, maktu', kat'i, kıta, makta, inkıta, ikta ve mukataadır . (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ ‘dur. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اٰمَنْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ  car mecruru  اٰمَنْتُمْ  fiiline mütealliktir.  قَبْلَ  zaman zarfı  اٰمَنْتُمْ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اٰذَنَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. لَكُمْ  car mecruru  اٰذَنَ  fiiline mütealliktir.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile  tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. كَب۪يرُكُمُ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  كَب۪يرُكُمُ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

عَلَّمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. السِّحْرَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

عَلَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  علم ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَب۪يرُ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir. لَ  harfi mukadder kasemin cevabına gelen muvattiedir.  

اُقَطِّعَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. اَيْدِيَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَرْجُلَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنْ  harf-i ceri ibtidaiyyedir. مِنْ خِلَافٍ  car mecruru  الأيدي  ve الأرجل ‘nin mahzuf haline mütealliktir.  

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mukadder kasemin cevabına gelen muvattie’dir.  

اُصَلِّبَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي جُذُوعِ car mecruru  اُصَلِّبَنَّكُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. النَّخْلِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُقَطِّعَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  قطع ‘dir. 

اُصَلِّبَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  صلب ‘dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.    


وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى

 

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. لَ  harfi, mukadder kasemin cevabına gelen muvattie’dir.  

تَعْلَمُنَّ  fiili mahzuf  ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. İki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و' ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. 

اَيُّ  müşterek ism-i mevsûl  تَعْلَمُنَّ ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Mütekellim zamiri  نَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَشَدُّ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

İsim cümlesidir. اَشَدُّ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri; هو  şeklindedir. عَذَاباً  temyiz olup fetha ile mansubdur. اَبْقٰى  atıf harfi  وَ ‘la  اَشَدُّ ‘ye matuf olup, mukadder damme ile merfûdur.

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَبْقٰى -  اَشَدُّ  ; kelimeleri ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan   اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ  cümlesi, müspet mazi fiil cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mekulü’l-kavl, Firavun’un sözlerinden oluşmaktadır. Muhatapları, iman eden sihirbazlardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اٰذَنَ لَكُمْ  cümlesi, masdar tevili ile  قَبْلِ ‘nin muzâfun ileyhidir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i kizbî haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Firavun Musa’nın onlara sihir öğreten üstatları olduğunu söylerken cümlesini  اِنَّ  ve lamla tekid etmiş, ayrıca Musa’dan (a.s) bahsederken ism-i mevsûl kullanmıştır. Bu, onu tahkir içindir.

كَب۪يرُكُمُ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sılası olan  عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ   cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

كَب۪يرٌ  kelimesi, asıl olarak cüssedeki büyüklüğü ifade eder. Güçlü, nüfuzlu olmak, çokluk, yaşlılık manalarında kullanılması, hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. İtibar sahibi ve lider olmak, cüssedeki büyüklüğe benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 


 فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى

 

فَ  istînâfiye, لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. 

Kasemin cevabı olan  لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ  cümlesi, mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar) 

Aynı üslupta gelen  وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ  ve  وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى  cümleleri, atıf harfi  وَ ‘la kasemin cevabına atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır.

لَتَعْلَمُنَّ  fiilinin mef’ûlü konumundaki ism-i mevsûl  اَيُّـ ’nun sılası olan  ـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  هو  olan mübteda mahzuftur. اَبْقٰى , haber olan  اَشَدُّ ‘ye tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir. 

اَشَدُّ  ve  اَبْقٰى  kelimeleri ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

عَذَاباً , temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. 

Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV, Tekid)

اَيْدِيَكُمْ - اَرْجُلَكُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  كُمْ  zamirinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَتَعْلَمُنَّ   - عَلَّمَكُمُ  kelimeleri arasında ise iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

لَاُقَطِّعَنَّ - لَاُصَلِّبَنَّ  kelimeleri arasında muvazene sanatı vardır.

مِنْ خِلَافٍ  sözündeki  مِنْ  harf-i ceri ibtidaiyye içindir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Meydânî bu ayet-i kerimede belâgatçıların  وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ  ifadesinde في  harf-i cerinin istiare-i tebeiyye yoluyla  على  harfi yerine kullanıldığını ifade etmektedir. Meydânî belâgatçıların Firavun’un inanan kimselere şiddetli bir şekilde işkence edeceği için ayet-i kerimede في  harf-i cerinin على ‘nın yerine kullanıldığı kanaatinde olduğunu beyan eder. Çünkü  في  harf-i ceri bir nesnenin bir şeyin içinde bulunduğunu ifade etmek için kullanılır. Ayette ise insanların cesetlerinin çivilerle ağaca şiddetli bir şekilde çakılı olduğunu ifade etmek için  في  harf-i ceri  على ‘nın yerine kullanılmıştır. Ebû Muhammed Abdullah b. Muslim b. Kuteybe ed-Dîneverî, Edebü’l-kâtib Meydânî, belâgatçıların bu nedenle  في  harf-i cerinin  على ‘nın yerine kullanılmasını istiare-i tebeiyye konusunda ele aldıklarını ifade eder. (İbrahim Kara , Abdurrahman Hasan Habenneke El-Meydânî Ve Belâgat İlmine Katkıları; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bilindiği gibi  ف۪ي  harfi, zarfiyedir. İdam işi ağacın içinde değil üzerinde olur. Dolayısıyla burada  على  harfi olmalıydı. Alimlere göre harf-i cerler birbirinden naib olmazlar. Bunun için kendi manasında kullanılmayan harfin niçin tercih edildiğini araştırmak gerekir. Harfler söz konusu olduğu zaman harf, harfin manası ve müteallakının düşünülmesi gerekir. على  harfinin manası isti’lâdır. Bu mananın müteallakı galib gelenlerdir, yani düşmanını yenerek galip gelen ve onları hurma ağacına asma fiilini işleyen kişilerdir. ف۪ي  ise zarfiyedir. Müteallakı da hurma ağacının içindekilerdir. Burada على  mânâsının müteallakı,  ف۪ي  manasının müteallakına ve  على ‘nın isti’lâ manası, ف۪ي ‘nin zarfiye manasına benzetilmiştir. Böylece istilânın müteallakı, zarfiyenin müteallakına benzemiş oldu. Yani; bir şeyi yenerek galip gelmek, bir şeyin içinde olmaya benzetildi. Câmi’; sübûttur (Devamlı olmak). Ağacın üzerine asılan kişiler, ağacın gövdesinin içinde olan kişilere benzetildi (Yani ağaç gövdesi, zarfa benzetildi). Böylece kapalı bir yerde asılan kişilerin gören kimse olmadığı için hiçbir kurtuluş ümidinin olmadığı ifade edilmiş oldu. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا  [Hangimizin olduğunu elbette bileceksiniz] sözüyle Firavun kendisi ile Musa'yı kastetmektedir, çünkü,  اٰمَنْتُمْ لَهُ  demiştir. Allah'ın kitabında nerede iman lafzı lâm ile birlikte geçmişse Allah'tan başkası murad edilmiştir. Firavun böyle "hangimizin olduğunu bileceksiniz” demekle Musa'yı küçültmek ve onunla alay etmek istemiştir. Çünkü Musa'nın azapla bir alakası yoktu. Sihirbazların îman ettiği Rabbı da denilmiştir. (kastettiği de söylenmiştir.) (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bazı alimlere göre  اَيُّـنَٓا  (hangimizin) ifadesiyle Firavun kendini ve Musa'nın Rabbini kastetmiştir.  اَشَدُّ عَذَاباً [Daha şiddetli azap] demesi de kendisinin dünya azabını ve bunun şiddetini görmüş olmasındandır. Çünkü o, ahiret azabını ve şiddetini görmemişti. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l- Ezhân Min Rûhu-l Beyân)