Hac Sûresi 23. Ayet

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ  ٢٣

Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 اللَّهَ Allah
3 يُدْخِلُ sokar د خ ل
4 الَّذِينَ kimseleri
5 امَنُوا inanan(ları) ا م ن
6 وَعَمِلُوا ve yapanları ع م ل
7 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
8 جَنَّاتٍ cennetlere ج ن ن
9 تَجْرِي akan ج ر ي
10 مِنْ
11 تَحْتِهَا altlarından ت ح ت
12 الْأَنْهَارُ ırmaklar ن ه ر
13 يُحَلَّوْنَ takınırlar ح ل ي
14 فِيهَا orada
15 مِنْ
16 أَسَاوِرَ bilezikler س و ر
17 مِنْ -dan
18 ذَهَبٍ altın- ذ ه ب
19 وَلُؤْلُؤًا ve inci(ler) ل ا ل ا
20 وَلِبَاسُهُمْ ve giysileri ل ب س
21 فِيهَا orada
22 حَرِيرٌ ipektir ح ر ر
 
Kur’an’ın birçok âyetinde olduğu gibi burada da, evrendeki zorunlu itaat yasaları uyarınca Allah’a boyun eğen varlıklara dikkat çekilmekte, insanların ise sınav ortamının icabı olarak hür iradeleriyle baş başa bırakılmaları neticesinde topyekün bir teslimiyet ve itaat içinde olmadıkları, dolayısıyla birçok insan Allah’a itaat edip kurtuluşa ererken nicelerinin de azabı hak etmiş olacağı uyarısı yapılmaktadır. Âyetlerde yer alan tasvirlerde açıkça görüldüğü üzere, dünyadakinden başka bir hayat tanımayıp inkârcılıkta direnen ve rableri hakkında çekişme içine girenlerin öteki dünyadaki âkıbetleri pek acı olacaktır. İman edip Allah’ın hoşnutluğuna uygun davranışlarda bulunanların mükâfatı ise dünyada en cazip görünen nimetlere eriştirilmekten ibaret değildir. Çünkü onlar her türlü övgüye lâyık olan Allah katında en itibarlı mevkiye, Allah’ın yoluna iletilmiş ve sözlerin en güzeline yöneltilmişlerdir ki bu da mutlulukların en büyüğüdür. 
 
Resûl-i Ekrem Efendimiz âhirette müslümanın süsünden söz ederken;

Riyazus Salihin, 1027 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh  şöyle dedi:
Ben dostum sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:
“Mü’minin  nuru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.”
(Müslim, Tahâret 40. Ayrıca bk. Nesâî, Tahâret 109)
 

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنّ  ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. يُدْخِلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا  atıf harfi  وَ  ’la makabline matuftur. 

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.

جَنَّاتٍ  amili  يُدْخِلُ  ‘nin mef’ûlun bihi olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. تَجْر۪ي  cümlesi, جَنَّاتٍ  ’in sıfatı olup mansubdur.

تَجْر۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.  مِنْ تَحْتِهَا  car mecruru  تَجْر۪ي  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  الْاَنْهَارُۜ  fail olup damme ile merfûdur.  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُدْخِلُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  دخل  ’dir. 

اٰمَنُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

الصَّالِحَاتِ , sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ

 

Cümle, ism-i mevsûlun veya  جَنَّاتٍ ‘nin hali olarak mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir.  يُحَلَّوْنَ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  ف۪يهَا  car mecruru  يُحَلَّوْنَ  fiiline mütealliktir. 

مِنْ اَسَاوِرَ  car mecruru mahzuf mef’ûlun bihin mahzuf sıfatına müteallik olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Takdiri, يحلّون حليا من أساور  (Bileziklerden bir süs takınırlar.) şeklindedir. مِنْ ذَهَبٍ  car mecruru  اَسَاوِرَ  ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. لُؤْلُؤً۬ا  atıf harfi  وَ  ’la mahzuf mef’ûlun bihe matuftur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İsim cümlesidir. لِبَاسُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪يهَا  car mecruru  حَر۪يرٌ  ’in mahzuf haline mütealliktir.  حَر۪يرٌ  haber olup damme ile merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬ا وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ

Allah Teâlâ, cehennem azabına düşar olanların halinden sonra bu ayette, cennet ehlinin halini bildirmektedir. Ayet, istinâfiyye olarak fasılla gelmiştir.

اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve tazim duyguları uyandırmak içindir.

اِنَّ ’nin haberi olan يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬ا cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُدْخِلُ fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâî kelamdır.

Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsülle ifade edilmeleri, sonraki habere dikkat çekmenin yanında, onlara tazim amacı taşır.

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Buradaki عملوا الصالحات ibaresinin aslı عَمِلُوا الأعمال الصالحات şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcaz-ı hazif sanatıdır.

يُدْخِلُ fiilinin mef’ûlü olan جَنَّاتٍ ’deki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.

تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, mef’ûl olan جَنَّاتٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidâî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.

تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesinde mekan alakasıyla aklî mecaz sanatı vardır.

Akan, nehirler değil içindeki sudur. Fiil, hakiki failine değil; mekanına isnad edilmiştir. Kur’an’da bunun benzeri çok ayet vardır. Hepsinde de akma fiili suya değil de nehre isnad edilmiştir. Suyun miktarındaki çokluk ve akış şiddetinden dolayı mecazî isnad yapılmıştır. Sanki nehir, suyun akma fiilinden etkilenmiş, o da akmaya başlamıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

“Altından nehirler akma” tabiri otoritenin onlara ait olduğunu gösterir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 4, Zuhruf/51, s. 239)

Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde مِنْ harfiyle geçen جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, zihinlere yerleştirmek kastıyla tekrarlanmıştır.

اِنَّ ile tekid edilmiş bu haber cümlesi de, 14. ayetteki cümlenin son kısmı hariç tekrarıdır. İki ayet arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acûz ale’s-sadr cinas sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)

Ayetin başında tahkik kelimesinin (şüphe yok ki) zikredilmesi, müminlerin halinin kâfirlerin halinden son derece farklı olduğunu bildirmek, müminlerin durumuna fazla önem verildiğini izhar etmek ve kelamın içeriğinin tahkikine delalet içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Aklî’s-Selîм)

Kur’ân-ı Kerim’de iyi işler anlamında sıklıkla kullanılan  الصَّالِحَاتِ  kelimesi, hem çoğul kalıpta hem de cins ifade eden  ال  takısı alarak, tüm iyilik alanlarını kapsarken, tekil-marife-cins kullanımda “tek bir iyilik” ihtimali söz konusu olabilir. Şu halde bu tarz farkındalıklar, ayetlerin anlaşılmasında geniş ve derin perspektifler sunar. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)

يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬ا  cümlesi,  الَّذ۪ينَ ’den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâî kelamdır.

يُحَلَّوْنَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmûlat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

مِنْ ذَهَبٍ  car mecruru  اَسَاوِرَ  ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لُؤْلُؤً۬ا , zait harfin dahil olduğu mef’ûl konumundaki  مِنْ اَسَاوِرَ ‘ya atfedilmiştir.

مِن أساوِرَ  sözündeki  مِن  harf-i ceri tekid için zaiddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ذَهَبٍ - لُؤْلُؤً۬اۜ - اَسَاوِرَ  kelimelerindeki tenvin, nev, kesret ve tazim ifade eder.

ذَهَبٍ - لُؤْلُؤً۬اۜ - حَر۪يرٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu kelamın  و ’la  فالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهم ثِيابٌ مِن نارٍ  [Hac Suresi, 19]  cümlesine matuf olması muktezâ-i zâhire uygun olurdu. Çünkü, özet olarak gelmiş  هَذانِ خَصْمانِ اخْتَصَمُوا في رَبِّهِمْ [Hac Suresi, 19]  sözlerinin detaylarıdır. Ama bu üsluptan vazgeçip mübtedanın tekid harfi ve tevcih bildiren ism-i celâlle müstakil olarak fasılla gelmesi, bu sözlere dikkat çekmek (istir'a) içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidâî kelamdır.

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪يهَا car-mecruru, haber olan حَر۪يرٌ ‘in mahzuf mukaddem haline mütealliktir.

Müminlerin cennetteki hallerinden ayrıntılı bahseden bu ayet, sözü çoğaltmak ve uzatmak olarak isimlendirilen ıtnâb sanatına örnektir.

Cennet ehlinin hallerinin ve nimetlerinin sıralandığı bu ayette taksim sanatı vardır.

ذَهَبٍ - لُؤْلُؤً۬اۜ - حَر۪يرٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Burada elbise giymekten önce ziynetlerin takılmasından bahsedilmiştir. Ayrıca elbise giymekten bahsedilirken isim, ziynetlerden bahsedilirken fiil siygası gelmiştir. Bu da elbise giyinmenin sabit ve devamlılık gösterdiğine, ziynet takınmanın ise çeşidine farklı renkleriyle tekrarlandığına delalet içindir. Sıygaların umumiliği dolayısıyla burada ihtibak sanatı olduğu anlaşılır. Adeta şöyle buyurulmuştur: يُحَلَّوْنَ بِها وحِلْيَتُهم مِن أساوِرَ مِن ذَهَبٍ ولِباسُهم فِيها حَرِيرٌ يَلْبَسُونَهُ (Onları takarlar ve süsleri altından bilezikler ve giydikleri elbiseleri ipektir.) (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetin وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ  cümlesini müfessirimiz şu şekilde açıklar: “Allah Teâlâ’nın burada üslup değiştirmesi, ipeğin cennetliklerin normal giysileri olduğuna işaret etmesi ya da ayet sonlarının uyması (fasıla) içindir. Yani zahire göre ibarenin isim cümlesi değil de وَيَلْبَسُون حَريراً şeklinde fiil cümlesi olarak gelmesi uygun olurdu. Ancak fasılaların gözetilmesi için nazım ayetteki gibi gelmiştir. Zira fasılalar حَد۪يدٍ ,حَر۪يرٌ ,حَر۪يقِ۟ şeklinde sıralanmaktadır. Eğer يَلْبَسُونَ حَرِيرًا denilseydi bu fasılanın sonunda yazıda ve vakıf halinde “elif” harfi bulunurdu. Bu da söz konusu ahengi bozardı. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)