قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجاً وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٩٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | يَا أَهْلَ | ehli |
|
| 3 | الْكِتَابِ | Kitap |
|
| 4 | لِمَ | niçin? |
|
| 5 | تَصُدُّونَ | çevirmeğe çalışıyorsunuz |
|
| 6 | عَنْ | -ndan |
|
| 7 | سَبِيلِ | yolu- |
|
| 8 | اللَّهِ | Allah |
|
| 9 | مَنْ | kimseleri |
|
| 10 | امَنَ | inanan |
|
| 11 | تَبْغُونَهَا | göstermeğe yeltenerek |
|
| 12 | عِوَجًا | eğri |
|
| 13 | وَأَنْتُمْ | ve siz |
|
| 14 | شُهَدَاءُ | (gerçeğe) tanık olduğunuz halde |
|
| 15 | وَمَا | değildir |
|
| 16 | اللَّهُ | Allah |
|
| 17 | بِغَافِلٍ | habersiz |
|
| 18 | عَمَّا | -dan |
|
| 19 | تَعْمَلُونَ | yaptıklarınız- |
|
Beğaye بغي :
بَغْيٌ kelimesi aranan şeyde orta yolu aşmayı istemektir, gerçekten aşılıp aşılmaması farketmez.
بَغْيٌ iki çeşittir: Birincisi iyidir, bu da adaletten ihsana, farzdan nafileye geçmektir. İkincisi kötüdür, bu da haktan batıla, şüpheye geçmektir.
إبتغاء ise özellikle istemede tüm gücünü ortaya koymak için kullanılır. Bu maddenin fesad, zina, zulüm yada düşmanlık manasında olmadığı, bilakis kelimedeki hakiki anlamın şiddetle istemek olduğu ortaya çıkmıştır. Ve bu anlam çeşitli karinelerle muhtelif mefhumlar için kullanılır. (Müfredat-Tahqiq)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda olmak üzere 96 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan bir şekli bulunmamasına rağmen boğa sözcüğü işari olarak bu kökü hatırlatmaktadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجاً وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Mekulü’l-kavl يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ ’ dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada olan اَهْلَ muzâf olup fetha ile mansubdur. الْكِتَابِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Nidanın cevabı لِمَ تَصُدُّونَ ’ dir.
لِمَ car mecruru تَصُدُّونَ fiiline müteallik olup, مَا istifham isminin elifi, ism-i mevsûlden ayırt edilmesi için hazfedilmiştir.
تَصُدُّونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. عَنْ سَب۪يلِ car mecruru تَصُدُّونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. تَبْغُونَهَا cümlesi, تَصُدُّونَ ‘ deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
تَبْغُونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عِوَجًا hal olup, fetha ile mansubdur. وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُ cümlesi, تَبْغُونَهَا ‘ deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. شُهَدَٓاءُ haber olup damme ile merfûdur. Sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olup, gayri munsarif olduğu için tenvin almamıştır.
لِمَ kelimesinin aslı لِمَا şeklindedir. Soru ifade eden مَا harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece مَا harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)Böylece ismi mevsûl olan مَا ‘ dan ayrılır. İsmi mevsûl olan مَا bu harflere bitiştiği zaman elif hazf olmaz.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).İlki fiil,ikincisi müfred, üçüncüsü isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl مَا ’ nın ismi olup damme ile merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. غَافِلٍ lafzen mecrur, مَا ’ nın haberi olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, عَنْ harf-i ceriyle تَعْمَلُونَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ’ nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 142)
Kur’an-ı Kerim’de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’ nin, 19 yerde de مَا ’ nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik)
غَافِلٍ ; sülâsi mücerredi غفل olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجاً وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette muhatap, Hz. Peygamberdir.
Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Mekulü’l-kavl olan يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰه مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰه مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ ise istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Fiil muzari sıygada gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümle zahiren istifham üslubunda inşa cümlesi olmasına rağmen mana itibariyle tevbih ve kınama kastı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf سَب۪يلِ اللّٰهِ izafeti lafza-i celâle muzâf olan سَب۪يلِ için şan ve şeref ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
سَب۪يلِ اللّٰهِ ibaresinde istiare vardır. سَب۪يلِ kelimesi yol demektir. Allah’ın dini anlamında müsteardır. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘ in sılası olan اٰمَنَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
تَبْغُونَهَا عِوَجًا cümlesi تَصُدُّونَ fiilinin failinden veya سَب۪يلِ ’ den haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Muzari fiil, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal وَ ’ ıyla gelen وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُ cümlesi, تَبْغُونَهَا ‘ deki failin haldir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لِمَ kelimesinin aslı لِمَا şeklindedir. Soru ifade eden مَا harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece مَا harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, nefy harfinden ayırt etmek için telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Müfessirler şöyle demişlerdir: "Ehl-i Kitabın, inananları Allah yolundan saptırmak istemeleri, zayıf müslümanların kalplerine şek ve şüphe sokmak suretiyle oluyordu ve onlar Hazret-i Muhammed (s.a.v)'in sıfatlarının kendi kitaplarında anlatıldığını da inkâr ediyorlardı." (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bundan önce Allah (c.c), Resulüne; Ehl-i Kitabın dalaletinden dolayı onları kınamayı emir buyurmuştu. Burada onların insanları dalalete düşürme (idlâl) gayretlerinden dolayı onları kınamayı emir buyurmaktadır.
قُلْ [De ki] emrinin tekrarı, Peygamber’i onları tevbih ve takbihe ziyadesiyle sevk etmek içindir.
Bundan önceki ayette لِمَ تَكْفُرُونَ [niçin inkâr ediyorsunuz?] dendiği halde burada لِمَ تَصُدُّونَ [niçin çeviriyorsunuz veya alıkoyuyorsunuz ?" buyurulması, onların inkâr ve alıkoymalarının her birinin, başlı başına tevbih ve takbihi gerektirdiğini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
98. ayette de bu ayette de nida edatı uzaklık içindir.
لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰه [Niçin Allah yolundan alıkoyarsınız?] tecessüm sanatıdır.
َتَبْغُونَهَا عِوَجًا çarpıklığını istemek, doğru yolun zıddına eğri yolu arayıp bulmaktır. Teşbihi tenasidir. Doğru yol hazırken bozuk yol arama kaygısına düşme hilekârlığına ve boşa çaba harcama eblehliğine remz ve tarizdir.
وَاَنْتُمْ شُهَدَٓاءُۜ [Sizler şahitler olduğunuz halde] şeklindeki hal cümlesi, zımnî delalet ile bile bile yapılan kötülüklerin Allah katında sorumuluğunun daha fazla olduğunu bildirmektedir.
وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir.(Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Nefy harfi مَا ’ nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَا harfi ليس gibi amel etmiştir. مَا ‘ nın haberi olan بِغَافِلٍ ’ deki بِ harfi tekid ifade eden zaid harftir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
عن harf-i ceriyle بِغَافِلٍ ‘ ye müteallik olan masdar harfi مَا ‘ nın sılası تَعْمَلُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ’nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.2, II, 142)
Haber olan غَافِلٍ ‘ nin ism-i fail sıygasında gelerek isim cümlesindeki sübut ve istimrar anlamını kuvvetlendirmiştir.
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ [Allah gafil değildir.] sözü “Allah onların yaptıklarını bilir.” ifadesinden daha güçlüdür. Olumsuz cümlelerde daha fazla vurgu vardır.
[Allah yapmakta olduğunuz şeylerden gafil değildir] ifadesi amellerin karşılığının verilmesi konusunda bir vaîd, yani tehdittir. Bu ifadenin altında “Her davranışınız değerlendirilmektedir” anlamı yatmaktadır. Bir anlamın içine başka bir anlamın gizlenmesi idmâc sanatıdır.
Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
غَافِلٍ - تَعْمَلُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
مَا ’ nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
Öncesi için bir zeyl mahiyetinde olan bu cümle, onlar için pek ağır bir tehdit anlamı taşır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ [Allah yaptığınız şeylerden gafil değildir.] fasılası değişik şekillerde gelmiştir. Bu cümlenin olumsuz cümle olması, zaid بِ harfinin gelmesi ve isim cümlesi olması dolayısıyla diğerlerine göre daha fazla vurgu vardır.
وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ [Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.] cümlesi bileni bilmeyen yerine koymak suretiyle muktezâ-i zâhirin hilafına kelamdır. Bile bile kötülük yapmak ve bunun cezasız kalacağını sanmak, Allah’tan gafil olmayı daha da ilerisi Allah’ın kendilerinden gafil olduğunu sanmaktır ki bir önceki ayette sorulan “Neden inkâr ediyorsunuz?” ifadesini pekiştirir.
ُ َما تَعْمَلُون [Yaptıklarınız] sıfatlı kinayedir, ism-i mevsûl zem içindir.
عَمَّا تَعْمَلُونَ َifadesindeki عن َ harf-i ceri buud ve uzaklaşma manasıyla amellerinin kötü ve cezaya müstehak olmasına işaret eder. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
Allahu Teâlâ bir önceki ayeti, "Allah yaptığınız her şeye şahittir" tabiriyle; bu ayeti de, "Allah, yaptığınız hiçbir şeyden gafil değildir" tabiriyle bitirmiştir. Çünkü, onlar Hz Peygamber'in nübüvvetini açıkça inkâr ediyorlar, ama müslümanların kalplerine şüphe atma işini açıkça yapmıyorlar, aksine bu hususta çok çeşitli hilelere başvuruyorlardı. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak, açıkça yaptıkları işler hususunda "Allah şahittir"; gizli yaptıkları şeyler hususunda ise, "Allah, yaptığınız hiçbir şeyden gafil değildir" buyurmuştur. Hak Teâlâ, her iki ayette de, "De ki: Ey Ehl-i Kitap!.." hitabını tekrar etmiştir. Çünkü gaye, onları en güzel bir şekilde kınamaktır. Bundan dolayı, bu hoş hitabın tekrar etmesi, onları sapma ve saptırma hususundaki yollarından çevirme konusunda yumuşak davranma gayesine daha uygundur ve din hususunda onlara nasihat edip sakındırmaya daha güzel delalet etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)