بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْۚ وَاِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ اَزْكٰى لَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنْ | eğer |
|
| 2 | لَمْ |
|
|
| 3 | تَجِدُوا | bulamazsanız |
|
| 4 | فِيهَا | orada |
|
| 5 | أَحَدًا | kimseyi |
|
| 6 | فَلَا |
|
|
| 7 | تَدْخُلُوهَا | oraya girmeyin |
|
| 8 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 9 | يُؤْذَنَ | izin verilinceye |
|
| 10 | لَكُمْ | size |
|
| 11 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 12 | قِيلَ | denirse |
|
| 13 | لَكُمُ | size |
|
| 14 | ارْجِعُوا | dönün! |
|
| 15 | فَارْجِعُوا | o halde dönün |
|
| 16 | هُوَ | o |
|
| 17 | أَزْكَىٰ | daha temizdir |
|
| 18 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 19 | وَاللَّهُ | ve Allah |
|
| 20 | بِمَا | şeyleri |
|
| 21 | تَعْمَلُونَ | yaptıklarınız |
|
| 22 | عَلِيمٌ | bilendir |
|
فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَجِدُوا şart fiili olup, نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَٓا car mecruru تَجِدُوا fiiline mütealliktir. اَحَداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَدْخُلُو fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يُؤْذَنَ muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel تَدْخُلُوهَا fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
يُؤْذَنَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَكُمْ car mecruru يُؤْذَنَ fiiline mütealliktir.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ اَزْكٰى لَكُمْۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ق۪يلَ şart fiili olup, fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لَكُمُ car mecruru naib-i faile mütealliktir. ارْجِعُوا cümlesi , ق۪يلَ ’nin naib-i faili olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl, mukadder naib-i faili açıklar. Takdiri, قيل القول şeklindedir.
ارْجِعُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
ارْجِعُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَزْكٰى لَكُمْ mübtedanın haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. لَكُمْ car mecruru اَزْكٰى fiiline mütealliktir.
اَزْكٰى ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle عَلِيمٌ ’ne mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَل۪يمٌ mübtedanın haberi olarak damme ile merfûdur.
عَل۪يمٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta surekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْۚ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nehiy üslubundan şart üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنْ cezm eden şart harfi, لَمْ cezm ve nefy harfidir. تَجِدُوا fiilini cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirmiştir. Şart üslubundaki terkipte لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً cümlesi şarttır. Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَمْ تَجِدُوا fiiline müteallik ف۪يهَٓا car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَحَداً ’deki tenvin muayyen olmayan bir cinse işaret eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ’nın gizli أنْ ’le masdar yaptığı يُؤْذَنَ لَكُمْ cümlesi, başındaki حَتّٰى ile birlikte تَدْخُلُوهَا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْ sözündeki gaye bildiren harf-i cer, فَلَا تَدْخُلُوهَا ’deki nehyi tekid içindir. Yani sahibi gelip size izin verilinceye kadar anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّٰى kelimesi, bir şeyin başlangıcına dayanmaksızın sonunu bildirir. Kendisinden sonra gelen gizli bir اَنْ ’le muzari fiili nasb eder ve harf-i cerdir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَداً [bu evlerde hiç kimsenin bulunmamasından] ifadesinden murad, ya; izin vermeye yetkili kimsenin bulunmamasıdır ki buna göre izin verme etkisi olmayan kadınların ve çocukların bulunup bulunmamaları arasında bir fark yoktur ya da izin yetkisi olsun veya olmasın, hiç kimsenin bulunmamasıdır. Buna göre ayet-i kerimenin sarih ifadesi, boş evlere dahi girmenin yasak olduğudur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا
İkinci cümle, atıf harfi وَ ‘la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte اِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
ق۪يلَ fiilinin mekulü’l-kavli olan ارْجِعُوا emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَارْجِعُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Bu şart cümlesinde, şart ve ceza cümlelerinde iki mananın eşleşmesi olan, müzavece sanatı vardır.
Müzâvece sadece cezada vukû bulur. Buna tezâvüc de denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Size girin denilirse girin cümlesine, girmeyin denilirse, girmeyin anlamı idmâc edilmiştir.
ارْجِعُوا kelimesinin tekrarında reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
هُوَ اَزْكٰى لَكُمْۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan اَزْكٰى ’nın ism-i tafdil kalıbında gelmesi mübalağa ifade etmiştir.
هُوَ اَزْكٰى لَكُمْ cümlesinde, konu açık olduğu için müsnedün ileyhin açıkça zikredilmesine gerek olmadan zamir gelmiştir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ’ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lafza-i celâl mübteda, عَل۪يمٌ۟ haberdir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsned olan عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. بِمَا تَعْمَلُونَ car mecruru, konudaki önemine binaen amili olan عَل۪يمٌ ’a takdim edilmiştir.
Habere müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi تَعْمَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir..] ifadesine, Allah Teâlânın, yaptıklarını bildiği beyan edilirken, zalimlerin ceza, mazlumların mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
تَعْمَلُونَ - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadri sanatları vardır
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sıfat-ı müşebbehe; “benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ [Allah sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir] ayeti evlerin içindekini görmek kastı ile tecessüste bulunup masiyet maksadıyla ev halkının haberi olmadan içeri giren, helal ve caiz olmayan şeylere bakmak ve buna benzer günah işleme kastında olan diğer kimseler için bir tehdittir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٢٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَيْسَ | yoktur |
|
| 2 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 3 | جُنَاحٌ | bir günah |
|
| 4 | أَنْ | -den dolayı |
|
| 5 | تَدْخُلُوا | (izinsiz) girmeniz- |
|
| 6 | بُيُوتًا | evlere |
|
| 7 | غَيْرَ |
|
|
| 8 | مَسْكُونَةٍ | oturulmayan |
|
| 9 | فِيهَا | içinde |
|
| 10 | مَتَاعٌ | eşyanız bulunan |
|
| 11 | لَكُمْ | sizin |
|
| 12 | وَاللَّهُ | ve Allah |
|
| 13 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 14 | مَا | şeyi |
|
| 15 | تُبْدُونَ | açığa vurduğunuz |
|
| 16 | وَمَا | ve şeyi |
|
| 17 | تَكْتُمُونَ | gizlediğiniz |
|
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْۜ
İsim cümlesidir. لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
عَلَيْكُمْ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine müteallik olup, mahallen mansubdur. جُنَاحٌ kelimesi لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf ف۪ي harf-i ceriyle جُنَاحٌ ’a mütealliktir. Takdiri; في أن تدخلوا (girmenizde) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَدْخُلُوا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بُيُوتاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
غَيْرَ kelimesi بُيُوتاً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. مَسْكُونَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْ cümlesi بُيُوتاً ’nin ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَتَاعٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. لَكُمْ car mecruru مَتَاعٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir.
لَيْسَ isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَسْكُونَةٍ ; sülâsi mücerredi سكن olan fiilin ism-i mef'ûlüdür.
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يَعْلَمُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
تُبْدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَا تَكْتُمُونَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
تَكْتُمُونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُبْدُونَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. عَلَيْكُمْ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. جُنَاحٌ muahhar ismidir.
جُنَاحٌ ‘daki nekrelik, kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki müspet muzari fiil cümlesi تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ , masdar tevilinde olup takdir edilen في harf-i ceriyle mahzuf habere mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْ cümlesi, بُيُوتاً için sıfattır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَتَاعٌ muahhar mübtedadır.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
بُيُوتاً - مَسْكُونَةٍ - مَتَاعٌ kelimelerindeki nekrelik, muayyen olmayan cinse işaret eder.
عَلَيْكُمْ - لَكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
بُيُوتاً - مَسْكُونَةٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned konumundaki يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaîi kelamdır. Haberin muzari fiil cümlesi olması, hükmü takviye, hudûs, tecessüm, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.
يَعْلَمُ fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan تُبْدُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen ikinci mevsûl ve sılası, birinciye atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Ayetin fasılasında ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Allah sizin açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de iyi bilir.] ifadesine, Allah Teâlânın, her şeyi bildiği beyan edilirken, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği zalimlerin ceza, mazlumların mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
وَمَا تَكْتُمُونَ cümlesiyle مَا تُبْدُونَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
تُبْدُونَ - تَكْتُمُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٣٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | söyle |
|
| 2 | لِلْمُؤْمِنِينَ | inanan erkeklere |
|
| 3 | يَغُضُّوا | sakınsınlar |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | أَبْصَارِهِمْ | bakışlarını |
|
| 6 | وَيَحْفَظُوا | ve korusunlar |
|
| 7 | فُرُوجَهُمْ | ırzlarını |
|
| 8 | ذَٰلِكَ | bu |
|
| 9 | أَزْكَىٰ | daha temizdir |
|
| 10 | لَهُمْ | onlar için |
|
| 11 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 12 | اللَّهَ | Allah |
|
| 13 | خَبِيرٌ | haber almaktadır |
|
| 14 | بِمَا | şeyleri |
|
| 15 | يَصْنَعُونَ | her yaptıkları |
|
https://www.youtube.com/watch?v=TT9GlJ2jBfo
(6 dk 12 sn) Nouman Ali Khan Bas ordusu Kur'an da geciyor mu?
Aile yalnızca insanların içinde doğup büyüdükleri bir mekân olmayıp aynı zamanda önemli bir sosyal birim ve eğitim ocağı olduğu için İslâm ona çok önem vermiş, korunup gelişmesi, vazifesini hakkıyla yerine getirmesi için birçok tavsiyede bulunmuş, kurallar koymuştur. Ailenin korunabilmesi için vazgeçilmez şart eşlerin gözlerinin dışarıda olmaması, karşılıklı sadakat, güven ve iffettir. İnsanoğlunun en güçlü güdülerinden ve duygularından biri, İslâmî kaynaklarda şehvet diye ifade edilen kavram kapsamına giren cinsel güç ve arzudur. Bu arzunun meşrû yoldan yani evlilik birliği içinde tatmin edilmesine izin verilmiş, meşrû olmayan yollardan tatmin ise ayıp ve günah sayılarak yasaklanmıştır. Cinsel hayat yalnızca cinsel ilişki değildir; cinsel ilişki dışında kalan “şehvetle bakma, koklama, dokunma, düşünme ve hayal etme” gibi davranış ve ilişki çeşitlerinin, cinselliği kışkırtan etkileri vardır. Aileyi korumak için iffet ve sadakati öngören Kur’an, bunları sağlamak ve korumak için yalnızca zinayı değil, insanı zinaya götüren adımları da yasaklamıştır. Sûrenin buraya kadar geçen âyetlerinde zikredilen zina ve iffete iftira cezası, lânetleşme tedbiri, namusla ilgili konularda dedikodu yapmanın, ahlâksızlığa karşı umursamazlık kazandıracak davranışların kınanması, başkalarının evlerine izinsiz girip çıkmanın yasaklanması hep iffetin ve ailenin korunmasına yönelik tedbirlerdir. Bu cümleden olarak 30 ve 31. âyetlerde de cinsel arzuyu uyandıran ve kamçılayan ısrarla veya şehvetle bakma, bedenin cinsiyet duygularını tahrik eden kısımlarını açıkta bırakma, sergileme gibi davranışlar ele alınmakta ve bu konulara dair sınırlamalara yer verilmektedir. Buradaki emir ve yasakların “tavsiye niteliğinde mi, yoksa kesin ve bağlayıcı mı?” olduğu sorusuna cevap aranırken göz önünde tutulması gereken önemli husus, zina ile yasaklanan davranış arasındaki sebep-sonuç veya etkileşim ilişkisidir.
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لِلْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru قُلْ fiiline mütealliktir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi mahzuf olup mahallen mansubdur. Takdiri; قل لهم غضّوا أبصاركم (Onlara bakışlarını indirmesini söyle) şeklindedir.
فَ karînesi olmadan gelen يَغُضُّوا cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تقل لهم غضّوا يغضوا (Onlara indir dersen indirirler) şeklindedir.
يَغُضُّوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ اَبْصَارِهِمْ car mecruru يَغُضُّوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَحْفَظُوا atıf harfi وَ ’la يَغُضُّوا fiiline matuftur.
يَحْفَظُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فُرُوجَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir. اَزْكٰى haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. لَهُمْ car mecruru اَزْكٰى ’ya mütealliktir.
اَزْكٰى ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. خَب۪يرٌ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle خَب۪يرٌ ’e mütealliktir.
يَصْنَعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
خَب۪يرٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta surekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ
Ayet, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. قُلْ fiilinin takdiri غضّوا أبصاركم (bakışlarınızı indirin) olan mekulü’l-kavli mahzuftur.
Şart üslubunda gelen terkipte يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ cümlesi, takdiri …إن تقل لهم غضّوا (Onlara yumun dersen) olan mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
يَغُضُّوا fiilinin mef ‘ûlü olan اَبْصَارِهِمْ ‘deki tekit ifade eden zaid harf مِنْ ıtnâb sanatıdır.
مِنْ اَبْصَارِ ifadesindeki مِنْ kısım ifade eder; maksat haram olan şeylere gözü kapamak helal olan şeylere bakmakla yetinmektir. Ahfeş, مِنْ edatının zaid olabileceğini söylemiş; Sîbeveyhi ise bunu kabul etmemiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ cümlesi, يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
قُلْ emrinde cem’, “gözlerini kapasınlar ve namuslarını korusunlar” ifadelerinde taksim sanatı vardır.
يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ [Gözlerini kapasınlar] cümlesinde, hazif yoluyla îcaz vardır. Maksat, gözleri herşeye değil, sadece Allah'ın haram kıldığı şeylere kapatmak yani bakmamaktır. Muhataplar bunu anlayacakları için bununla yetinilerek hazif yapılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ [Gözlerini kapasınlar ve namuslarını korusunlar] ifadesinde, gözlerini kapama emrinin namusu korumadan önce söylenmesinin sırrı şudur: Bakmak, zinanın postacısı ve kötülüğün öncüsüdür. Tehlikeye düşmenin başlangıcıdır. Nitekim şair şöyle demiştir: Bir gün sen, gözlerini kalbinin casusu olarak gönderdiğinde, gördüğün manzaralar seni yorar. Öyle şeyler görürsün ki sen onun ne tümüne ne de bir kısmına sabredebilirsin. (Sâbûnî, Safvetü't Tefasir; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فُرُوجَ kelimesi, فَرج ’in çoğuludur. فَرج , aslî manasında iki şey arasındaki açıklık demektir. Bu şekilde gerek erkek gerek dişi insanın bacakları arasındaki açıklığa da gerçek olarak bu isim verilir ki dilimizde apış arası denir ve bu deyim ile avret mahallinden kinaye de edilir ki Kur’an’da bu mana ile geçmiş ve onun için erkeğe de dişiye de kullanılmıştır. Sonra özellikle kadının ön avretinden kinaye olarak kullanılması fazla yapılmış ve kinaye değil, sarih denecek derecede bu şekliyle kullanılmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin işaret ismi olan ذلك ile marife olması, en güzel şekilde temyiz etmek ve tazim içindir. ذٰلِكَ ile emirlere işaret edilmiştir.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare sanatı vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile duruma işaret edilmiştir. Allah’ın emirleri, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
ذٰلِكَ اَزْكٰى لَكُمْ cümlesinde, konu açık olduğu için müsnedün ileyhin açıkça zikredilmesine gerek olmadan işaret ismi gelmiştir.
Müsned olan اَزْكٰى ’nın ism-i tafdil kalıbında gelmesi mübalağa ifade etmiştir.
Bu cümlenin benzeri, 27. ayette de tekrarlanmıştır. İki cümle arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
ذٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan Suresi 57, s. 190)
اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Ta’lîliye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve ikazı artırmak içindir.
Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
خَب۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mecrur mahaldeki مَا müşterek ism-i mevsûlü, بِ harf-i ceriyle birlikte خَب۪يرٌ ’e mütealliktir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan sıla cümlesi تَعْمَلُونَ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.] ifadesine, Allah Teâlânın, her şeyden haberdar olduğu beyan edilirken, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği, zalimlerin ceza, mazlumların mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Burada ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin masdarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlâ’nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l- Akli’s-Selîm, Nisa/17)
Sıfat-ı müşebbehe; “benzeyen sıfat” demektir. -faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu sureklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ [Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.] şeklindeki tezyîl cümlesi, gözlerini kaçırma ve korunma emrinin neticesinden kinayedir. Burada emirden maksat, uymak ve itaat etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقُلْ | ve söyle |
|
| 2 | لِلْمُؤْمِنَاتِ | inanan kadınlara |
|
| 3 | يَغْضُضْنَ | sakınsınlar |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | أَبْصَارِهِنَّ | bakışlarını |
|
| 6 | وَيَحْفَظْنَ | ve korusunlar |
|
| 7 | فُرُوجَهُنَّ | ırzlarını |
|
| 8 | وَلَا | ve |
|
| 9 | يُبْدِينَ | göstermesinler |
|
| 10 | زِينَتَهُنَّ | süslerini |
|
| 11 | إِلَّا | ancak hariç |
|
| 12 | مَا |
|
|
| 13 | ظَهَرَ | görünenler |
|
| 14 | مِنْهَا | ondan |
|
| 15 | وَلْيَضْرِبْنَ | ve koysunlar |
|
| 16 | بِخُمُرِهِنَّ | başörtülerini |
|
| 17 | عَلَىٰ | üstüne |
|
| 18 | جُيُوبِهِنَّ | (göğüs) yırtmaçlarının |
|
| 19 | وَلَا | ve |
|
| 20 | يُبْدِينَ | göstermesinler |
|
| 21 | زِينَتَهُنَّ | süslerini |
|
| 22 | إِلَّا | dışındakilere |
|
| 23 | لِبُعُولَتِهِنَّ | kocaları |
|
| 24 | أَوْ | yahut |
|
| 25 | ابَائِهِنَّ | babaları |
|
| 26 | أَوْ | yahut |
|
| 27 | ابَاءِ | babaları |
|
| 28 | بُعُولَتِهِنَّ | kocalarının |
|
| 29 | أَوْ | yahut |
|
| 30 | أَبْنَائِهِنَّ | oğulları |
|
| 31 | أَوْ | yahut |
|
| 32 | أَبْنَاءِ | oğulları |
|
| 33 | بُعُولَتِهِنَّ | kocalarının |
|
| 34 | أَوْ | yahut |
|
| 35 | إِخْوَانِهِنَّ | kardeşleri |
|
| 36 | أَوْ | yahut |
|
| 37 | بَنِي | oğulları |
|
| 38 | إِخْوَانِهِنَّ | kardeşlerinin |
|
| 39 | أَوْ | yahut |
|
| 40 | بَنِي | oğulları |
|
| 41 | أَخَوَاتِهِنَّ | kızkardeşlerinin |
|
| 42 | أَوْ | yahut |
|
| 43 | نِسَائِهِنَّ | kadınları |
|
| 44 | أَوْ | yahut |
|
| 45 | مَا |
|
|
| 46 | مَلَكَتْ | sahip oldukları (köleleri) |
|
| 47 | أَيْمَانُهُنَّ | ellerinin |
|
| 48 | أَوِ | yahut |
|
| 49 | التَّابِعِينَ | tabi’leri (hizmetlileri) |
|
| 50 | غَيْرِ | bulunmayan |
|
| 51 | أُولِي |
|
|
| 52 | الْإِرْبَةِ | kadına ihtiyacı |
|
| 53 | مِنَ | -den |
|
| 54 | الرِّجَالِ | erkekler- |
|
| 55 | أَوِ | yahut |
|
| 56 | الطِّفْلِ | çocuklara |
|
| 57 | الَّذِينَ | onlar ki |
|
| 58 | لَمْ |
|
|
| 59 | يَظْهَرُوا | henüz anlamazlar |
|
| 60 | عَلَىٰ |
|
|
| 61 | عَوْرَاتِ | mahrem yerlerini |
|
| 62 | النِّسَاءِ | kadınların |
|
| 63 | وَلَا | ve |
|
| 64 | يَضْرِبْنَ | vurmasınlar |
|
| 65 | بِأَرْجُلِهِنَّ | ayaklarını |
|
| 66 | لِيُعْلَمَ | bilinmesi için |
|
| 67 | مَا | şeylerin |
|
| 68 | يُخْفِينَ | gizledikleri |
|
| 69 | مِنْ | -nden |
|
| 70 | زِينَتِهِنَّ | süsleri- |
|
| 71 | وَتُوبُوا | ve tevbe edin |
|
| 72 | إِلَى |
|
|
| 73 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 74 | جَمِيعًا | topluca |
|
| 75 | أَيُّهَ | ey |
|
| 76 | الْمُؤْمِنُونَ | mü’minler |
|
| 77 | لَعَلَّكُمْ | umulur ki |
|
| 78 | تُفْلِحُونَ | felaha erersiniz |
|
Ceyebe جيب : جَيْبٌ sözcüğü iyi bilinmekte olan yaka demektir. Çoğulu جُيُوبٌ şeklinde gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli ceptir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Avera عور : عَوْرَة kelimesi insanın edep yeridir. Bu kinayeli bir kullanımdır. Aslı âr(عارٌ) sözcüğünden gelir. Bunun sebebi ise bu yerlerin açığa çıkması durumunda kişiye ilişen âr yani ayıplanma/kınanma nedeni olmasıdır. Bundan dolayı kadınlara da عَوْرَة denmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim olarak 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri avret, avrat ve eğretidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi mahzuf olup mahallen mansubdur. Takdiri; قل لهنّ يَغْضُضْنَ أبصارهِنَّ (O kadınlara gözlerini kapamalarını söyle) şeklindedir. لِلْمُؤْمِنَاتِ car mecruru قُلْ fiiline mütealliktir. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır
فَ karinesi olmadan gelen يَغْضُضْنَ cümlesi, mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تقل لهن اغضضن من أبصاركنّ يغضضن (O kadınlara gözlerini kapamalarını söylersen kaparlar.) şeklindedir.
يَغْضُضْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. مِنْ اَبْصَارِهِنَّ car mecruru يَغْضُضْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَحْفَظْنَ atıf harfi وَ ’la يَغْضُضْنَ fiiline matuftur.
يَحْفَظْنَ fiili (نَ) nûnu’n nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n nisve olarak, mahallen merfûdur. فُرُوجَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يُبْد۪ينَ atıf harfi وَ ’la يَحْفَظْنَ fiiline matuftur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُبْد۪ينَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili nûnu’n-nisve olarak, mahallen merfûdur.
ز۪ينَتَهُنَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا istisna edatıdır. Müşterek ism-imevsûl مَا müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası ظَهَرَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. Veya ز۪ينَتَهُنَّ ’den bedeldir.
ظَهَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْهَا car mecruru ظَهَرَ fiiline mütealliktir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُبْد۪ينَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُؤْمِنَاتِ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ
لْيَضْرِبْنَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la mukadder mekulü’l-kavle matuftur.
Fiil cümlesidir. لْ emir lam’ıdır. يَضْرِبْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili nûnu’n-nisve olarak, mahallen merfûdur.
بِخُمُرِ car mecruru لْيَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلٰى جُيُوبِ car mecruru لْيَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ
لَا يُبْد۪ينَ fiili, atıf harfi وَ ’la önceki لَا يُبْد۪ينَ ’ye matuftur.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُبْد۪ينَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili nûnu’n nisve olarak mahallen merfûdur.
ز۪ينَتَهُنَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا istisna edatıdır.
لِبُعُولَتِهِنَّ car mecruru mukadder müstesnadan bedeldir. Takdiri; لا يبدين زينتهنّ لأحد من الناس إلّا لبعولتهنّ (Ziynetlerini kocalarından başka kimseye göstememelerini) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰبَٓائِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile لِبُعُولَتِهِنَّ ’ye matuftur.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. اٰبَٓائِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اٰبَٓائِهِنَّ ’ye matuftur.
اٰبَٓاءِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. بُعُولَتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَبْنَٓائِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ ’ye matuftur.
اَبْنَٓائِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اَبْنَٓائِهِنَّ ’ye matuftur.
اَبْنَٓائِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. بُعُولَتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِخْوَانِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ ’ye matuftur.
اِخْوَانِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اِخْوَانِهِنَّ ’ye matuftur.
بَن۪ٓي muzâf olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. اِخْوَانِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ ’ye matuftur.
نِسَٓائِهِنّ atıf harfi اَوْ ile بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ ’ya matuftur. نِسَٓائِ muzaf olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi اَوْ ile نِسَٓائِهِنّ ’ye matuftur. İsm-i mevsûlun sılası مَلَكَتْ ’dir. Aid zamiri mahzuftur. Takdiri; ملكته (sahip olduğu) şeklindedir.
مَلَكَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اَيْمَانُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ cümlesi, atıf harfi اَوْ ile مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ ’ye matuftur.
التَّابِع۪ينَ mecrur olup cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. غَيْرِ kelimesi, التَّابِع۪ينَ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. اُو۬لِي muzâfun ileyh olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir.
الْاِرْبَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنَ الرِّجَالِ car mecruru التَّابِع۪ينَ veya اُو۬لِي الْاِرْبَةِ ’in mahzuf haline mütealliktir. الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ cümlesi, atıf harfi اَوْ ile مِنَ الرِّجَالِ ‘e matuftur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, الطِّفْلِ ’ın sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ يَظْهَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَظْهَرُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
عَلٰى عَوْرَاتِ car mecruru يَظْهَرُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. النِّسَٓاءِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
يُبْد۪ينَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’dir.
التَّابِع۪ينَ ; sülâsi mücerredi تبع olan fiilin ism-i failidir.
وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَضْرِبْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur.
Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. بِاَرْجُلِهِنَّ car mecruru يَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, يُعْلَمَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle يَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir.
يُعْلَمَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Müşterek ism-i mevsûl مَا naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُخْف۪ينَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُخْف۪ينَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. مِنْ ز۪ينَتِهِنَّ car mecruru يُخْف۪ينَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُخْف۪ينَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خفي ’dir.
وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. تُوبُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى اللّهِ car mecruru وَتُوبُٓوا fiiline mütealliktir. جَم۪يعاً kelimesi تُوبُٓوا ’deki failinin hali olup fetha ile mansubdur.
Nida edatı mahzuftur. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الْمُؤْمِنُونَ bedel olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُؤْمِنُونَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
İsim cümlesidir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
كُمْ muttasıl zamir لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تُفْلِحُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تُفْلِحُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُفْلِحُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi فلح ’dır.
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ
Ayet, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. قُلْ fiilinin takdiri لهنّ يَغْضُضْنَ أبصارهِنَّ (bakışlarını indirsinler) olan mekulü’l-kavli mahzuftur.
Şart üslubunda gelen terkipte يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ cümlesi, takdiri إن تقل لهن اغضضن من أبصاركنّ. (Onlara yumun dersen) olan mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
يَغْضُضْنَ fiilinin mef ‘ûlü olan اَبْصَارِهِنَّ ‘deki tekit ifade eden zaid harf مِنْ , ıtnâb sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ cümlesi, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Önceki ayetin ilk iki cümlesiyle bu ayetin ilk iki cümlesi, zamirler dışında birebir aynıdır. İki cümle arasında tekrir, ıtnâb, reddü’l acüz ale’s sadr ve mukabele sanatları vardır.
Ayet-i kerimede, öncelikle gözün sakınılması emredilmiştir. Çünkü bakış, zinanın aracı ve fesadın öncüsüdür. Yani Allah, bakış tehlikesinin büyüklüğüne dikkat çekmek için harama bakmanın yasaklanmasıyla namusu korumayı bir arada zikretmiştir. Nitekim bakış, fiiliyata geçmeye davet eder. Bu sebeple hadis-i şerifte: “Bakış, İblis’in oklarından bir oktur.” buyurulmuştur. Ayrıca bu konuda şöyle denmiştir: ”Harama göz diken felakete sürüklenir." (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Kur’an bir çok yerde zina lafzını zikretmekten kaçınmıştır. فَرَج lügatte gömlekte veya elbisede olan deliktir, iki şey arasındaki yarıktır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, ayetin başındaki mahzuf mekûlü’l kavle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
اِلَّا istisna edatıdır. Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan ظَهَرَ مِنْهَا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsm-i mevsûl لَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ cümlesinden istisna edilenlerdir.
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ [Ziynetlerini açmasınlar] cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Maksat, ziynet yerleridir. Zikr-i hal irade-i mahal kabilindendir. Zemahşerî şöyle der: Burada, zînet mahallerinin söylenmeyip de zînetin söylenmesi, örtünme ve korunmayı vurgulu bir şekilde emretmek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ziynet eşyalarının takıldığı yerlerin değil de kendilerinin zikredilmesi, korunma ve örtünme emrine vurgu yapmak içindir; çünkü bu ziynetler vücudun (belirli) yerlerindedir ki ayette zikredilen kimselerden başkasının buralara bakması helal değildir. Bu yerler ise kol, bacak, pazu, boyun, baş, göğüs ve kulaklardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümleye dahil olan لْ , emir lamıdır.
Mümin kadınlara söylenmesi gereken şeylerin sıralanması taksim sanatıdır.
ضَرْبَ الْخِمَار عَلى الجَيْبَ ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen başörtülerini yakalarının açık yerlerini kapatacak şekilde aşağıya doğru salmalarıdır. Yakaların açık yerleri, boyun, gerdan, boğaz, göğüs, memeler ve saçları kapsar. (İfadedeki) الضرب ’ın asıl anlamı, Arapların ضُرِبَتُ الفُسْطةُ (çadırı kurdum) sözlerinden gelir ki direğinin dikilip kazıklarının çakılması suretiyle çadırın kaldırılıp kurulmasıdır. Şu halde burada başörtülerinin yaka üzerine vurulması, başörtülerinin baştan aşağı salınmasından, (peştemal gibi) giysilerin aşağı uzatılmasından kinaye olarak istiare edilmiştir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Ayette “örtme” manasında ضرب (vurma) kelimesinin kullanılması, başörtüsünün uçlarını buralara salıverip buraları iyice örtme manası kastedilmesi içindir. Ayetteki ب harf-i ceri ilsak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
خُمُرِ : Kadının başını örttüğü şey (baş örtüsü) demek olan خمَار kelimesinin çoğuludur. Bu nitelikte olmayan, başörtüsü sayılmaz. جُيُوبِ ise: Başın girmesi için kesilen yer (yaka) demek olan جَيْبَ kelimesinin çoğuludur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ
Cümle, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِلَّا istisna edatı, لِبُعُولَتِهِنَّ mukadder müstesnanın mahzuf haline mütealliktir. Halin ve müstesnanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri إلّا زينة كائنة لبعولتهنّ şeklindedir.
Müteakip 11 isim لِبُعُولَتِهِنَّ ’ye temâsül nedeniyle atfedilmiştir.
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ cümlesinden istisna edilenlerin sayılması taksim sanatıdır.
Önemini vurgulamak amacıyla وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ cümlesi tekrarlanmıştır bu tekrarda itnâb, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَوْ atıf harfiyle لِبُعُولَتِهِنَّ ’ye atfedilmiş olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ izafeti, التَّابِع۪ينَ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. مِنَ الرِّجَالِ car mecruru, التَّابِع۪ينَ kelimesinin mahzuf olan haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ ibaresindeki has ism-i mevsûl الطِّفْلِ için sıfatttır. Sılası olan لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Zînet iki kısımdır. Birisi yaratılıştan gelir, diğeri ise kesbîdir. Yaratılıştan gelen ziynet kadının yüzüdür. Zînetin aslını, yaratılışın güzelliğini ve hayatiyetin manasını o ifade eder. Çünkü pek çok menfaat ve ilim edinme yolları yüzde toplanmıştır. Kesbî ziynet ise kadının kendi hilkatini güzelleştirmek için giriştiği çabalar sonucu ortaya çıkandır. Elbiseler, ziynet eşyaları, sürme, kına gibi. Yüce Allah'ın, “Her mescidde ziynetinizi alın.” (Araf Suresi, 31) ayeti da bu kabildendir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِرْبَ , bir şeye ihtiyaç hissetmek, düşkün olmak ve arzu duymak demektir. O halde اِرْبَةِ kadınlara ihtiyaç hisseden, şehevi duyguları olan demektir. Bu kelime, “akıl” manasına da gelir. أرْيَب kelimesi ihtiyaç manasındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayet-i kerimede mümin kadınlar ve onların oğullarından bahsedilirken cemi teksir olan اَبْنَٓائِ kullanılmış, fakat kız ve erkek kardeşlerden bahsedilirken cem-i müzekker-i salim olan بَن۪ٓي kullanılmıştır. Dilcilere göre kullanılan birinci masdar cemi teksirin az kullanılan bir sıygasıdır. Burada kadınların ziynetlerini kendi oğullarına ve kocalarının oğullarına göstermelerinin, zinetlerini erkek kardeşlerine ve onların oğullarına göstermelerinden daha fazla olduğuna dikkat çekilmek için isimler bu farklı sıygalarda kullanılmışlardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
غَيْرِ kelimesi istisna veya hal olmak üzere mansub da okunmuştur; sıfat olmak üzere mecrur da okunmuştur. الطِّفْلِ (çocuklar) kelimesi cins ifade ettiği için tekil olduğu halde çoğul yerinde kullanılmıştır. Ardından gelen kelimeler bununla çoğul kastedildiğini açıklamaktadır. Benzeri نُخْرِجُكُمْ طِفْﻻً [Sonra sizi bebekler olarak çıkarırız. (Hac Suresi, 5)] ifadesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vî; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّ cümlesi, harf-i cerle يَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Meçhul olarak bina edilmiş يُعْلَمَ fiilinin naib-i faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُخْف۪ينَ - يُبْد۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
جَم۪يعاً kelimesi, تُوبُٓوا ’deki failden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İtiraziyye olarak fasılla gelen اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ cümlesi, nida üslubunda talebi inşai isnaddır.
مُؤْمِنُونَ , münadadan bedeldir. Nida harfinin ve nidanın cevabının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetin başında hitap Hz. Peygambere iken bu cümlede hitabın müminlere geçişinde iltifat sanatı vardır.
اَبْنَٓائِ - بَن۪ٓي , اَرْجُلِهِنَّ - رِّجَال , ظَهَرَ - يَظْهَرُوا , لْمُؤْمِنَاتِ - مُؤْمِنُونَ , اِخْوَانِهِنَّ - اِخْوَانِهِنَّ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, بُعُولَتِهِنَّ , اٰبَٓاءِ , اَبْنَٓائِ , اِخْوَانِهِنَّ , بَن۪ٓي اَوْ , ز۪ينَتَهُنَّ , اِلَّا , يُبْد۪ينَ , يَضْرِبْنَ , النِّسَٓاءِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itirâziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mekkî (r.a) şöyle demiştir: Yüce Allah'ın kitabında bu ayetten daha çok zamir ihtiva eden bir başka ayet-i kerime yoktur. Bu ayet-i kerimede mecrur ve merfû' olmak üzere mümin hanımlara ait yirmi beş zamir vardır. Toplam zamirler ise 26 adettir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Bundan önce Resulullah'a (s.a.v) yapılan hitap, burada değiştirilip bütün müminlere tevcih edilmiştir. Bu, tövbeye son derece önem verildiğini ve onun emrinin, ancak Allah'a yaraşan büyük hususlardan olduğunu göstermek içindir. Zira hiçbir mükellef, mükellefiyetlerin gereklerini layıkıyla ifa etmekte bir çeşit taksirattan uzak kalamaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.
لَعَلَّ ’nin haberi olan تُفْلِحُونَ ’nin, muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
لَعَلَّ edatı terecci içindir yani ‘ümitvar olma’ manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrûb: ‘’ لَعَلَّ kelimesi ‘için’ manasındadır’’, demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)
Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki لَعَلَّ (umulur ki) harfinin لَ manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)
Ayet teracci/umut ifade etmektedir. Bu da kurtuluşu ve başarıyı elde etmek için ayette istenilen sabretme ve kenetlenme emirlerine uyulması durumunda olacağının işaretidir. (Şeyma Çetinkaya, Kur’an-ı Kerimde Cihad Kavramı “Meâni İlmi Açısından Semantik Bir İnceleme”)
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Bizim mahallenin delisinin, ısrarla çalan telefonuna bakıyorduk. Daha önce sözlerinin yarıda kesildiğine hiç şahit olmamıştık. Telefonu sustu ve bir süre sonra tekrar çalmaya başladı. Pes etmiş olmalıydı ki açtı. Sözlerinden önemsiz bir arama olduğu belliydi. Kapattıktan sonra dedi ki:
Şehirler büyüdükçe ve teknoloji geliştikçe; insan yalnızlığına çekildi ama bir o kadar da özgürlüğünden yitirdi.
Kafasını dinlemek istediğinde, haber vermesi gerekirdi. Yoksa çalan telefonların ve kapıların ardı arkası kesilmezdi. Habersiz gelene, müsait değilim deme hakkı yoktu çünkü ayıp olurdu. Üç beş kere çalmak ve çaldırmak ne demekti, açılana dek susmayacaktı. Saatin kaç olduğunun önemi yoktu çünkü araması kolaydı. Çevrimiçi yakalandıysa eğer, mesajlara cevap vermesi gerekirdi.
Teknoloji geliştikçe, kaybettiği özgürlüğünü kazanmak isteyen insan, yeni ayarlar geliştirdi. Mesajları okuduğum anlaşılmasın ya da en son ne zaman çevrimiçi olduğum görülmesin dedi. Telefonuna gelen bildirimlerin çoğunu kapattı çünkü oldukça yorucuydu. Yazılan bir çok gereksiz mesajla ve internetteki boş oyalanmalarla, zamanından kaybetti. İhtiyacı olan, yeni ayarlar değildi; internet ortamında da geçerli olan edep kurallarının ve hakların konuşulmasıydı.
Ey Allahım! Bizi; hayatın kendimizden ve isteklerimizden ibaret olmadığını idrak edenlerden eyle. Bilerek ya da bilmeyerek, bir başkasını rahatsız etmekten ve incitmekten, Sana sığınırız. Bizi; hayatın her alanında edebini koruyanlardan ve gözlerini haramdan sakınanlardan eyle.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji