لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يراًۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ١٨٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَتُبْلَوُنَّ | deneneceksiniz |
|
| 2 | فِي | hususunda |
|
| 3 | أَمْوَالِكُمْ | mallarınız |
|
| 4 | وَأَنْفُسِكُمْ | ve canlarınız |
|
| 5 | وَلَتَسْمَعُنَّ | ve (sözler) duyacaksınız |
|
| 6 | مِنَ |
|
|
| 7 | الَّذِينَ | kendilerine |
|
| 8 | أُوتُوا | verilenlerden |
|
| 9 | الْكِتَابَ | Kitap |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | قَبْلِكُمْ | sizden önce |
|
| 12 | وَمِنَ |
|
|
| 13 | الَّذِينَ | kimselerden |
|
| 14 | أَشْرَكُوا | ortak koşan(lar) |
|
| 15 | أَذًى | incitici |
|
| 16 | كَثِيرًا | çok |
|
| 17 | وَإِنْ | ama |
|
| 18 | تَصْبِرُوا | sabreder |
|
| 19 | وَتَتَّقُوا | ve korunursanız |
|
| 20 | فَإِنَّ | şüphesiz |
|
| 21 | ذَٰلِكَ | işte bunlar |
|
| 22 | مِنْ |
|
|
| 23 | عَزْمِ | yapmağa değer |
|
| 24 | الْأُمُورِ | işlerdendir |
|
Bir önceki âyette her canlının öleceği bildirilmiş ve dünya hayatının aldatıcı zevk ve menfaatlerden başka bir şey olmadığı vurgulanarak müminler bu âyette verilecek haberlere psikolojik olarak hazırlanmıştır. Burada müminlerin, Allah’ın kendilerine lutfettiği mal ve can konusunda denenip sınanacakları, daha önce kendilerine kitap verilmiş olan yahudi ve hıristiyanlarla putperest müşrikler tarafından birçok eziyetlere ve sıkıntılara, özellikle sözlü saldırılara mâruz kalacakları haber verilmekte, müminlerden bu sıkıntılara kendilerini hazırlamaları, olayları sabır ve metanetle karşılamaları, Allah’ın rızâsına aykırı davranışlardan sakınmaları istenmektedir.
Ayrıca yüce Allah müminlerin, Ehl-i kitap veya müşriklerden gelecek tahriklere kapılmamalarını; onların suçlamalarına, sataşmalarına, alay etmelerine, kötü söz ve propagandalarına karşı sabırlı olmalarını; yanlış, adaletsiz, ahlâk dışı söz ve hareketlerden sakınmalarını, azimli, kararlı ve sabırlı olmalarını, sıkıntılara katlanmalarını, maddî ve mânevî olarak zarar veren her türlü kötü davranıştan sakınmalarını istemektedir. Müminler bu şekilde davrandıkları takdirde zafere ulaşacaklardır. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)
Sizden önce kitap verilenler ve şirk koşanlar tarafından çok eziyete uğrayacaksınız / çok eziyet işiteceksiniz: Demek bunlar fiili davranışlardan daha çok sözlü eziyetler olacaktır. (Küçümsenmek gibi.)
Eğer sabrederseniz ve sakınırsanız, işte bu azim işlerdendir. (Sabredip onların seviyesine inmemek gerekir.)
لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يراًۜ
Fiil cümlesidir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
تُبْلَوُنَّ fiili mahzuf ن 'un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan cemi و 'ı naib-i fail olarak iki sakin bir araya geldiği için mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.
ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ car mecruru تُبْلَوُنَّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْفُسِكُمْ atıf harfi وَ ’la اَمْوَالِكُمْ ’e matuftur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَسْمَعُنَّ fiili mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan cemi و ' ı fail olarak iki sakin bir araya geldiği için mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl مِنَ harf-i ceriyle تَسْمَعُنَّ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اُو۫تُوا الْكِتَابَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اُو۫تُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِ car mecruru naib-i failin mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl مِنَ harf-i ceriyle atıf harfi و ile ilk cemi müzekker has ism-i mevsûle matuftur. İsm-i mevsûlun sılası اَشْرَكُٓوا اَذًى ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
اَشْرَكُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَذًى mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. كَث۪يرًا kelimesi اَذًى ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksûr isim, sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere denir. Maksûr isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksûr isimler de vardır. Maksûr isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksûre” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksûr isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme, mansub halinde takdiri fetha, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksûr isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid نَّ ’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُبْلَوُنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بلو ’dir.
اَشْرَكُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك‘dir.
اُو۫تُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَث۪يرًا ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَصْبِرُوا şart fiili olup, نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَتَّقُوا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
تَتَّقُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
ذٰلِكَ işaret ismi اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. مِنْ عَزْمِ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْاُمُورِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dır. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يراًۜ
Fasılla gelen ayette لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasem ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, gayri talebî inşâî isnaddır.
Mukadder kasemin cevap cümlesi لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ , kasem ve nûn-u sakîle ile tekid edilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Mehmet Altın, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
وَاَنْفُسِكُمْ ifadesi tezayüf nedeniyle ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ car mecruruna atfedilmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
[Mallarınızda ve canlarınızda imtihan olunacaksınız.] sözünde hazif icazıyla hükmî mecaz vardır. Azalmasıyla, artmasıyla, kaybedilmesiyle demektir.
İmtihan olunacak şeylerin mal ve can olarak ayrılması taksim sanatıdır.
ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla mal ve nefis, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir.
Aynı üsluptaki وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrurlar مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا ve مِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓو , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle لَتَسْمَعُنَّ fiiline mütealliktir. Sılası اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اُو۫تُوا fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا ibaresindeki başındaki harfi cerle aynı fiile müteallık ikinci ism-i mevsûl birinci mevsûle matuftur. Sılası اَشْرَكُٓوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi bu kişileri tahkir içindir.
لَتَسْمَعُنَّ fiilinin mef’ûlü olan اَذًى ’deki nekrelik nev ve kesret içindir.
اَذًى için sıfat olan كَث۪يرًاۜ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
[Onlardan çok eziyet işiteceksiniz.] ifadesi sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Müminler kendilerinin veya başkalarının başına bir musibet geldiği zaman üzülüyorlardı. Bu durum kelamın, yemine delalet eden ل ve tekîd ن ’uyla gelmesini gerektirdi. Böylece buna ünsiyet duyacaklar ve Allah Teâlâ’nın sünneti olduğunu daha kolay kabul edebileceklerdir. (Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi, Fatma Serap Karamollaoğlu)
Bu ayetteki tekid; ya hadiselerin tesirini azaltmak ya da bu hadiselere hazırlıklı olmaya ziyadesiyle teşvik içindir. Ayette önce malın gelmesi daha çok vaki olması sebebiyledir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
“İbtila”, imtihan, sınama, deneme anlamındadır. Bu mana elbette ancak işlerin akıbetlerini bilmeyenler için düşünülebilir. Alîm (her şeyi bilen) ve Habîr (her şeyden haberdar olan) Allah Teâlâ hakkında ise mecazi anlamda kullanılmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette sarahaten مِنْ قَبْلِكُمْ [sizden önce] buyurulması, onların düşmanlık ve hakka muhalefet sebebini zımnen bildirmek ve ana sebebi takviye etmek içindir. Çünkü onların kitaplarının daha önce nazil olması, kendilerince ona bağlı kalmalarını gerektirmektedir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
اَشْرَكُٓوا - اُو۫تُوا kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. “Ey iman edenler!” şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
Ayet, müminleri hak ehlinin ve rasullere tabi olanların başına gelen musibetler konusunda uyarmak ve tenbih için gelmiş bir istinaf cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetteki لَتُبْلَوُنَّ kelimesi لَتُحُتَبَرُنَّ “imtihan olunacak, deneneceksiniz” manasındadır. Halbuki Allah hakkında, “deneme” fiilinin kullanılamayacağı herkesin malumudur. Çünkü deneme, iyinin kötüden ayırt edilip bilinmesi için bilgi edinme gayesiyle yapılır. Fakat bu kelimenin Hakk Teâlâ hakkında kullanılışı, “O, kuluna, denenen ve imtihan edilen kimseye yapılan muamele gibi bir muamele yapar.” manasındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ
وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan تَصْبِرُوا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Aynı üslupta gelerek şart cümlesine atfedilen وَتَتَّقُوا cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Rabıta harfi فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütalliktir.
اِنَّ ’nin isminin ismi işaret olarak gelmesi işaret edilenin önemini vurgulayarak tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile duruma işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Az sözle çok anlam ifade eden عَزْمِ الْاُمُورِ izafetinde, sıfat mevsûfuna muzaf olmuştur. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri Ahkaf Suresi 20)
عَزْمِ, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَصْبِرُوا - تَتَّقُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, اِنَّ - اِنْ arasında cinas-ı nakıs ve الَّذ۪ينَ - مِنْ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ales’sadr sanatları vardır.
ذٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Duhan Suresi 57, s. 190)
عَزْمِ الْاُمُورِ ifadesi; sıfatın mevsufuna izafeti şeklinde gelmiştir. Yani الأُمُورِ العَزْمِ demektir. الأُمُورَ kelimesi çoğuldur, عَزْمِ kelimesi ise tekildir. Çünkü عَزْمِ kelimesi aslında mastardır. Dolayısıyla tek bir hali olur. Burada mef’ûl manasında gelmiştir. Yani مِنَ الأُمُورِ المَعْزُومِ عَلَيْها (azim işlerdendir) manasındadır. Doğru belli olup da görüşü netleştirdikten sonra tereddüt etmemek demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تَصْبِرُوا - تَتَّقُوا kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. “Ey iman edenler!” şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belagat)
Sabır, hoş olmayan şeylere tahammül etmekten; takva da gerekmeyen şeylerden sakınmaktan ibarettir. Bundan dolayı Cenab-ı Hakk önce sabrı zikretti, sonra bunun peşi sıra takvayı getirdi. Çünkü insan, ancak gerekmeyen şeylerden geri durmak için sabra yönelir. Bunun şu şekilde bir diğer izahı daha vardır. Sabırdan murad şudur: Kötülüğe kötülükle karşılık vermek, kötülüklerin artmasına sebebiyet verir. Bundan dolayı Allah Teâlâ, dünya zararlarını azaltmak için sabrı, ahiret zararlarını azaltmak için de takvayı emretti. Ayet bu izaha göre dünya ve ahiret âdabını içinde toplamaktadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki,عَزْمِ الْاُمُورِ “İşte bu, azm edilmesi gereken işlerdendir.” buyruğu kendisinde doğruluğun zuhur ettiğinde şüphe olmayan en doğru tedbirlerdendir, demektir. Bu da her akıllının, kendisine azm etmesi ve kesin olarak yapması gereken şeydir. “Azm” sanki hazm (ihtiyatlı ve sebatlı olma) cümlesindendir. Bunun aslı, عَزَمْتُ عَلَيْكَ اَنْ تَفْعَلَ كَذَا sözüne dayanır ki bu, “Onu, terk etmen caiz olmayacak bir şekilde hiç şüphesiz sana mecbur kıldım.” manasınadır. Neticesi güzel olan, doğruluğu bilinen her iş, azm edilmesi gereken işlerdendir. Çünkü bunlar, insanın terk etmesine ruhsat verilmemiş olan şeylerdendir. Bu ifade şöyle bir diğer manaya da gelebilir: Bu, size kendisini alıp yapmanız mecbur edilen şeylerdendir. Yani onu yapmaya mecbursunuz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)