9 Ocak 2026
Zuhruf Sûresi 23-33 (490. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Zuhruf Sûresi 23. Ayet

وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ  ٢٣


İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz” demiş olmasınlar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle
2 مَا
3 أَرْسَلْنَا göndermedik ر س ل
4 مِنْ
5 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
6 فِي herhangi
7 قَرْيَةٍ bir kente ق ر ي
8 مِنْ hiçbir
9 نَذِيرٍ uyarıcı ن ذ ر
10 إِلَّا dışında
11 قَالَ diyenlerden ق و ل
12 مُتْرَفُوهَا oranın zenginleri ت ر ف
13 إِنَّا elbette biz
14 وَجَدْنَا bulduk و ج د
15 ابَاءَنَا babalarımızı ا ب و
16 عَلَىٰ üzerinde
17 أُمَّةٍ bir din ا م م
18 وَإِنَّا ve biz de
19 عَلَىٰ
20 اثَارِهِمْ onların izlerine ا ث ر
21 مُقْتَدُونَ uyarız ق د و

Peygamberi inkâr etmek, onun tebliğini engellemeye çalışmak yalnızca son peygamberin mâruz kaldığı bir tepki değildir; hak dinden uzaklaşmış, şirki bir kültür mirası olarak içselleştirmiş bütün topluluklar peygamberlerine karşı bu tepkiyi göstermişlerdir. Bunun tipik bir örneği de tevhidin bayrak isimlerinden olan Hz. İbrâhim’in inkârcı kavmidir.

28. âyeti, Allah’ı özne yaparak “Allah tevhid ilkesini İbrâhim’in soyundan gelenler içinde devam ettirdi” şeklinde anlayanlar da olmuştur. Hz. İbrâhim’in nesline vasiyetinden söz eden âyet bizim meâldeki tercihimizi teyit etmektedir (Bakara 2/132).

وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَ  harf-i cerdir. Bu ibare, mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, الأمر كذلك بعجزهم عن الحجّة وتمسّكهم بالتقليد (Aynı şey delil getirmekten aciz olmaları ve taklide yapışmaları için de geçerlidir.) şeklindedir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. 

Fiil cümlesidir. مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِكَ  car mecruru نَذ۪يرٍ ‘ in mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ف۪ي قَرْيَةٍ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. نَذ۪يرٍ  lafzen mecrur, mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا  hasr edatıdır. قَالَ مُتْرَفُوهَٓا  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  مُتْرَفُوهَٓا  fail olup, ref alameti و ‘dır. İzafetten dolayı  نَ  harfi düşmüştür. Muttasıl zamir  هَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ  nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s. 341)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

مُتْرَفُو ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.


اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ 

 

اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا  cümlesi, mekulü’l-kavldir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. وَجَدْنَٓا  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

وَجَدْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اٰبَٓاءَنَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَّا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  عَلٰٓى اُمَّةٍ  car mecruru  وَجَدْنَٓا  fiiline mütealliktir.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ  car mecruru  مُقْتَدُونَ ‘ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُقْتَدُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

مُقْتَدُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan ifti’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَكَذٰلِكَ

 

Ayet, … قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا  cümlesine atfedilmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif vardır.  كَذٰلِكَ , takdiri  ألأمرُ [Durum] olan mahzuf mübteda için mahzuf habere mütealliktir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَذٰلِكَ , îrab açısından والأمر كذلك  şeklinde mahzuf bir mubtedanın haberidir. Bu kelime Kur'an'da çok gelmiş ve ulemamızın takdir ettiği herhangi bir şey zikr edilmemiştir. Mühim olan burada kelama dikkat çekmektir. Bir kapalılık üzerine kurulmuş olan kelam üzerinde daha fazla durmayı gerektirir. Buradaki  كَ  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  كَ  harfi ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile كَ ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır, der. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan/54, c. 5, s. 176-177) 


مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ  cümlesine dahil olan  مَٓا  nafiyedir. Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

مِنْ قَبْلِكَ  car mecruru,  مِنْ نَذ۪يرٍ ‘in mahzuf haline,  ف۪ي قَرْيَةٍ  ve  مِنْ نَذ۪يرٍ  car mecrurları ise  اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir.

اَرْسَلْنَا  fiili, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir. 

Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467)

اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ  ifadesinde mecaz-ı aklî vardır. Uyarıcı karyeye değil, orada yaşayan insanlara gönderilmiştir.

ف۪ي قَرْيَةٍ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  قَرْيَةٍ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  قَرْيَةٍ , hakiki manada zarfiyeye müsait değildir. Uyarıcılarla şehir arasındaki irtibat, zarf ve mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

نَذ۪يرٍ  kelimesindeki nekrelik tazim,  قَرْيَةٍ ’deki ise herhangi bir manasındadır. 

İstisna edatı  اِلَّا  ve  nefy harfi  مَٓا  kasr oluşturmuştur. “Önceden bir uyarıcı gönderilen kavim” maksûr, “kavmin durumu” maksûrun aleyhtir. Hal sahibi ile hali arasındaki kasr, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. 

Hal olarak gelen  قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ  cümlesi,  اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı Kadr/1.)

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

اُمَّةٍ  kelimesi burada din manasındadır. Nekre gelişi ona atfettikleri önemi belirtir. Tazim içindir.

وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ , ihtimam için amili olan  مُقْتَدُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

إِنَّ ’nin haberi olan  مُقْتَدُونَ , ism-i fail vezninde gelerek durumun devam ve sübutuna işaret etmiştir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sab

it olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Burada Hazret-i Peygamber, teselli edilmekte ve atalarını taklit etmenin çok eskiye dayalı bir gelenek olduğu gerçeği açıklanmış bulunulmaktadır. (Nesefî, Medâriku’t Tenzîl Ve Hakâîku’t Te’vîl, Âşûr)

Ayette, kodamanların zikre tahsis edilmeleri bize bildiriyor ki, onları tefekkürden alıkoyup taklide yönlendiren şey, nimetler içinde yaşamaları ve çalışmayı sevmeyip atıl kalmalarıdır. (Ebüssuûd)

 
Zuhruf Sûresi 24. Ayet

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  ٢٤


(Gönderilen uyarıcı,) “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar, “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 أَوَلَوْ şayet
3 جِئْتُكُمْ ben size getirsem de mi? ج ي ا
4 بِأَهْدَىٰ daha doğrusunu ه د ي
5 مِمَّا şeyden
6 وَجَدْتُمْ bulduğunuz و ج د
7 عَلَيْهِ üzerinde
8 ابَاءَكُمْ babalarınızı ا ب و
9 قَالُوا dediler ق و ل
10 إِنَّا doğrusu biz
11 بِمَا şeyi
12 أُرْسِلْتُمْ sizinle gönderilen ر س ل
13 بِهِ onu
14 كَافِرُونَ inkar ediyoruz ك ف ر

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

Hemze istifham harfidir. وَ  haliyyedir. لَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى  hal olarak mahallen mansubdur. Mekulü’l kavl mahzuftur. Takdiri, أتفعلون ذلك ولو جئتكم (Size … getirsem bunu yapar mısınız?) şeklindedir. Mukadder şartın cevabı mahzuf mekulü’l-kavle delalet eder. 

لَوْ  gayr-ı cazim şart harfidir. جِئْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِاَهْدٰى  car mecruru  جِئْتُكُمْ  fiiline veya  جِئْتُكُمْ ‘deki hitap zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Maksur isimdir. مَّا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  اَهْدٰى ‘ya mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  وَجَدْتُمْ ‘dür. Îrabdan mahalli yoktur.

وَجَدْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir.  تُمْ  muttasıl zamir fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ  car mecruru  اٰبَٓاءَكُمْ ‘deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. اٰبَٓاءَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar. ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم  fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ ‘dir. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  كَافِرُونَ ‘ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُرْسِلْتُمْ ‘dür. Îrabdan mahalli yoktur.  

اُرْسِلْتُمْ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir.  تُمْ  muttasıl zamiri naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  بِه۪  car mecruru  اُرْسِلْتُمْ  fiiline mütealliktir. 

كَافِرُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُرْسِلْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

كَافِرُونَ ; sülâsi mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli mahzuftur. Takdiri, أ تفعلون ذلك (... bunu yapar mısınız?) şeklindedir.

Mekulü’l-kavlin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Hal olarak gelen  اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ  cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze istifham, وَ  hal ve لَوْ  gayrı cazim şart harfidir. 

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen takrir, taaccüp ve tevbih amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Şart cümlesi olan  لَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlu, başındaki  مِنْ  harf-i ceriyle birlikte  بِاَهْدٰى ‘ye mütealliktir. Sılası olan  وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ , temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْهِ , ihtimam için, mef’ûl olan  اٰبَٓاءَكُمْۜ ‘e takdim edilmiştir.

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Bu, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur, öncesinin delaletinden mana anlaşılır.

Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Ayeti kerimede fiiller mazi sıygada gelmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

Hemzeden sonra gelen  وَ  harfi mahzuf bir söze delalet eder. Bu mahzuf aynı zamanda hemzeye de dahildir. Bu hazf zikirden daha fasihtir, daha çok şey söyler ve açıkça zikredilmesinden daha tamamlayıcı bir mana taşır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.124)


 قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا , başındaki harf-i cerle birlikte  كَافِرُونَ ’ye mütealliktir. Sılası olan  اُرْسِلْتُمْ بِه۪ , mazi fiil sıygasında gelerek sübuta, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ , konudaki önemine binaen amili olan  كَافِرُونَ ’ye takdim edilmiştir.

Cümlenin müsnedi  كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek durumun devam ve sübutuna işaret etmiştir.

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)

اُرْسِلْتُمْ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Ayrıca bu bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i İbrahim, s. 127)

جِئْتُكُمْ - اِنَّا  kelimelerinde müfred-cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır.

Bazı müfessirler  بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ  sözünde tehekküm (alay) olduğunu söylemişlerdir. Zira onların resul olarak gönderildiğini kabul etmediklerini ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.126)

اَهْدٰى  - كَافِرُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.  جِئْتُكُمْ - اُرْسِلْتُمْ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Zuhruf Sûresi 25. Ayet

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟  ٢٥


Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَانْتَقَمْنَا biz de öc aldık ن ق م
2 مِنْهُمْ onlardan
3 فَانْظُرْ bak ن ظ ر
4 كَيْفَ nasıl ك ي ف
5 كَانَ oldu ك و ن
6 عَاقِبَةُ sonu ع ق ب
7 الْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların ك ذ ب

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟

 

Fiil cümlesidir. فَ  sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. 

انْتَقَمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen  merfûdur.  مِنْهُمْ  car mecruru  انْتَقَمْنَا  fiiline mütealliktir.  

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كذّبك قومك (Eğer halkın seni reddediyorsa) şeklindedir.  

انْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. كَيْفَ كَانَ  cümlesi, انْظُرْ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَيْفَ  istifham ismi, كَانَ ‘nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur.  عَاقِبَةُ  kelimesi  كَانَ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُكَذِّب۪ينَ۟  muzâfun ileyh olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

فَانْتَقَمْنَا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نقم ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

مُكَذِّب۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile …قَالُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atfın  فَ  ile gelmesi azabın çok geçmeden geldiğine işaret eder. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Fiil, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

مِنْهُمْ  car mecruru, انْتَقَمْنَا  fiiline mütealliktir. 

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ  cümlesinde mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Allah Teâlânın ‘’intikam alması’’ tabiriyle yapılan suçun cezasını verdiği etkili bir şekilde anlatılmak istenmiştir. 


 فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟

 

فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olan rabıta harfidir. Mahzuf şartın cevabı olan  فَانْظُرْ كَيْفَ  كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ  , emir sıygasındaki  انْظُرْ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. 

كَيْفَ  istifham ismi,  كَانَ ’nin mukaddem haberidir. Veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelen  عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ , nakıs fiil  كَانَ ’nin muahhar ismidir.

Sübut ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tehaddi ve tahkir manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Takdiri  إن كذّبك قومك (Kavmin seni reddederse) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Muzâfun ileyh olan  الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ‘in  تفعيل  babının ism-i fail kalıbıyla gelmesi bu özelliğin onlarda sübut, istimrar ve çokluğa işaret etmiştir.  تفعيل  babının cümleye kattığı en belirgin anlam fiil, fail veya mef’ûldeki ziyadeliktir.

عَاقِبَةُ  için müzekker fiil kullanılmış,  كَانَتْ  buyurulmamıştır. Çünkü buradaki akibet azap manasındadır. Eğer müennes geldiyse cennet manasında olur. Müenneslik ve müzekkerliğin manaya göre gelmesi makamı gözetmenin hoş misallerindendir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Meânî’n Nahvi, c. 2, S. 52)

كَانَ ’nin haberi soru isimleri veya haber ifade eden  كَمْ  gibi başta gelmesi zorunlu isimlerden olursa bu durumda haber  كَانَ ’den ve isminden önce gelir. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

 
Zuhruf Sûresi 26. Ayet

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ  ٢٦


Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ bir zaman
2 قَالَ demişti ki ق و ل
3 إِبْرَاهِيمُ İbrahim
4 لِأَبِيهِ babasına ا ب و
5 وَقَوْمِهِ ve kavmine ق و م
6 إِنَّنِي şüphesiz ben
7 بَرَاءٌ uzağım ب ر ا
8 مِمَّا şeylerden
9 تَعْبُدُونَ sizin taptığınız ع ب د

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  olan mahzuf fiilin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. قَالَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اِبْرٰه۪يمُ  fail olup damme ile merfûdur. لِاَب۪يهِ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَوْمِه۪ٓ  car mecruru atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Mekulü’l-kavli  اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ ‘dür. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. بَرَٓاءٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

مَّا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  بَرَٓاءٌ ‘e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْبُدُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamiri mahzuftur. 

تَعْبُدُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ

 

وَ , istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı  اِذْ ’in takdiri  اذكر olan müteallakı mahzuftur.

Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ  [İbrahim, babasına dedi] ifadesinden sonra  وَقَوْمِه۪ٓ  kelimesinin zikri umumun hususa atfı babında ıtnâb sanatıdır. Söylenenin, babasına ve kavmine şeklinde ayrıntılı olması, taksim sanatıdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Mahallen mansub olan mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi,  بَرَٓاءٌ  ise  اِنَّ ’nin haberidir.  بَرَٓاءٌ  kelimesi,  برأ  fiilinin masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar her türlü cinse şamildir.

برئ  masdardır, sıfat manasınadır. Bunun içindir ki, tekili, çoğulu, müzekker ve müennesi birdir.  بَرِئٌ  ve  بَرَاءٌ  de okunmuştur, tıpkı  كَرٍيمٌ  ve  كَرَامٌ  gibi. (Beyzâvî)

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlu,  مِنْ  harfiyle birlikte  بَرَٓاءٌ ‘e mütealliktir. Sılası olan  تَعْبُدُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَ  [Ben, sizin tapmakta olduklarınızdan uzağım] cümlesi İbrahim'in (as) babası ve kavminin yaptıklarından ne kadar uzak olduğu konusundaki inancının kuvvetine delâlet eder. Babası ve kavmi, babalarını taparken buldukları şeye tapıyorlardı ya da babalarını bu halde bulmuşlardı ve bu, silsile halinde miras aldıkları bir şeydi. Bu taklit adetini delen babanız İbrahim (as) olmuştur. İbrahim'in (as) itikadının kuvvetine delalet eden şeyler, tekidler, isim cümlesi ve haberin masdar şeklinde olmasıdır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.131)
Zuhruf Sûresi 27. Ayet

اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ  ٢٧


“Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِلَّا yalnızca
2 الَّذِي
3 فَطَرَنِي beni yaratana ف ط ر
4 فَإِنَّهُ çünkü O
5 سَيَهْدِينِ bana doğru yolu gösterecektir ه د ي

اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي

 

اِلَّا  istisna edatı olup, istisna-i munkatı’a veya munfasıldır. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası فَطَرَن۪ي ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. فَطَرَن۪ي  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ

 

İsim cümlesidir.  فَ  ta’liliyyedir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. سَيَهْد۪ينِ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يَهْد۪ينِ  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir.

اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي

 

Önceki ayetten istisna edilenlerin bildirildiği ayet fasılla gelmiştir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  müstesna konumundadır. Sılası olan  فَطَرَن۪ي  cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Ayette  خلق  değil de فَطَرَ  fiilinin tercih edilmesi lafız mana uyumu babında mürâât-ı nazîr sanatıdır.

الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي (beni yaratan) ifadesinde birden fazla ihtimal vardır. 

Öncesiyle bağlantısı olmayan bir istisna olarak mansub olması. Buna göre adeta; “Ancak beni yaratan başkadır; çünkü o bana doğru yolu gösterir.” denmektedir. 

مِمَّ ’daki  مِنْ  ile mecrur olan kelimeden bedel olarak mecrur olması. Buna göre de adeta; Sizin taptığınız varlıklardan uzağım, ama beni yaratandan değil! denmiş olmaktadır. Şayet Allah Teâlâ iki sebeple onların taptığı varlıklar cinsinden değildir: 

Allah’ın zatı bütün varlıkların zatlarından farklıdır, dolayısıyla taptıkları varlıklardan da farklıdır. Onlara göre putlar mabud iken, Allah mabud değildir. O halde, bu ifadeyi nasıl bedel yapabiliyorsun!? dersen şöyle derim: Alimler, müşriklerin, putlarla birlikte Allah’a da taptıklarını söylüyorlar.

Bir diğer ihtimal ise, الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي (beni yaratan) ifadesinden önce gelen  اِلَّا ’nın غير  anlamında sıfat olmasıdır. Bu ihtimale göre;  مَّا تَعْبُدُونَ (taptığınız varlıklar) ifadesindeki  مَّا  mevsûfe olur; cümlenin takdiri de; Ben, sizin taptığınız ‘beni yaratan dışındaki ilâhlardan uzağım!’ şeklinde olur. (Keşşâf)

اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي  [Ancak beni yaratan müstesna] ayetinde istisna muttasıldır. Çünkü onlar kendi ilâhlarıyla birlikte Allah'a da ibadet ediyorlardı. Katade dedi ki: Onlar putlara ibadetle birlikte rabbimiz Allah’tır, diyorlardı.

Bununla birlikte istisnanın munkatı’ olması da mümkündür. Yani beni yaratan beni doğru yola iletir. O yüce Allah'a güven ile ve hidayetin Rabbinden olduğu hususuna kavminin dikkatini çekmek için bu sözü söylemiştir. (Kurtubî)


 فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ

 

 

فَ , ta’liliyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkâri kelamdır. 

هُ  zamiri  اِنَّ ’nin ismi,  سَيَهْد۪ينِ  cümlesi ise haberidir. Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid içindir. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve müsnedün ileyhin tekrarı olmak üzere birden fazla unsurla tekid edilen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 
Zuhruf Sûresi 28. Ayet

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ  ٢٨


İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَعَلَهَا ve onu yaptı ج ع ل
2 كَلِمَةً bir söz ك ل م
3 بَاقِيَةً kalıcı ب ق ي
4 فِي arasında
5 عَقِبِهِ kendinden sonrakiler ع ق ب
6 لَعَلَّهُمْ umulur ki
7 يَرْجِعُونَ dönerler (diye) ر ج ع

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamına kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

كَلِمَةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بَاقِيَةً  kelimesi  كَلِمَةً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur. ف۪ي عَقِبِه۪  car mecruru  بَاقِيَةً ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَاقِيَةً ; sülâsi mücerredi  بقي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَرْجِعُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَرْجِعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

بَاقِيَةً  kelimesi, كَلِمَةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

ف۪ي عَقِبِه۪  car mecruru, بَاقِيَةً ’e mütealliktir.

كَلِمَةً ’deki tenvin tazim ifade eder.

ف۪ي عَقِبِه۪  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  عَقِبِ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  عَقِبِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

Bu sözde mecâz-ı mürsel vardır. كَلِمَةً 'den maksat,  اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ  [Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım] şeklinde söylediği cümledir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)

‘’Onu kıldı’’ yani İbrahim (as) yahut Allah kelime-i tevhidi neslinde kalıcı bir kelime kıldı. Zürriyetinde, onların arasında ebediyete kadar Allah'ı bir bilenler ve birliğine davet edenler olacaktır.  عَقِبِه۪ , sükun ile  عقْبِهِ  ve (med ile) عاقِبهِ de okunmuştur, yani onu takip edenler arasında demektir. (Beyzâvî)  

Buradaki  كَلِمَةً (söz)’den kastın peygamberlik olduğu da söylenmiştir. İbn Arabi dedi ki: Peygamberlik İbrahim soyundan gelenler arasında hep devam etti. Tevhitte asıl olanlar onlardır, onların dışındakiler ise bu hususta onlara tabi olan kimselerdir. (Kurtubî)


لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 

  

Ayetin son cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Gayr-ı talebî inşâî isnad olan cümlede  لَعَلَّ , tereccî harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.  لَعَلَّ ‘nin haberi  يَرْجِعُونَ ‘nin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

‘Umulur ki’ anlamında olan  لَعَلَّ , Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘...olsun diye, ...olması için’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ  edatı terecci içindir, yani ‘ümitvar olma’ manasını ifade eder. Bir de ‘beklenti içinde olmak’ demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrûb: ‘’ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır’’, demiştir. (Nesefî, Medâriku’t Tenzîl Ve Hakâîku’t Te’vîl)

Ayeti kerime ihtimal ilişkisi kurar.  َلَعَلَّ ’nin tevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.  لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad takvalı olmaya teşviktir. Kur'an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri ‘muhakkak ki’ anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 58)

Bu cümle Kur’an’da aynen veya ufak değişikliklerle birçok kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır 

Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf Sûresi, C. 7, S. 314)
Zuhruf Sûresi 29. Ayet

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ  ٢٩


Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur’an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 بَلْ doğrusu
2 مَتَّعْتُ yaşattım م ت ع
3 هَٰؤُلَاءِ bunları
4 وَابَاءَهُمْ ve babalarını ا ب و
5 حَتَّىٰ dek
6 جَاءَهُمُ kendilerine gelinceye ج ي ا
7 الْحَقُّ gerçek söz ح ق ق
8 وَرَسُولٌ ve elçi ر س ل
9 مُبِينٌ açıklayan ب ي ن

Önceki âyetlerde Hz. İbrâhim ve ümmeti örnek gösterilerek peygamberlerin yürüttüğü tevhit mücadelesi hatırlatılmıştı. Tarih boyunca bu mücadele karşısında iki tavır oluştu: İman ve inkâr. Allah dünyada takdir ettiği imtihanı gerçekleştirmek için her iki tavır erbabına da dünya nimetlerini lutfetti, onlara yaşama imkânı verdi, nesiller birbirini takip etti ve nihayet sıra Hz. Muhammed ve ümmetine geldi. O, ilâhî mesajı kavmine tebliğ edince inanmayanlar, kendi değerler kültürüne uygun bir tepki gösterdiler. Onlara göre değerli olan soy sop, zenginlik, iktidar, sosyal itibar gibi maddî, dünya ile ilgili ve tabii olarak geçici şeylerdi; insanları ancak bu değerler büyük kılardı. Peygamberlik değerli bir şey idiyse Muhammed’e değil, kendilerine göre Mekke ve Tâif’in büyüklerinden birine gelmeliydi. Bu mantığa Kur’an’ın verdiği cevap aynı zamanda İslâm’ın hedeflediği sosyal ve ahlâkî değişimin nirengi noktalarına ışık tutmaktadır: Allah maddî, dünyada geçerli olan ve orada kalan nimeti, imtihan gereği herkese verir; peygamberlik gibi, Allah nezdinde değerli ve bu yüzden rahmet olan mânevî nimetini ise herkese değil, üstün meziyetleri sebebiyle seçtiğine verir ve bu rahmet (nimet) onların değer verdiği asaletten, servetten, iktidardan çok daha iyidir, hayırlıdır, insanlar için kurtuluş ve mutluluk vesilesidir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 773-774

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ

 

Fiil cümlesidir. بَلْ , idrâb ve atıf harfidir. مَتَّعْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. İşaret zamiri  هٰٓؤُ۬لَٓاءِ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اٰبَٓاءَهُمْ  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  جَٓاءَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, cer mahallinde  مَتَّعْتُ  fiiline mütealliktir.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur. رَسُولٌ  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. مُب۪ينٌ  kelimesi  رَسُولٌ ‘ün sıfatı olup damme ile merfûdur.

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir. ‘Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki’ anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak ‘oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine’ manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harfi cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَتَّعْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  متع ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

مُب۪ينٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette  بَلْ , idrâb harfidir. İntikal ifade eder. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اٰبَٓاءَهُمْ , mef’ûl konumundaki ism-i işarete tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ’nın gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ  cümlesi, mecrur mahalde,  حَتّٰى  ile birlikte  مَتَّعْتُ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَسُولٌ  için sıfat olan  مُب۪ينٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

مُب۪ينٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olup mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Hz. Muhammed’den kinaye olan  رَسُولٌ  kelimesinin nekreliği tazim ifade eder.   

الْحَقُّ  kelimesinin başındaki tarif bu hakkın bilinen, meşhur bir gerçek olduğunu ifade eder. Üstelik her çeşit hakkı kapsar. Kim bu hakkı saf, yüce, hiçbir şeyle kirletmemiş şekliyle tanımak ve onu hakiki, yüce haliyle tasavvur etmek isterse, Peygamberimize (sav) gelen bu hakka bakmalıdır, ki o Azîz Kitaptır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.142)

الْحَقُّ  ile kastedilen Kur’an’dır. (Âşûr)
Zuhruf Sûresi 30. Ayet

وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ  ٣٠


Fakat kendilerine Hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَمَّا fakat
2 جَاءَهُمُ onlara gelince ج ي ا
3 الْحَقُّ gerçek ح ق ق
4 قَالُوا dediler ق و ل
5 هَٰذَا bu
6 سِحْرٌ büyüdür س ح ر
7 وَإِنَّا ve elbette biz
8 بِهِ onu
9 كَافِرُونَ tanımayız ك ف ر

وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ ‘dur.

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli هٰذَا سِحْرٌ ‘dur. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. İşaret zamiri  هٰذَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. سِحْرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  


وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. بِه۪  car mecruru  كَافِرُونَ ‘ ye mütealliktir.  كَافِرُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

كَافِرُونَ  ; sülâsi mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ

 

Ayet önceki ayetteki … بَلْ مَتَّعْتُ  cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. لَمَّا , kelimesi  حين  manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Cevap fiiline mütealliktir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ  şeklindeki şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin şart üslubunda verilmesi daha beliğ ve etkilidir.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هٰذَا سِحْرٌ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

هٰذَا  mübteda,  سِحْرٌ  haberdir. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilene dikkat çekmek ve mütekellimin tahkir amacına matuftur. 

Sözlerinin başında gelen işaret ismi, bu haberin ve haberin mübtedaya isnadının önemine delalet eder. Çünkü ism-i işaret ile muşârun ileyh en kâmil şekilde temyiz edilir ve bu kadar açık bir temyizden sonra gelen haber de bu haberin önemine delalet eder. Ayrıca bu önemli haber müphem, gizemli bir lafızla gelmiştir, ki insanların dilinde çokça kullanılmakla beraber belirsiz ve esrarengiz bir sözdür. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.143)


 وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ

 

Ayetin son cümlesi atıf harfi  وَ  ile öncesine atfedilmiştir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

Car mecrur  بِه۪ , amili olan  كَافِرُونَ ’ye ihtimam için takdim edilmiştir.  إِنَّ ’nin haberi olan  كَافِرُونَ ‘nin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Görüldüğü gibi bu cümle, tekid harfi, isim cümlesi ve car mecrurun takdimi ile tekid edilmiştir. Bütün bu tekidler onların küfrettikleri şeyle alakalıdır. Aslında onların küfrü bilinen bir şeydi, dolayısıyla da tekide gerek yoktu. Sanki onlar Kur’an'ı işitir işitmez tehlikesini, nefislerine işleyecek olan kudretini, içine ısrarlı küfürlerinin yerleştiği kalelerini, kalplerini her yönden saran kılıfları istila etme ve kulaklarında olduğunu farz ettikleri ağırlıkları (tıkaçları) parçalama kudretini hissettiler. İşte bütün bu büyük tehlikeleri hissettiler ama onları korundukları mekandan çıkaran bu tehlike geldi ve bunun için de küfürlerini tekidle ifade ettiler. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.144)

 
Zuhruf Sûresi 31. Ayet

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ  ٣١


“Bu Kur’an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالُوا ve dediler ki ق و ل
2 لَوْلَا değil miydi?
3 نُزِّلَ indirilmeli ن ز ل
4 هَٰذَا bu
5 الْقُرْانُ Kur’an ق ر ا
6 عَلَىٰ
7 رَجُلٍ bir adama ر ج ل
8 مِنَ -ten
9 الْقَرْيَتَيْنِ iki kent- ق ر ي
10 عَظِيمٍ büyük ع ظ م

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli  لَوْلَا نُزِّلَ ‘dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَوْلَا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani ‘değil mi?’ manasındadır.

نُزِّلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. İşaret zamiri  هٰذَا  naib-i fail olup, mahallen merfûdur. الْقُرْاٰنُ  kelimesi  هٰذَا ‘dan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. 

عَلٰى رَجُلٍ  car mecruru  نُزِّلَ  fiiline mütealliktir. مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ  car mecruru  رَجُلٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, من إحدى القريتين (İki şehirden biri) şeklindedir. عَظ۪يمٍ  kelimesi  رَجُلٍ ‘in ikinci sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye ‘olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)  

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُزِّلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

عَظ۪يمٍ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ

 

Ayet, atıf harfi  وَ  ile önceki ayetteki … قَالُوا  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ  cümlesi, tahdid harfi  لَوْلَٓا ’nın dahil olduğu müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

لَوْلاَ  ‘meli/malı, değil mi, ...olsaydı ya’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak ‘teşvik’ anlamına gelse de terim olarak “Bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir.” Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)

لَوْلَا  kelimesinde şart manası vardır. (Arap Dilinde Edatlar /Hasan Akdağ)

Aslında  لَوْلَا  tahdid harfidir. Burada mülazeme alakası sebebiyle mecaz-ı mürsel yoluyla onun elçiliğini hükümsüz kılma anlamında gelmiştir. (Âşûr)

نُزِّلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilide bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

الْقُرْاٰنِ ’ın  هٰذَا  ile işaret edilmesi dikkatleri toplamak içindir. الْقُرْاٰنُ  kelimesi, هٰذَا ’dan bedel veya atf-ı beyandır. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

عَلٰى رَجُلٍ  car mecruru نُزِّلَ  fiiline,  مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ  car mecruru ise  رَجُلٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. 

عَظ۪يمٍ  kelimesi  رَجُلٍ  kelimesinin ikinci sıfatı olarak gelmiştir. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

عَظ۪يمٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İnkârcıların Kur’an’ı  هٰذَا  ile işaret etmeleri onların tahkir duygularını ifade etmektedir.

الْقَرْيَتَيْنِ  kelimesindeki marifelik ahd içindir.(Âşûr)

رَجُلٍ ’deki tenvin ise herhangi bir anlamındadır ve tazim ifade eder.

Ayette geçen  عَظ۪يمٍ  kelimesinden kasıt, servet sahibi olmaktır. Yani, عَظ۪يمٍ  kelimesiyle nesebin asaletini kastetmemişlerdir. Onların içinde soyu Peygamber Efendimiz'den (sav) daha köklü olan veya yaratılışı o'ndan daha üstün, daha cömert, daha güvenilir, daha doğru sözlü, lehçesi ondan daha doğru olan, kalbi ondan daha cesur olan, aklı ondan daha sağlam çalışanı yoktu. Herkes bunu biliyor, kabul ediyordu ve bu onun peygamber olarak gönderilmesinden önce bilinen şeylerdi. Bu cümle onların sözleri arasında gerçeğe en uzak olanıdır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.149)

Ayette sözü edilen iki şehirden murat Mekke ile Taif şehirleridir. Mekke'nin büyüğünden, ileri geleninden kasıt Velid b. Muğire'dir. Taif'in ileri gelen büyüğünden kasıt da Urve b. Mesud es-Sakafî'dir. Burada ileri gelen büyük kimseyle demek istedikleri kişi de mal, varlık ve mevkice toplum arasında ileri gelen olarak kabul görenlerdir. Halbuki asıl büyük olan kimsenin Allah katında büyük olan kişi olduğunu bilmiyorlardı. (Nesefî, Medâriku’t Tenzîl Ve Hakâîku’t Te’vîl)

Onlar bu ağır sözü, onun Kur'an oluşunu itiraf ettikten sonra adı geçen liderlerine değil de Peygamber Efendimize indirilmesini çekemediklerinden söylemediler. Aksine onun Kur'an olmadığını vurgulamak için söylediler. Onlara göre, eğer Kur'an olsaydı bu iki adamdan birine inmesi gerekirdi. (Ruhu’l Beyan)

 
Zuhruf Sûresi 32. Ayet

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ  ٣٢


Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَهُمْ onlar mı?
2 يَقْسِمُونَ bölüştürüyorlar ق س م
3 رَحْمَتَ rahmetini ر ح م
4 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
5 نَحْنُ biz
6 قَسَمْنَا taksim ettik ق س م
7 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
8 مَعِيشَتَهُمْ onların geçimliklerini ع ي ش
9 فِي
10 الْحَيَاةِ hayatında ح ي ي
11 الدُّنْيَا dünya د ن و
12 وَرَفَعْنَا ve üstün kıldık ر ف ع
13 بَعْضَهُمْ onlardan kimini ب ع ض
14 فَوْقَ üzerine ف و ق
15 بَعْضٍ ötekiler ب ع ض
16 دَرَجَاتٍ derecelerle د ر ج
17 لِيَتَّخِذَ edinmeleri için ا خ ذ
18 بَعْضُهُمْ biri ب ع ض
19 بَعْضًا diğerine ب ع ض
20 سُخْرِيًّا hizmetçi, çalışan س خ ر
21 وَرَحْمَتُ ve rahmeti ر ح م
22 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
23 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
24 مِمَّا şeylerden
25 يَجْمَعُونَ onların toplayıp yığdıkları ج م ع
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:” Allah nasıl rızıklarınızı aramızda bölüştürdüyse , ahlakınızı da öylece bölüştürdü ve dünyayı sevdiğne ve sevmediğine ,  dini ise sadece sevdiklerine verdi.  Kime  Allah din nasip etmişse , onu sevmiş demektir.”
( Hakim, el-Müstedrek[Atâ], II, 485. Hâkim gibi Zehebi de bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir).

 Rafe'a رفع  :

  رَفْعٌ sözcüğü bazen bir yere konmuş cisimleri bulundukları yerden yukarı kaldırma anlamında kullanılır.

  Bazen bir binayla ilgili onu uzatıp yükseltme veya dikme anlamında, bazen şanla ilgili yüceltme anlamında, bazense derece, konum, paye ve mertebesini yükseltme anlamında kullanılır. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil ve dört farklı isim kalıbında olmak üzere 29 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ref', irtifa ve terfidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ 

 

İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَقْسِمُونَ  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَقْسِمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

رَحْمَتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَۜ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كَۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

 نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ 

 

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. قَسَمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَ  zaman zarfı  قَسَمْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَع۪يشَتَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru  قَسَمْنَا  fiiline mütealliktir. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ ‘ın sıfatı olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.  رَفَعْنَا  atıf harfi وَ ‘la  قَسَمْنَا  fiiline matuftur. 

رَفَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَعْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَوْقَ  mekân zarfı  رَفَعْنَا  fiiline müteallik olup, mahallen mansubdur. بَعْضٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. دَرَجَاتٍ  masdardan naib mef’ûlü mutlak olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.

لِ  harfi, يَتَّخِذَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir. 

يَتَّخِذَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir.  بَعْضُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَعْضاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سُخْرِياًّ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَّخِذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  رَحْمَتُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  رَبِّكَ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

مَّا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  خَيْرٌ ‘a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَجْمَعُونَ ‘ dir. Îrabdan mahalli yoktur.   

يَجْمَعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebi inşâî isnaddır. Hemze istifham harfi,  هُمْ  mübtedadır. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama anlamlarına geldiği için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Bu, inkârî bir istifham olup onların cehaletini bildirmekte ve onların tahakkümünden taaccüp ettirmektedir. (Ebüssuûd)

يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ  cümlesi, mübtedanın haberidir. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

رَحْمَتَ رَبِّكَۜ  izafeti, muzâfın ve muzâfun ileyhin şanı içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rabb isminde tecrîd sanatı vardır. 

İstifhâm hemzesi mukaddem olan müsnedün ileyhin başındadır, müsnedün ileyh fiil olan habere takdim edilmiştir, dolayısıyla bu cümle yapısı itibarıyla inkâra delalet eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.149)

Buradaki soru edatı cahilliklerini şiddetle yadırgamak içindir. Yine itirazlarına ve mesnetsiz dayatmalarda bulunmaya kalkışmalarına, peygamberlik ve ona lâyık olanı seçme işini düşünüp yapan, böylelikle Allah’ın rahmetini paylaştırmayı üstlenen kişiler olduklarına dair iddialarına yönelik şaşkınlık belirtmek içindir. Oysa rahmetini paylaştırmayı yalnızca Allah üstlenir ve onu yüce kudreti ve engin hikmetiyle yapar. (Keşşâf) 

Bu rahmetten murad, peygamberliktir. (Ebüssuûd)


نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  نَحْنُ  mübteda,  قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  cümlesi haberdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar anlamları katmıştır.

قَسَمْنَا  fiili azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

بَيْنَهُمْ  izafeti  قَسَمْنَا  fiiline,  فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru mahzuf hale mütealliktir. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dünya hayatı içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü   الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

قَسَمْنَا -  يَقْسِمُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

قَسَمْنَا - رَبِّكَۜ  kelimeleri arasında gâibten mütekellime geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.


 وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la  قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

رَفَعْنَا  fiili azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

فَوْقَ بَعْضٍ  izafeti  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir.  دَرَجَاتٍ , temyizdir.

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup önceki ayetteki  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir.

İlk  بَعْضَهُمْ  mef’ûl olarak, ikinci  بَعْضُهُمْ  fail olarak gelmiştir. 

سُخْرِياًّ  kelimesindeki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder.

رَفَعْنَا  -  الدُّنْيَا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî vardır.

بَعْضاً  - رَحْمَتُ  - رَبِّكَۜ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 


 وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَحْمَتُ رَبِّكَ  mübteda, خَيْرٌ  haberdir.

Müsnedün ileyh olan  رَحْمَتُ رَبِّكَ , veciz ifade yollarından olan izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.

Peygamber (sav)’e ait  كَ  zamirinin  رَحْمَتُ رَبِّكَ  izafetinde yer alması ona tazim ve tekrimdir. Rabb ismine muzâf olması  رَحْمَتُ  kelimesine de tazim ifade eder.

Müsned olan  خَيْرٌ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlu,  مِنْ   harfiyle birlikte  خَيْرٌ ‘a mütealliktir. Sılası olan  يَخْلُقُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَيْرٌ  -  رَحْمَتُ  , رَفَعْنَا  -  دَرَجَاتٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Ayetin son cümlesinde  رَبِّكَ  sözüyle tekrar gaibden muhataba iltifat edilmiştir.

Bu şekilde gaybdan muhataba hitap şekline dönüşte Peygamber Efendimizi (sav) kendine yaklaştırmak, ona karşısındaymış gibi hitap ederek Rahmân, Rahîm'in huzurunda bulundurarak ikramda bulunmak, onun kadrini ve onunla birlikte ümmetinin ve kavminin kadrini yüceltmek manaları vardır.  (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.150)

 
Zuhruf Sûresi 33. Ayet

وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ  ٣٣


Eğer bütün insanlar (kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَوْلَا (sözkonusu) olmasaydı
2 أَنْ
3 يَكُونَ olması ك و ن
4 النَّاسُ insanların ن و س
5 أُمَّةً ümmet ا م م
6 وَاحِدَةً bir tek و ح د
7 لَجَعَلْنَا yapardık ج ع ل
8 لِمَنْ kimseler için
9 يَكْفُرُ inkar eden ك ف ر
10 بِالرَّحْمَٰنِ Rahman’ı ر ح م
11 لِبُيُوتِهِمْ evlerine ب ي ت
12 سُقُفًا tavanlar س ق ف
13 مِنْ -ten
14 فِضَّةٍ gümüş- ف ض ض
15 وَمَعَارِجَ ve merdivenler ع ر ج
16 عَلَيْهَا üzerine
17 يَظْهَرُونَ binip çıkacakları ظ ه ر
Allah Teâlâ insanlar için yaratıp düzenlediği dünya hayatında kabiliyet, servet, düşünce ve inanç bakımından hepsi birbirine benzeyen, aynı özellikleri taşıyan insanların olmasını değil, toplu hayatı oluşturmak ve devam ettirmek, hür irade ile seçim yapmaya imkân vermek ve böylece imtihan maksadını gerçekleştirmek için gerekli bulunan farklılığı dilemiştir. O’nun katında geçici dünya nimetlerinin değeri yoktur, bunlara sahip olmak da Allah sevgisinin kanıtı değildir; pek çok hikmet çerçevesinde Allah sevdiklerini ve sevmediklerini zengin de eder yoksul da; kimi zaman birilerini iktidara getirir, kimi zaman diğerlerini. O’nun sevdiklerine tahsis ettiği nimetler burada değil, ebedî âlemdedir. Müşrikler büyüklüğü, Allah’ın rahmetine mazhar olma şansını asalet ve servete bağlamakla yanılıyorlar. Eğer Allah’ın yukarıda özetlenen “dünya düzeni” muradı olmasaydı, inansın inanmasın bütün insanları servette ve refahta eşit kılardı; bu takdirde kâfirlere servet ve iktidar verirse bütün insanlar küfrü, müminlere servet ve iktidar verirse bütün insanlar imanı seçmeye yönelirlerdi.

وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır.Tahdid için  هلا  yani ‘değil mi?’ manasındadır.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, لولا كراهة كون الناس أمّة واحدة على الكفر (İnsanların küfürde tek ümmet olması kerih olmasaydı) şeklindedir. Mübtedanın haberi mahzuftur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

يَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. النَّاسُ  kelimesi  يَكُونَ ‘nin ismi olup damme ile merfûdur. 

اُمَّةً  kelimesi  يَكُونَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur. وَاحِدَةً  kelimesi  اُمَّةً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.

لَ  harfi  لَوْلَٓا  ’nın cevabının başına gelen rabıtadır. 

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle mahzuf ikinci mef’ûlü bihe mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يَكْفُرُ ‘ dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَكْفُرُ  damme ile merfû muzari fiildir.  بِالرَّحْمٰنِ  car mecruru يَكْفُرُ  fiiline mütealliktir.  لِبُيُوتِهِمْ  car mecruru ism-i mevsûlden bedel-i iştimâldir. سُقُفاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

مِنْ فِضَّةٍ  car mecruru  سُقُفاً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. مَعَارِجَ  atıf harfi  وَ ‘la  سُقُفاً ‘e matuf olup, fetha ile mansubdur. Müntehel cumû’ siygasından olduğundan tenvin almamıştır. عَلَيْهَا  car mecruru  يَظْهَرُونَ  fiiline mütealliktir. يَظْهَرُونَ  cümlesi,  مَعَارِجَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

يَظْهَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Müntehel cumû’ kelimenin ikinci harfinden sonra elif, eliften sonra ise iki veya üç harf bulunan cemi isimlerdir. (Dr.Mustafa Meral Çörtü,Arapça Dilbilgisi Nahiv)

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye ‘olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin îrabını almış olduğu kelimeye mübdelün minh denir. Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimâl. 

Bedel-i iştimâl: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki müfred ikincisi fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَعَارِجَ  müntehel cumû’ sıygasında olup gayri munsariftir. Müntehel cumû’ kelimenin ikinci harfinden sonra elif, eliften sonra ise iki veya üç harf bulunan cemi isimlerdir. (Dr.Mustafa Meral Çörtü, Arapça Dilbilgisi Nahiv)  

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda haberî isnaddır. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً   cümlesi, masdar tevili ile muzâfı hazf edilmiş mübteda konumundadır. Muzâfun ileyh konumunda olan cümle, müspet muzari sıygadaki nakıs fiil  كاَنَ ‘nin dahil olduğu isim cümlesidir.

Muzâfın ve haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Takdiri, لولا كراهة كون الناس أمّة واحدة على الكفر (İnsanların küfürde tek ümmet olması kerih olmasaydı) şeklindedir. Bu takdire göre şart cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formundadır.

Masdar-ı müevvel cümlesinde  النَّاسُ  kelimesi  كان ’nin ismidir.  اُمَّةً  haberidir. 

وَاحِدَةً  kelimesi  اُمَّةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye ‘olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ   cümlesi, şartın cevabıdır. لَ , şartın cevabının başına gelen harftir. Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

جَعَلْنَا  fiili, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Mecrur mahaldeki  مَنْ  müşterek ism-i mevsûlu, başındaki  لِ  harf-i ceriyle birlikte  جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir. Sılası olan … يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِالرَّحْمٰنِ  car mecruru, يَكْفُرُ  fiiline mütealliktir. Cer harfinin tekrarıyla gelen  لِبُيُوتِهِمْ  car mecruru ise ism-i mevsûl  مَنْ ’den bedel-i iştimâldir.

مِنْ فِضَّةٍ  car mecruru, mef’ûl olan  سُقُفاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rahmân isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

مَعَارِجَ  kelimesi  سُقُفاً ‘e matuftur. 

عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ cümlesi  مَعَارِجَ  için sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْهَا , ihtimam için amili olan يَظْهَرُونَۙ ‘ye takdim edilmiştir.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

لِبُيُوتِهِمْ (evlerinin) ifadesi, لِمَنْ يَكْفُرُ (inkâr edenlerin) ifadesinden bedel-i iştimâldir. Her iki ifadedeki  لِ ’lar, وهبْتُ سوباً قَمِيصه (Ona gömleği için; yani gömleklik kumaş verdim.) cümlesindeki  لِ  konumundadır. (Keşşâf)

Bu ayet, din için kullanılmayan dünyalığın Allah katında bir değer taşımadığını beyan etmektedir. Yani kâfirlerin dünyalıkları o kadar değersizdir ki, eğer dünyalıkları seven insanların, kâfirlerin dünyalıklarını gördüklerinde, onlara imrenip de hepsinin küfürde birleşmelerine teşvik gibi anlaşılma tehlikesi olmasaydı, kafirin dünyalığının hiçbir önemi olmadığını göstermek için, onu bütün şatafatıyla mahlukların en kötüsü ve adisi olan kâfirlere verirdik; evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri bile gümüşten yapardık. (Ebüssuûd)

 
Günün Mesajı

32. ayet, çok önemli bir toplum ve içtimai hayat gerçeğine işaret etmektedir. Cenab-ı Allah (c.c.), aynı maddi malzemeden olmakla birlikte, kullarının her birini diğerinden pek çok bakımdan farklı yaratmıştır. Bu farklılıklardan birisi de, beğeni, tercih, kabiliyet ve rızıkların taksimindeki farklılıklardır. Bu farklılıklar, toplum hayatında meslekleri ve karşılıklı yardımlaşmayı doğurur.

Karşılıklı yardımlaşma ise, içtimai hayat dinamiklerinin en önemlilerindendir. Meselâ Allah (c.c.), fakir ve muhtaçların ihtiyaçlarını giderecek miktarı zenginlerin malında yaratmış ve bu miktarın ifasını zekât ile zenginlere şart koşmuştur. Böylece, hem zenginlere kalplerinden mal sevgisini çıkarma imkânı ve yolu, hem sevap kazanma imkânı ve yolu bahşetmiş, ayrıca onların kalplerinde merhamet ve şefkate de yol açmıştır. Zekât ve yardımlaşmayı fakirlerde ise, kendilerine yardım edenlere karşı bir hürmet duygusu uyanmasına sebep kılmıştır. Allah (c.c.), bu sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı zekâtla sınırlamamış, infak kavramı altında hem yardım sebeplerini ve yollarını hem de yardım miktarını arttırmıştır.

İnsanlar arasındaki sözü edilen farklılıklar, toplumda işçi-işveren münasebetlerinin de kaynağıdır. Fakir-zengin münasebeti gibi, işçi-işveren münasebeti de, İslâm'da bir dayanışma ve yardımlaşma münasebetidir. İşçi işverene olduğu kadar, işveren de işçiye muhtaçtır ve işçi ve işverenin varlığı bir bakıma yaratılışa, Kadere ait olarak kabullenilmesi ve dolayısıyla yardımlaşmaya, dayanışmaya basamak olması gereken bir realitedir. İşte, söz konusu farklılıklar modern sistemlerde, kapitalizm ve komünizmde içtimai çatışmalara menşe yapılırken, İslâm, bu farklılıklar gibi bütün hayatı yardımlaşma ve dayanışma senfonisi olarak ele alır ve öyle olması için de her türlü itikadi, içtimai, ahlâki düsturu koymuştur. Bu nokta, içtimai ve ekonomik sistem adına üzerinde çok durulması gereken bir konudur.

Sayfadan Gönüle Düşenler
Ömür geçtikçe; yaş büyür ama terbiye edilmeyen nefis küçülür. Akıl olgunlaşır ama hakikati dinlemeyen nefsin sahibi ahmaklaşır.

Nefsin vesveseleri, kimi zaman, trip atan ergen gibidir;

Nerede durması gerektiğini bilmediği gibi, söylediklerinin ya da düşündüklerinin ne kadar mantıklı ya da gerçekçi olduğunu da hesaba katmayı unutur. 

Halini, bulunduğu ana göre değerlendirir. İstediklerine sahipse, mutludur ama zaten hakketmiştir. Değilse, mutsuzdur ama zaten hayat hiç adil değildir.

Başkalarını, gördüklerine göre değerlendirir. Özellikle de zor dönemlerden geçiyorsa; (kendince ya da gerçekten) kötülük yapanların haline bak, bir de bana der. 

Allah’ın rahmetini ve sevgisini dünya nimetlerinin dağılımına ya da hissettiği mutluluğa göre ölçer. Halbuki bu büyük bir yanılgıdır. Zira Allah’a teslim olan kul aklını kullandığı için bilir ki; o ve diğerleri imtihan alemindedir ve Allah’ın katında geçici dünya nimetlerinin değeri yoktur. Bu dünyada, herhangi bir şeye sahip olmak ya da olmamak imtihanın kendisidir: Allah’a yaklaşmak için mi yoksa O’ndan uzaklaşmak için mi ya da şükür etmek için mi yoksa nankörlüğün için mi sebep olarak kullanacaksın?

Ey Allahım! Senin rahmetine ve adaletine iman edenlerdeniz ve Sana güvenenlerdeniz. Nefsin ve şeytanın vesveselerinden, Sana sığınanlardanız. Rahmetin ile kolaylaştırarak; dünya sevgisiyle ağırlaşan kalplerimizi uyandır, tembelleşen bedenlerimizi dinçleştir ve ahmaklaşan nefislerimizi akıllandır. Bizi; Sana yaklaşma fırsatlarını değerlendiren ve rızanı kazanan kullarından eyle. İmtihan yüklerimizi hafiflet ve iki cihanda da adımlarımızı kolaylaştır.

Amin.
Zeynep Poyraz  @zeynokoloji