20 Şubat 2025
İbrahim Sûresi 34-42 (259. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

İbrahim Sûresi 34. Ayet

وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُۜ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟  ٣٤


O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاتَاكُمْ ve size verdi ا ت ي
2 مِنْ -den
3 كُلِّ herşey- ك ل ل
4 مَا ne varsa
5 سَأَلْتُمُوهُ kendisinden istediğiniz س ا ل
6 وَإِنْ ve eğer
7 تَعُدُّوا saymak isteseniz ع د د
8 نِعْمَتَ ni’metini ن ع م
9 اللَّهِ Allah’ın
10 لَا
11 تُحْصُوهَا sayamazsınız ح ص ي
12 إِنَّ doğrusu
13 الْإِنْسَانَ insan ا ن س
14 لَظَلُومٌ çok haksızlık edendir ظ ل م
15 كَفَّارٌ çok nankördür ك ف ر
حصي Hasaye : ألإحْصاءُ sayarak elde edilen bilgidir. Bu kökten fiil olarak if’al babındaki أحْصَى formu kullanılır ve saymak manasına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتٰيكُمْ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْ كُلِّ  car mecruru  اٰتٰيكُمْ  fiiline mütealliktir.

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  سَاَلْتُمُوهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

سَاَلْتُمُوهُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir. سَاَلْتُمُوهُ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir.

اٰتٰيكُمْ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.   

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ 

 

وَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَعُدُّوا  şart fiili olup,  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نِعْمَتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

فَ  karînesi olmadan gelen  لَا تُحْصُوهَا  cümlesi şartın cevabıdır.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  تُحْصُوهَا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

تُحْصُو  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حصي ‘ dir.


 اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

الْاِنْسَانَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  ظَلُومٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. كَفَّارٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

ظَلُومٌ  -  كَفَّارٌ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la 32. ayetteki sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  سَاَلْتُمُوهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ  ibaresi, insanların hayatlarında ihtiyaç duydukları yiyecek ve içeceği, onlara hayatlarında verilmiş her türlü ihtiyacın karşılığı, isteseler de istemeseler de, güneş, hava, gündüz, gece…. vs hepsini kapsar. Bu, Allah Teâlâ’nın, onların dünya hayatındaki ihtiyaçlarının hepsini onlar için yaratmasından kinayedir. (Sâbûnî, İbdâ-ul Beyan)

Bu ifadede, mef’ûl mahzuf olup, takdiri “İstediğiniz her şeyden…” şeklindedir. Bundaki  مِنْ كُلِّ  ifadesi tenvinle okunmuş,  مَا سَاَلْتُمُوهُ  ifadesi de hal olmak üzere mahallen mansub menfi bir cümle sayılmıştır. Yani, “O size, istemediğiniz halde herseyden vermiştir” demektir. Buradaki  مَا  edatının ism-i mevsûl olması da caizdir. Buna göre kelamın takdiri, “O size ihtiyaç duyduğunuz her şeyi ve ancak kendisi ile hallerinizin ve geçiminizin uygun hale geldiği şeyleri vermiştir” şeklindedir. Buna göre sanki, “İstediğiniz ve lisan-ı haliniz ile arzu ettiğiniz her şeyi verdi” denilmektedir.

Vahidî şöyle der: “Bu ifadedeki “nimet” kelimesi masdar yerini tutan bir isimdir. Nitekim Arapça’da, “Allah ona nimet in’âm etti” denilir. Burada “nimet” kelimesi, “İn’âm” masdarı yerine kullanılmıştır. İşte bundan ötürü bu kelime masdar manasında oluğu için cemi olarak getirilmemiştir. Binaenaleyh, bu cümle “Çok olduğu için Allah’ın bütün nimetlerini saymaya güç yetiremezsiniz” manasınadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu cümlenin takdiri şöyledir. İstediğiniz ve istemediğiniz her şeyden size veririz. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  اِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  نِعْمَتَ , şan ve şeref kazanmıştır.

نِعْمَتَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için tekrarlanmasında tecrîd, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

فَ  karinesi olmadan gelen  لَا تُحْصُوهَا  cümlesi meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَعُدُّوا - تُحْصُوهَا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr,  تَعُدُّوا - لَا تُحْصُوهَاۜ  arasında ise tıbâk-ı selb sanatları vardır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَاِنْ تَعُدُّوا  … cümlesinin aynısı Nahl Sûre’si 18. ayette de tekrarlanmıştır. Fakat arkasından gelen cümle iki ayette farklı olarak gelmiştir. Bu iki suredeki benzer ayetlerin son bölümlerinin farklı olması üzerinde düşünülürse, Kur’an’ın fasılalarda ayetin manasını gözettiği anlaşılır. Bu suredeki ayette Allah’ın nimetleri karşısında insanların hali göz önüne alınmıştır ki bu hal zalim ve inkârcı oluşlarıdır. İkinci ayette ise kıymet bilmeme, zulüm ve nimete küfür gibi hallere Allah’ın gufran ve rahmetle karşılık verdiği zikredilmiştir. Yani Allah Teâlâ’nın durumundan haber verilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)


 اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi, ve lam-ı muzahlaka sebebiyle birden fazla tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنَّ  cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade cümlenin taşıdığı hükümdür. (Süyûtî, el-İtkan , İtkan, c. 2, s. 176)

Birinci ve ikinci haber olan  لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟  kelimeleri, mübalağa sıygasında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Aralarında  وَ  olmaması, müsnedün ileyhte bu vasıfların ikisinin birden mevcudiyetine işarettir.

ظَلُومٌ - كَفَّارٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Allah Teâlâ’nın insanlara bu kadar nimeti saydıktan sonra insanın zalim ve keffâr oluş özelliğinin (nedeni belirtilmeden) zikredilmesiyle bu nimetlere şükretmediği, nankörlük ettiği anlaşılmaktadır. Bu ayette Allah Teâlâ’nın  اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟ [insan zalim ve keffârdır.] ifadesiyle tarizde bulunduğunu, bundan maksadın insanı bu konuda uyarmak olduğunu görmekteyiz.

İbrahim Suresindeki siyak, insan ve sıfatlarıyla ilgili olduğu için ayet insanın bir sıfatıyla son bulmuştur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, et-Ta‘bîru’l-Kur’ânî, s. 220)

ظَلُومٌ كَفَّارٌ [Çok zulmeden çok inkâr eden] kelimeleri mübalağa ifade eder. Çünkü  فَعُولٌ  ve  فَعَّالٌ  mübâlağa ifade eden kalıplardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

İnsan şiddet (bela-musibet) esnasında şikayet edip, feryad-ü figânı bastığı için, zalim; nimetleri toplayıp başkasına vermediği için de كَفَّارٌ  (nankör)” manasında olduğu söylenmiştir. Buradaki  الْاِنْسَانَ  lafzı ile, belli bir kimse değil, bütün insan cinsi kastedilmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l -Gayb)

Cenab-ı Hak sanki şöyle demektedir: “Pek çok nimet mevcut olup, sen o nimetleri aldığında ve onları veren ben olduğumda, onu alırken sende şu iki vasıf meydana gelir; yani  ظَلُومٌ (çok zalim) ve كَفَّارٌ۟ (çok nankör) olman; onları verirken bende de şu iki vasıf meydana gelir, Gafûr ve Rahim olmam.” Buna göre Allah Teâlâ sanki, “Sen zalûm olsan da ben Gafûrum; sen keffâr (nankör) olsan da ben Rahîm’im. Senin aciz olduğunu ve kusur edeceğini biliyorum. Senin kusurlarına bol bol vererek, kabalığına da tastamam vererek karşılık veririm” demek istemiştir.(Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Cenab-ı Hak, “Gerçekten insan çok zalim ve çok nankördür” buyurmuştur. Bunun, “İnsan, bu nimetlerin şükrünü yerine getirmemek suretiyle zalim olmuş ve bu nimetlere karşı alabildiğine nankörlük ettiği için de keffâr (çok nankör) olmuştur” manasında olduğu söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu cümle nimetin küfre dönüştüğü manasında gelmiş olan inkâri istifham manasını tekid eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

İbrahim Sûresi 35. Ayet

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ  ٣٥


Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ bir zaman
2 قَالَ şöyle demişti ق و ل
3 إِبْرَاهِيمُ İbrahim
4 رَبِّ Rabbim ر ب ب
5 اجْعَلْ kıl ج ع ل
6 هَٰذَا bu
7 الْبَلَدَ şehri ب ل د
8 امِنًا güvenli ا م ن
9 وَاجْنُبْنِي beni uzak tut ج ن ب
10 وَبَنِيَّ ve oğullarımı ب ن ي
11 أَنْ
12 نَعْبُدَ tapmaktan ع ب د
13 الْأَصْنَامَ putlara ص ن م

Hz. İbrâhim’in, güvenli kılmasını Allah’tan istediği şehir Mekke’dir. Allah Teâlâ önceki âyetlerde (28-34) genel olarak insanlığa verdiği nimetleri hatırlatmıştı. Burada da, Hz. İbrâhim’in duasını kabul etmek suretiyle özel olarak Mekkeliler’e vermiş olduğu nimetleri hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmelerinin gereğine dikkatlerini çekmektedir. Ayrıca Allah’ın verdiği sayısız ve sınırsız nimetlerin şükrünü yerine getiren bir kulun yani Hz. İbrâhim’in Allah’a karşı tutumu, kulluğu, O’na nasıl yalvarıp yakardığı ve O’ndan istedikleri dile getirilmekte, kurtuluşun, Allah’ın birliği ilkesine dayanan Hz. İbrâhim çizgisinde olduğuna işaret edilmektedir.

 35. âyette “putlar” diye çevirdiğimiz esnâm (tekili sanem) kelimesi, Allah’tan başka kendisine ilâhî güç veya nitelikler yakıştırılarak tapınma duygusu içerisinde değer verilen ve şirke vasıta kılınan herşeyi ifade eder. “Putlar”dan maksat, onları yapanlar, puta tapmayı icat edip uygulayanlardır. Bu mânada putlar (putperestlik) birçok insanın sapmasına yol açmıştır. Can ve mal güvenliğinin bulunmadığı bir yerde dinî ve dünyevî görevler yerine getirilemeyeceği için Hz. İbrâhim öncelikle beldenin güvenli kılınmasını, sonra da insanlığı mânevî felâketlere sürükleyen putperestlikten hem kendisini hem de soyundan gelenleri korumasını yüce Allah’tan niyaz etmiştir. İbrâhim aleyhisselâm bu şirk vasıtalarından korunan müminleri kendi dininin mensuplarından ve kurtuluşa erenlerden saymış, kendisine karşı gelip isyan edenler hakkında ise, “Sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin” diyerek onları Allah’ın af ve bağışına havale etmiştir. Bu durum Hz. İbrâhim’in şefkat ve merhametinin enginliğini göstermektedir.

 Hz. İbrâhim’in Hâcer’den İsmâil adında bir oğlu olmuştu; Hz. İbrâhimAllah’tan aldığı bir işaretle Hacer ve oğlu İsmâil’i Mekke’ye götürüp Kâbe yakınlarında tarıma elverişli olmayan, çorak bir vadiye yerleştirdi. Bu esnada Hz. İbrâhim bu vadinin yerleşim merkezi ve güvenli bir belde haline gelmesi için Allah’a dua etti (Bakara 2/126). Müfessirlere göre İbrâhim bu âyetlerde bildirilen duasını da Mekke yerleşim merkezi haline geldikten ve İsmâil ile birlikte Kâbe’yi inşa ettikten sonra yapmıştır (İbn Kesîr, I, 252). Allah Hz. İbrâhim’in duasını kabul ederek Mekke’yi güvenli bir şehir haline getirmiş ve dünyanın muhtelif yerlerinde yetiştirilen ürünlerin gerek hac ve umre gibi ibadetler, gerekse panayır vb. ticarî vesilelerle buraya getirilmesini sağlamıştır (krş. Kasas 28/57; Ankebût 29/67; Mekke ve Kâbe hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/96). 

 37. âyetteki “İnsanların gönüllerini onlara meylettir” diye çevirdiğimiz cümle, “İnsanlardan bazılarının gönüllerini onlara meylettir” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu takdirde sadece müminlerin gönüllerinin meylettirilmesi istenmiş olur. 39. âyet dikkate alındığında Hz. İbrâhim’in bu duayı, eşi Sâre’den olan oğlu İshak’ın dünyaya gelmesinden sonra yaptığı anlaşılmaktadır. Rivayete göre Hz. İbrâhim, oğlu İsmâil doğduğu zaman doksan dokuz yaşında, İshak doğduğunda ise 112 yaşında bulunuyordu (İbn Kesîr, I, 252). Tevrat’ta bu bilgi 86 ve 100 yaş şeklinde geçer (Tekvîn, 16/6; 21/5). Hz. İbrâhim’in daha önce yapmış olduğu duasının kabul olunup (Sâffât 37/100) yaşlılığına rağmen kendisine bu iki çocuğun lutfedilmesini Allah’a hamd ve şükürle karşıladığı görülmektedir. (Hz. İbrâhim’in müşrik olan anne ve babasının affı için dua etmesi hakkında bk. Tevbe 9/114).

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 3 Sayfa: 321-322

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً

 

وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اِبْرٰه۪يمُ  fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır. Mekulü’l- kavl, رَبِّ اجْعَلْ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً ‘dir. 

اجْعَلْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. İşaret ismi  هٰذَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْبَلَدَ  kelimesi  هٰذَا ‘dan bedel veya atf-ı beyan olup fetha ile mansubdur. اٰمِناً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

إِذْ : Yalnız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a. إِذْ  mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b. إِذْ ‘den sonra muzari fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c. بَيْنَا  ve  بَيْنَمَا ‘dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d. Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمِناً  sülâsi mücerredi  أمن  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اجْنُبْن۪ي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamir  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

بَنِيَّ  atıf harfi  وَ ‘la mütekellim zamirine matuf olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ي ‘ dir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf harfi ceriyle  اجْنُبْن۪ي  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

نَعْبُدَ  fetha ile mansub muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  الْاَصْنَامَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

اِذْ  zaman zarfı, takdiri  اذكر (Hatırlayın) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً  cümlesi  اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً  cümlesi, nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Nidanın cevabı olan  اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

رَبِّ  izafeti, muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

الْبَلَدَ ‘ nin  هٰذَا  ile işaret edilmesi ve kelimedeki nekrelik beldeye tazim içindir.

اٰمِناً , kelimesi fiil cümlesinde ismi fail vezninde gelerek hudûs ve yenilenme anlamı ifade etmiştir.

هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً  ibaresinde güvenlik içinde olması istenen belde değil beldedeki insanlardır.

رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً [Rabbim bu beldeyi güvenli kıl.] cümlesinde bazı müfessirler aklî mecaz vardır demişlerdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Emir üslubunda gelmesine karşın, cümle emir anlamından çıkarak dua manasına gelmiştir. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

بَنِيَّ  [Oğullarım] sözüyle ”zürriyetim” manası kastedilmiştir. Tağlîb sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  نَعْبُدَ الْاَصْنَامَ  cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen  عن  harf-i ceriyle  اجْنُبْن۪ي  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayette  رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا  [Bu şehri emniyetli kıl] cümlesinde şehir manasına gelen  الْبَلَدَ  kelimesinin marife, Bakara/126 ‘da, اجْعَلْ هٰذَا بَلَداً اٰمِناً [bunu emniyetli bir şehir kıl] şeklinde nekre getirilmesinin hikmeti şudur: Bakara Suresindeki dua, şehir kurulmadan önce yapılmıştır. Hz. İbrahim Yüce Allah’tan orayı bir şehir yapmasını ve bu şehrin emniyetli bir şehir olmasını istemişti. İbrahim suresinde ise şehir kurulduktan sonra dua etmiş ve Allah’tan buranın emniyetli ve istikrarlı bir şehir olmasını istemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 2/286)

Zemahşerî,  وَاجْنُبْن۪ي  kelimesinin  جنِّبني  ve  اجنِبني  şeklinde de okunduğunu ve mananın “beni ve oğullarımı putlara tapmaktan kaçınmakta sabit ve daim kıl” şeklinde olduğunu ifade eder. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

الْبَلَدَ  kelimesi; Allah’ın haram beyti orada olduğundan, orayı enbiyanın babası inşa ettiğinden, ümmül beled olduğundan Allah Teâlâ’nın şereflendirdiği Mekke şehrinden kinayedir. (Sâbûnî, İbdâ-ul Beyan)

İbrahim Sûresi 36. Ayet

رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  ٣٦


“Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبِّ Rabbim ر ب ب
2 إِنَّهُنَّ şüphesiz onlar
3 أَضْلَلْنَ şaşırttılar ض ل ل
4 كَثِيرًا birçoğunu ك ث ر
5 مِنَ -dan
6 النَّاسِ insanlar- ن و س
7 فَمَنْ artık kim
8 تَبِعَنِي bana uyarsa ت ب ع
9 فَإِنَّهُ şüphsiz o
10 مِنِّي bendendir
11 وَمَنْ ve kim
12 عَصَانِي bana karşı gelirse ع ص ي
13 فَإِنَّكَ şüphesiz sen
14 غَفُورٌ bağışlayansın غ ف ر
15 رَحِيمٌ esirgeyensin ر ح م

رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِۚ

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُنَّ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَضْلَلْنَ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اَضْلَلْنَ  fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. كَث۪يراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ النَّاسِ  car mecruru  كَث۪يراً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.  

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَضْلَلْنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

 

 

 

 فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ

 

فَ  sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.  

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَبِعَن۪ي  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نَ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنّ۪ي  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

وَ  atıf harfidir.  مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

عَصَان۪ي  şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نَ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. غَفُورٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  رَح۪يمٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِۚ

 

İtiraziyye olarak fasılla gelen ayet, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Münadadaki mütekellim zamirinin ve nidanın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kesra muzâfun ileyhten ivazdır.

اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ  cümlesi, kaçınma, uzak durma talebinin sebebi olarak gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.

Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mef’ûl olan  كَث۪يراً ‘deki tenkir, kesret ve tahkir ifade eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Cümle haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelişi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

Hz İbrahim, Allah’ın bilgisi dahilndeki bir haberi verirken  اِنّ۪ٓ  tekid edatı kullanmış ve muktezâ-i zâhirin hilafına bir üslup tercih etmiştir. Ancak Hz. İbrahim’in haberi tekid edatıyla pekiştirerek vermesi, verdiği haberin kendi ruhunda bıraktığı üzüntüyü ve taaccübü belirtmek üzere içinde bulunduğu ruh halinin yansımasıdır. Bu yönüyle haber muktezâ-i zâhirden çıksa da muktezâ-i hale muğayir değildir. 

İbrahim (a.s)’ın  اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ  sözü lâzım-ı faidei haberdir. Cümlenin müsnedinin fiil cümlesi olarak gelmesiyle hükmü takviye ve  اِنَّ  ile tekid içermesi muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Bu, İbrahim (a.s)’ın, putlar sebebiyle insanların dalalete düşmüş olmalarından çok müteessir olduğunun ve üzüldüğünün göstergesidir.

اضلا الاصنام  ibaresi istiaredir. Çünkü gerçekte putlar kimseyi saptırmaz; sadece akıl noksanlığından ve şüphe yoğunluğundan dolayı o putlar yüzünden insanlar saparlar. Ancak sapma putlar yüzünden olduğu için saptırmanın onlara isnad edilmesi caiz olmuştur. Bu tıpkı  فتنني جمال فلالنة (Falanca kadının güzelliği beni fitneye düşürdü [avladı]) diyenin sözüne benzer. Gerçekte onun güzelliği yüzünden fitneye düşen şahsın kendisidir. Onun güzelliği yüzünden fitne meydana geldiği için fitneye düşürme eyleminin güzelliğe nispet edilmesi güzel olmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)

Bu ifadeler, eylemlerin gerçek öznelere değil de sebeplere isnad edilmesine (sebebiyye alakası) dayalı akli/isnadi mecaza ilişkin isabetli açıklamalardır.

Bütün mezhepler, buradaki  اَضْلَلْنَ “Baştan çıkardılar, saptırdılar” ifadesinin, mecazî bir ifade olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü putlar cansız varlıklardır. Cansızlar ise hiçbirşey yapamazlar. Fakat onlara tapmada bir saptırma (dalalet) söz konusu olduğu için bu saptırma işi mecazen onlara nispet edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelam, İbrahim'in (a.s) duasının illeti mahiyetindedir. Başında nidanın gelmesi, ona itina gösterildiğini ve kabule icabet isteğini izhar etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ 

 

فَ , sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte  مَنْ تَبِعَن۪ي  cümlesi, şarttır. مَنْ  şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki  تَبِعَن۪ي  cümlesi mübtedanın haberidir. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karînesiyle gelen  فَاِنَّهُ مِنّ۪ي  şeklindeki cevap cümlesi, إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنّ۪ي  car mecruru,  إِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.  

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Lazım-ı faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte  مَنْ عَصَان۪ي  cümlesi, şarttır. مَنْ  şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki  عَصَان۪ي  cümlesi mübtedanın haberidir. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karînesiyle gelen  فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  şeklindeki cevap cümlesi, إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Allah’ın  رَح۪يمٌ  ve غَفُورٌ  şeklindeki sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın arasında  و  olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. 

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. 

Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiş isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مَنْ تَبِعَن۪ي  cümlesiyle,  مَنْ عَصَان۪ي  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

عَصَان۪ي - تَبِعَن۪ي kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

اَضْلَلْنَ - عَصَان۪ي  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ وَمَنْ عَصَان۪ي  [Kim bana tabi olursa bendendir kim asi olursa…] sözünün devamında beklenen ifade söylenmeden Rabbin Gafûr ve Rahîm olduğu dile getirilmiştir. Bu üslup bedî’ sanatlarından ihtibâktır.

İhtibâk bir belâgat terimi olarak; “İkinci cümlede benzeri zikredilen kelime veya ifadenin birinci cümleden, birinci cümlede benzeri zikredilenin de ikinci cümleden hazf edilmesi” şeklinde tanımlanır. Buna göre ihtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanış) 

İbrahim'in (a.s) kendisine uymamayı kendisine karşı gelmek olarak ifade etmesi, bu davetinin sürekli olacağını ve kendisine uymayanların isyanlarından dolayı uymadıklarını, yoksa onlara davet erişmediğinden olmadığını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  cümlesi, birçok surede aynen veya ufak farklılıklarla tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

İbrahim Sûresi 37. Ayet

رَبَّـنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّـنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ  ٣٧


“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
2 إِنِّي ben
3 أَسْكَنْتُ yerleştirdim س ك ن
4 مِنْ (bazısını)
5 ذُرِّيَّتِي çocuklarımdan ذ ر ر
6 بِوَادٍ bir vadiye و د ي
7 غَيْرِ olmayan غ ي ر
8 ذِي sahibi
9 زَرْعٍ ekin ز ر ع
10 عِنْدَ yanında ع ن د
11 بَيْتِكَ senin evinin ب ي ت
12 الْمُحَرَّمِ mukaddes ح ر م
13 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
14 لِيُقِيمُوا kılsınlar diye ق و م
15 الصَّلَاةَ namazı ص ل و
16 فَاجْعَلْ artık kıl ج ع ل
17 أَفْئِدَةً gönüllerini ف ا د
18 مِنَ birtakım
19 النَّاسِ insanların ن و س
20 تَهْوِي meylettir ه و ي
21 إِلَيْهِمْ onlara
22 وَارْزُقْهُمْ ve onları rızıklandır ر ز ق
23 مِنَ (çeşitli)
24 الثَّمَرَاتِ meyvalarla ث م ر
25 لَعَلَّهُمْ umulur ki
26 يَشْكُرُونَ şükrederler ش ك ر

رَبَّـنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ 

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي ’dır.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  اَسْكَنْتُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اَسْكَنْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ ذُرِّيَّت۪ي car mecruru mahzuf mef’ûlun mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; بعضا من ذريتيّ (Zürriyetimden bazısı) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بِوَادٍ  car mecruru  اَسْكَنْتُ  fiiline müteallik olup, mahzuf  ى  üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir. غَيْرِ  kelimesi  وَادٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. ذ۪ي  muzâfun ileyh olup harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti  ى  ‘dir. زَرْعٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

عِنْدَ  mekân zarfı,  وَادٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. بَيْتِكَ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمُحَرَّمِ kelimesi  بَيْتِكَ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimlerin îrab durumu şöyledir: 

a) Merfû halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi), 

b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا  – اَلرَّاعِيَ  gibi), 

c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi) îrab edilir. 

Yani mankus isimler ref ve cer durumlarında maksûr isimler gibi takdiri îrab edilir. Bu durumda damme ve kesra harekeleri son harflerinin üzerinde açıkça görülmez, fakat var olduğu kabul edilir. Nasb hallerinde ise lafzi olarak irab edilir, son harfin üzerinde fetha harekesi açık bir şekilde görünür. 

Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. Îrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

غَيْرُ  edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسْكَنْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  سكن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الْمُحَرَّمِ  ;sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur.     

 

 

رَبَّـنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ 

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nida cümlesi, öncekini te’kid eden itiraziyyedir.

لِ  harfi, يُق۪يمُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile  اَسْكَنْتُ  fiiline mütealliktir.

يُق۪يمُوا  fiili  نْ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن تكرمهم فاجعل (Onlara ikram etmek istersen ….yap ) şeklindedir.

اجْعَلْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. اَفْـِٔدَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مِنَ النَّاسِ  car mecruru  اَفْـِٔدَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. تَهْو۪ٓي  cümlesi, اجْعَلْ  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

تَهْو۪ٓي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اِلَيْهِمْ car mecruru  تَهْو۪ٓي  fiiline mütealliktir. ارْزُقْهُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile  اجْعَلْ ‘e matuftur.

ارْزُقْهُمْ  dua manasında, sükun  üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الثَّمَرَاتِ  car mecruru  ارْزُقْهُمْ  fiiline mütealliktir.  

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

يُق۪يمُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَشْكُرُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَشْكُرُونَ  fiili  نَ ‘un subutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

رَبَّـنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif mütekellimin Allah Teâlâ’ya yakın olma isteğini, رَبَّنَا  izafeti, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini ve onun rahmetine duyduğu ihtiyacın derecesini gösterir.

رَبِّ  hitabından sonra bu ayette  رَبَّـنَٓا  hitabıyla cemi mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.

Nidanın cevabı olan  اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

اِنّ ’ nin haberi olan   اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِنَّ ’ nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.

Yeni bir dua bölümünün başlangıcıdır. Nida üslubu; yalvarma manasını kuvvetlendirmek içindir. Önceki cümleyle aynı şekilde başlaması şeklinde o cümleyi tekid etmiştir. Ondan farklı olarak burada Rab ismine çoğul mütekellim zamiri izafe edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Cümle haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

مِنْ ذُرِّيَّت۪ي  ibaresindeki  مِنْ , ba’z içindir. Mef’ûl hazf edilmiştir. Îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Veciz ifade kastına matuf  بَيْتِكَ  izafetinde Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan  بَيْتِ , tazim edilmiştir.

بَيْتِكَ  için sıfat olan  الْمُحَرَّمِۙ  dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ  ibaresinde istiare sanatı vardır. Vadi, ürün sahibi olmaya nisbet edilerek kişileştirilmiş, iradesi olan bir şahsa benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ  ifadesinde isnadın  بِوَادٍ  olması aklî mecazdır.

رَبَّـنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي  [Ey Rabbimiz, ben, zürriyetimden bazısını yerleştirdim] ibaresi,  بعض ذُرِّيَّت۪ي  yahut  ذريتا من ذُرِّيَّت۪ي  demektir ki mef’ûl hazf edilmiştir, o da İsmail ile ondan olanlardır. Çünkü onun yerleştirilmesi onların da yerleştirilmesidir.

Burada Hz İbrahim’den aktarılan seslenişte, Allah’a yaptığı işi haber verirken  اِنّ۪ٓ  tekid edatını kullanmış ve muktezâ-i zâhire muğayir bir üslup tercih etmiştir. Ancak Hz. İbrahim’in haberi tekid edatıyla pekiştirerek vermesi muhatapta gördüğü bir şüphe sebebiyle değil, çocuklarını ıssız bir vadide terk etmenin kendi ruhunda bıraktığı üzüntüyü belirtmek üzere içinde bulunduğu ruh halinin ifadelerine yansımasıdır. Bu yönüyle haber muktezâ-i zâhirden çıksa da muktezâ-i hale muğayir değildir. (Nida Sultan Çelikkaya ,Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Cümlenin başında nidanın tekrar edilmesi ve vasıta kılınması, namazın edasına son derece önem verildiğini, onların o susuz ve bitkisiz vadiye iskân edilmelerinden nihaî amacın bu üstün maksat ve talep olduğunu belirtmek içindir. Bütün bunlar da ancak bu şekilde hasıl olabilen duasının icabetine ve dileğinin verilmesine zemin hazırlamak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)


رَبَّـنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ

 

Cümle, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. İtiraz cümleleri tenzih, tazim, dua, tenbih, teberrük, takrir, tasrih.. gibi çeşitli gayelere binaen yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif mütekellimin Allah Teâlâ’ya yakın olma isteğini, رَبَّنَا  izafeti , Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini ve onun rahmetine duyduğu ihtiyacın derecesini gösterir.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte  اَسْكَنْتُ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ifadede masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi; açık masdarın, olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa bu isteğin, bir kere gerçekleşmesi manası murad edilmemiştir. Bu yüzden de teceddüt ve devama delalet eden fiil getirilmiştir. 

فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ 

 

Şart üslubundaki terkip istinafiye olarak fasılla gelmiştir. 

فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cevap cümlesi  فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ  cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  إن تكرمهم (Onlara ikram etmek istersen) olan şart cümlesi mahzuftur. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda geldiği halde dua manası taşıyarak vaz edildiği anlamın dışında anlam yüklenmiştir. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Yalvarışı tekid eden  رَبَّـنَا  sözünün tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

مِنَ النَّاسِ  car-mecruru,  اَفْـِٔدَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Birinci mef’ûl olan  اَفْـِٔدَةً ’deki nekrelik, tazim içindir.

Cümle haber üslubunda geldiği halde dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ  cümlesi, اجْعَلْ  fiilinin ikinci mef’ûlüdür. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

هَوَى , aslında yıldızın düşmesi için kullanılır. Burada hızla yönelmek manasında müstear olmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ  [Bir kısım insanların kalplerini onlara meylettir.] cümlesi hakkında Şerîf er-Radî şöyle der: Bu, güzel istiarelerdendir.  اَلْهُوِيَ  kelimesinin aslı,  هُبوط  gibi, üstten aşağıya inmektir. Bundan maksat şudur: Kalpler onlara şevkle koşar ve sevgiyle uçar. Eğer  تحسن إليهم  [ onlara sevgi duyar.] deseydi, bu  تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ ‘in ifade ettiği manayı vermezdi. Çünkü bu fiilin ifade ettiği şefkat, bir yerde ikâmet eden kimseden de meydana gelebilir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ  cümlesi, … فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً   cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

الثَّمَرَاتِ - زَرْعٍ - ارْزُقْهُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr,  رَبَّـنَا  sözünün tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

رَبَّـنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ [Rabbimiz, namazı dosdoğru kılsınlar diye] ifadesindeki  لِ  harfi,  كي  manasınadır, o da  اَسْكَنْتُ ‘ ye mütealliktir,yani onları bu kıraç, ihtiyaç görecek hiçbir şeyi olmayan vadiye sırf Beyt’inin yanında namaz kılsınlar diye yerleştirdim. Nidanın tekrar edilmesi, oraya yerleştirilmelerinden tek maksadın bu olmasındandır. Duadan kastedilen de ona muvaffak kılınmalarıdır. Allah’tan onları buna (namaza) muvaffak kılmasını istedi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  


 لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.

لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  لَعَلَّ  , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  يَشْكُرُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad tezekkür etmeye teşviktir. 

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır yani “sakınıp korunmanız için’’demektir, der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

İbrahim Sûresi 38. Ayet

رَبَّـنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ  ٣٨


“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
2 إِنَّكَ şüphesiz sen
3 تَعْلَمُ bilirsin ع ل م
4 مَا şeyi
5 نُخْفِي bizim gizlediğimiz خ ف ي
6 وَمَا ve şeyi
7 نُعْلِنُ açığa vurduğumuz ع ل ن
8 وَمَا ve
9 يَخْفَىٰ gizli kalmaz خ ف ي
10 عَلَى
11 اللَّهِ Allah’a
12 مِنْ hiçbir
13 شَيْءٍ şey ش ي ا
14 فِي
15 الْأَرْضِ yerde ا ر ض
16 وَلَا ve ne de
17 فِي
18 السَّمَاءِ gökte س م و

رَبَّـنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ 

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي ’dır. 
İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  تَعْلَمُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  نُخْف۪ي ‘dir. Aid zamir mahzuftur. Îrabtan mahalli yoktur.

نُخْف۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.

وَمَا نُعْلِنُ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

نُعْلِنُۜ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُخْف۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خفي ’dir. 

نُعْلِنُۜ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi علن ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ

 

Cümle, hal olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَخْفٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. عَلَى اللّٰهِ  car mecruru  يَخْفٰى  fiiline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  شَيْءٍ  lafzen mecrur,  يَخْفٰى  fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  شَيْءٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.

لَا  zaid harftir.  لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. فِي السَّمَٓاءِ  car mecruru atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim). Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 
 

 

رَبَّـنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ 

 

Ayet, tekid için gelmiş istînâfiyyedir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif  sanatı vardır. 

Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin Allah Teâlâ’ya yakın olma isteğini, رَبَّنَا  izafeti, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini ve onun rahmetine duyduğu ihtiyacın derecesini gösterir.

Nidanın cevabı olan  اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümle haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberidir. Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, etmiştir.

تَعْلَمُ  fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  نُخْف۪ي  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İkinci ism-i mevsûl ve aynı üslupta gelen sılası önceki mevsûle atfedilmiştir. 

نُخْف۪ي - نُعْلِنُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid, bazen mütekellimin habere olan kesin inancını ifade etmek üzere gelir; ayette Hz. İbrahim'in Rabbine seslenişi aktarılmaktadır. Bu ifadesinde İbrahim Peygamber, her şeyden haberdar olan Rabbine hitap ederken durum zahiren ibtidaî haberi gerektirdiği halde tekid edatı kullanmış, haberi talebî formda aktarmıştır. Ancak söz konusu ifadede tekid, muhatabı ikna etmek üzere değil mütekellimin bu husustaki inancının kesinliğini yansıtmak üzere gelmiştir. Bu anlamda muktezâ-yı zâhire uygun gelmeyen haber, muktezâ-yı hale uygun olmaktadır. (Nida Sultan Çelikkaya ,Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Ayette, "gizlediğimizi" kelimesinin, "açıkladığımızı" kelimesinden önce zikredilmesi, Allah'ın (c.c) ilmine göre ikisinin bir olduğunu en anlamlı veçhile tespit etmek içindir. Sanki Allah'ın (c.c) ilmi, açıktan önce gizliye taalluk etmektedir. Yahut sır ve gizlilik mertebesi, açık mertebesinden önce olduğu için gizli, önce zikredilmiştir. Zira açığa vurulacak her şey, mutlaka ondan önce gizlidir. Bu itibarla Allah'ın (c.c) ilminin birinci haline taalluk etmesi, ikinci haline taalluk etmesinden öncedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ

 

وَ ‘la gelen cümle, haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümle haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)   

İstiğrak harfi  مِنْ ’in dahil olduğu  شَيْءٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Kelimeye “hiçbir” manası katmıştır. Bilindiği gibi menfi siyakta nekre umum ifade eder.

فِي الْاَرْضِ  car mecruru  شَيْءٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَلَا فِي السَّمَٓاءِ  nefîy harfinin tekrar edilmesi hiç bir şeyin hiç bir yerde gizli kalmayacağını tekit etmektedir.

فِي السَّمَٓاءِ , car-mecruru فِي الْاَرْضِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camia tezattır.

فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ  ifadesindeki  فِي  harflerinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü ve sema hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya ve sema, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ve gökyüzü ile buralarda bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

تَعْلَمُ - مَا يَخْفٰى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

نُخْف۪ي - مَا يَخْفٰى  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

اِنَّكَ تَعْلَمُ  ile  اللّٰهِ  arasında muhataptan gâibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâğatı İltifat Sanatı)

الْاَرْضِ  ile  السَّمَٓاءِ  lafızları arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.

Bu, “Gaybın alimi olan Allah’a, herhangi bir yerde herhangi bir şey saklı kalmaz” demektir. مِنْ شَيْءٍ ’in…. Ifadesindeki  مِنْ , istiğrak ifade edip, buna göre sanki, “Allah’a, hiçbir şey saklı kalmaz” denilmek istenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yerin, gökten önce zikredilmesi, bize yakınlık itibarıyladır ki, bu, bizim ilmimize göre farklılık gerektirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 
İbrahim Sûresi 39. Ayet

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ  ٣٩


“Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الْحَمْدُ hamdolsun ح م د
2 لِلَّهِ Allah’a
3 الَّذِي
4 وَهَبَ lutfeden و ه ب
5 لِي bana
6 عَلَى
7 الْكِبَرِ ihtiyarlık çağımda ك ب ر
8 إِسْمَاعِيلَ İsma’il’i
9 وَإِسْحَاقَ ve İshak’ı
10 إِنَّ şüphesiz
11 رَبِّي Rabbim ر ب ب
12 لَسَمِيعُ işitendir س م ع
13 الدُّعَاءِ du’ayı د ع و

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ 

 

İsim cümlesidir.  اَلْحَمْدُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  لِلّٰهِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ ’dir. Aid zamir هو ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

وَهَبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  ل۪ي  car mecruru  وَهَبَ  fiiline mütealliktir. عَلَى الْكِبَرِ  car mecruru mütekellim  ي ‘nın mahzuf haline mütealliktir.  اِسْمٰع۪يلَ  mef’ûlun bih olup, fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِسْحٰقَ  kelimesi atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)


اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبّ۪ي  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzhalakadır. سَم۪يعُ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. الدُّعَٓاءِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

سَم۪يعُ  ismi mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Hz. İbrahim’in duasının devamıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümle haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car-mecrur  لِلّٰهِ , mahzuf habere mütealliktir. اَلْحَمْدُ  müsnedün ileyhtir. 

İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meani İlmi)

Lafza-i celâl için sıfat konumunda olan müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sılası olan  وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ   cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Sıfatın ism-i mevsûlle gelmesi tazim ifadesinin yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.

عَلَى الْكِبَرِ  ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. İhtiyarlık, bir nesneyi tamamiyle ihata eden şeye benzetilmiştir. Sanki Hz.İbrahim, ihtiyarlıkla sarılıp sarmalanmıştır. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

[Bana, ihtiyarlığıma rağmen bağışlayan Allah’a hamd olsun] yani ben yaşlanmışken ve çocuktan ümit kesmişken bana veren Allah’a demektir. Bağışı yaşlılıkla kayıtlaması nimeti büyütmek ve ondaki mucizeyi ön plana çıkarmak içindir.

Hibe edilenlerin İshak ve İsmail olarak sayılması taksim sanatıdır. Bu iki kelime arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اَلْحَمْدُ - الدُّعَٓاءِ - وَهَبَ  arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada ihtiyarlık kaydının zikredilmesi nimeti tazim, etmek ve şükrünü izhar etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Burada gelen ism-i mevsûlde hamdin kime yapılması gerektiğine ima vardır. عَلَى الْكِبَرِ  ifadesindeki  عَلى  harfi mecazî istila ifade eder,  مَعَ  manasındadır. Yani hali buna uygun olmamasına rağmen Allah vermiştir, manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  


اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ

 

Hz. İbrahim’in duasına dahil olan cümle, istînâfiyye olarak gelmiştir. اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümle haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

رَبّ۪ي  izafeti  اِنَّ ’nin ismi, سَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ  haberidir.

Veciz ifade kastına matuf müsnedün ileyh konumundaki  رَبّ۪ي  izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, Hz. İbrahim’e şeref ifadesinin yanında onun Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle birden fazla tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنَّ  cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade cümlenin taşıdığı hükümdür.  (Süyûtî, el-İtkan, İtkan, c. 2, s. 176)

Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234)

السَّمِيعُ ; kinaye olarak istenen şeyi kabul etti demektir. Mübalağa veya sıfat-ı müşebbehe sıygasında gelerek O’nun şanının bu olduğuna ve bunun çok tekrarlandığına delalet etmiştir. Bunun Allah Teâlâ’nın zâtî sıfatı olduğunuda ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ  [Şüphesiz Rabbim elbette duayı işitendir] yani kabul edendir,  لَسَم۪يعُ  kelimesi fiil gibi amel eden mübalağa kalıbındandır, mef’ûlüne yahut failine muzâftır. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

İbrahim (a.s) o duayı açık ve net olarak değil de kapalı ve rumuzlu bir biçimde yapınca, [Çünkü benim Rabbim, duayı elbette işitir] demiştir. Yani, “O, ister ben onu açıkça belirteyim isterse belirtmeyeyim maksadımı bilendir” demektir. “Duayı işitendir” ifadesi, melik, bir kimsenin sözüne değer verip onu kabul ettiği zaman söylenilen “Kral, falancanın sözünü duydu, dinledi” deyiminden alınmıştır. “Allah, kendisine hamdedeni duydu, (kabul etti)” ifadesi de böyledir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

 
İbrahim Sûresi 40. Ayet

رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّـنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ  ٤٠


“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبِّ Rabbim ر ب ب
2 اجْعَلْنِي beni kıl ج ع ل
3 مُقِيمَ kılanlardan ق و م
4 الصَّلَاةِ namazı ص ل و
5 وَمِنْ ve
6 ذُرِّيَّتِي zürriyetimi ذ ر ر
7 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
8 وَتَقَبَّلْ kabul buyur ق ب ل
9 دُعَاءِ du’amı د ع و

رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ 

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ ‘dir.

اجْعَلْن۪ي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamir  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مُق۪يمَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  الصَّلٰوةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْ ذُرِّيَّت۪ي  atıf harfi  وَ ‘la  اجْعَلْن۪ي ‘deki mütekellim zamirine matuf olup, onun mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri, اجعلني مقيم الصلاة وبعضا من ذريّتي  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 رَبَّـنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  تَقَبَّلْ مِنَّا  ‘dir.

تَقَبَّلْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. دُعَٓاءِ  mef’ûlun bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. 

تَقَبَّلْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  قبل ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

مُق۪يمَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّـنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Münadadaki mütekellim zamirinin ve nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kesra muzâfun ileyhten ivazdır.

Nidanın cevabı olan   اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İtiraziyye olan  رَبَّـنَا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır.

رَبِّ  hitabından sonra bu bu cümlede  رَبَّـنَٓا  hitabıyla cemi mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.

Veciz ifade kastına matuf münada konumundaki  رَبَّـنَا  ve  رَبِّ  izafetlerinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, Hz. İbrahim’e şeref ifadesinin yanında onun Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.

Nidanın cevabına matuf olan  وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ  cümlesi de aynı üsluptadır. Cümleler arasında inşâî olmak bakımından mutabakat vardır. Atıf  sebebi hükümde ortaklıktır.

Ayetteki iki cümle de emir üslubunda olmasına karşın, emir anlamından çıkarak dua manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

دُعَٓاءِ  kelimesinin sonundaki kesra, mahzuf muzafun ileyhten ivazdır.

Ayette duaya geri dönüş vardır. Bu şekilde önceki konuya geri dönüş üslubuna istidrat sanatı denir.

Ayetin başındaki ifadenin takdiri, “Ya Rabbi, zürriyetimin bir kısmını da böyle yap” şeklindedir. Çünkü  …مِنْ ذُرِّيَّت۪ي  ifadesindeki  مِنْ , kısmîlik içindir. Hz.İbrahim, bu kısmîliği ve ba’ziyeti, Cenab-ı Hakk’ın ona zürriyeti içinde bir grup kâfirin bulunacağını bildirmesiyle öğrenmişti ki bu da Cenab-ı Hakk’ın, “Zalimler ahdime eremez” (Bakara, 124) buyruğudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb - Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ  [Zürriyetimden de] sözü  اجْعَلْن۪ي ‘deki mansub zamire matuftur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Buradaki emir fiiller  تَقَبَّلْ  [Kabul et] ve  اجْعَلْن۪ي  [Ver] dua manasındadırlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Ayette, "رَبِّ" denilmesi, bu konuda asıl önderin kendisi olduğunu, neslinin ise kendisinin tabileri olduklarını ve onların zikrinin kendisinin münasebetiyle olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

İbrahim Sûresi 41. Ayet

رَبَّـنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟  ٤١


“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
2 اغْفِرْ bağışla غ ف ر
3 لِي beni
4 وَلِوَالِدَيَّ anamı-babamı و ل د
5 وَلِلْمُؤْمِنِينَ ve mü’minleri ا م ن
6 يَوْمَ gün ي و م
7 يَقُومُ görüleceği ق و م
8 الْحِسَابُ hesabın ح س ب

رَبَّـنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ ‘dir.

اغْفِرْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  ل۪ي  car mecruru  اغْفِرْ  fiiline mütealliktir. لِوَالِدَيَّ  car mecruru atıf harfi  وَ  ile makabline matuf olup, اغْفِرْ  fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri  يَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لِلْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  اغْفِرْ  fiiline müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. يَوْمَ   zaman zarfı  اغْفِرْ  fiiline mütealliktir. يَقُومُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَقُومُ  damme ile merfû muzari fiildir.  الْحِسَابُ  fail olup damme ile merfûdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُؤْمِن۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَبَّـنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Hz. İbrahim’in duasının devamıdır. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif mütekellimin Allah Teâlâ’ya yakın olma isteğini,  رَبَّـنَا  izafeti, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini ve onun rahmetine duyduğu ihtiyacın derecesini gösterir.

Nidanın cevabı olan  اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir üslubunda gelmesine karşın, cümle emir anlamından çıkarak dua manasına gelmiştir. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

يَوْمَ  zaman zarfı  اغْفِرْ  fiiline mütealliktir. 

Muzâfun ileyh olarak mahallen mecrur olan  يَقُومُ الْحِسَابُ۟  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hz. İbrahim’in mağfiret edilmesini istediği kişileri, kendisi, ana-babası ve müminler şeklinde sayması taksim sanatıdır. 

يَقُومُ الحِسابُ  sözü  يَثْبُتُ /sabit olur demektir. Kıyam; sübut manasında müsteardır. Hesap yapmak, ayakta duran bir insana benzetilmiştir.  Çünkü kıyam hali insanın bir iş yaparkenki en kuvvetli halidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

İbrahim (a.s)’ın, يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟  [hesabın görüleceği gün] sözüyle ilgili olarak da şu iki açıklama yapılmıştır:

1) Bu ifadedeki  يَقُومُ  kelimesi “Bir kimsenin ayakları üzere durması, kaim olması” ifadesinden alınmıştır. Bunun böyle olduğunun delili, Arapların “Savaş, bacakları üzere kalktı, başladı ve kızıştı” deyimidir. Bunun bir benzeri de Arapların,  قامَتْ اَلْحَرْبُ عَلَى سَاقِهَا (Aydınlattı, ışığı sabitleşti.) manasında olmak üzere, denilmesidir. Buna göre sanki güneş, ayağı üzerine kalkmış ve dikilmiş demektir.

2) الْحِسَابُ۟  kelimesinin,  يَقُومُ  fiilinin faili olması mecazî olup, esasen hesap verecek olan kimselerin kıyamı ve ayağa kalkması kastedilmiştir. Bu “şehre sor” (Yusuf. 82) ayeti gibidir. Yani, “Oranın halkına sor” demektir. Allah en iyisini bilendir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl - Keşşâf II. 567 ve Kur’an’daki Deyimler ve Zemahşeri’nin Keşşâf’ı - Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Daha çok dua maksadıyla okunan bu ayette, özelden genele doğru bir akış görülmektedir. Dua eden kişi, ilk olarak Allah’tan kendisinin, sonra ana-babasının ve arkasından bütün müminlerin hesap gününde affedilip bağışlanmalarını ister. Oysa ki ayetteki ‘’bütün müminler’’ ifadesi tek tek zikredilenlerin hepsini kapsamaktadır. Demek oluyor ki bunda başka bir amaç vardır. Dua edenin amacı salt sözü uzatmak (ıtnâb) değil, bu yolla Allah huzurunda daha uzun bir süre durmak ve bundan manevi bir zevk almaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

İbrahim Sûresi 42. Ayet

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ  ٤٢


Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَحْسَبَنَّ sanma ح س ب
3 اللَّهَ Allah’ı
4 غَافِلًا gafil غ ف ل
5 عَمَّا şeylerden
6 يَعْمَلُ yaptığı ع م ل
7 الظَّالِمُونَ zalimlerin ظ ل م
8 إِنَّمَا muhakkak O
9 يُؤَخِّرُهُمْ ertelemektedir ا خ ر
10 لِيَوْمٍ bir güne ي و م
11 تَشْخَصُ (dehşetten) donup kalacağı ش خ ص
12 فِيهِ onda
13 الْأَبْصَارُ gözlerin ب ص ر

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” şeklinde çevirdiğimiz cümledeki zalimler –kavram olarak– Hz. Peygamber zamanının müşriklerini de içine almaktadır. Nitekim Lokmân aleyhisselâm da şirkin büyük bir zulüm olduğunu ifade etmiştir (Lokmân 31/13). Bununla birlikte müşriklerin dışındaki zalimleri de kapsamasına bir engel yoktur. Bu sebeple bazı müfessirler bu âyetin mazlumlar için bir teselli, zalimler için bir tehdit ifade ettiğini söylemişlerdir (Râzî, XIX, 141; İbn Âşûr, XIII, 246). Allah Teâlâ’nın, zalimleri yaptıklarından dolayı hemen cezalandırmayıp onlara mühlet vermesi, zalimin yaptıklarından habersiz veya zulme razı olduğu yahut zalimi cezalandırmaktan âciz bulunduğu için değil, onlara tövbe etme imkânı tanımak, tövbe etmedikleri takdirde âhirette gereken cezayı vermek içindir. Nitekim âyetler zalimlerin âhiretteki durumlarını tasvir etmekte ve oradaki cezanın daha şiddetli olacağını göstermektedir. 

Kaynak :Kuran Yolu Tefsiri

شخص Şehase : شَخْصٌ Ayakta duran bir insanın uzaktan görülen karaltısıdır. Kuran-ı Kerim’de de geçen ismi faili شَاخِصَةٌ kelimesi ise hareketsiz/sabit/dona kalan demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şahıs, eşhas, şahsiyet, teşhis ve müşahhastır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَحْسَبَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. 

اللّٰهَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  غَافِلاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَا ve masdar-ı müevvel  عَنْ  harf-i ceriyle  غَافِلاً ‘e mütealliktir. 

يَعْمَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. الظَّالِمُونَ  fail olup, ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَافِلاً ; sülâsî mücerredi  غفل  olan fiilin ism-i failidir.

الظَّالِمُونَ  ; sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ

 

Fiil cümlesidir. اِنَّمَا , kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا  harfidir.  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.

يُؤَخِّرُهُمْ  damme ile merfû muzari fiildir.  Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  لِيَوْمٍ  car mecruru  يُؤَخِّرُ  fiiline mütealliktir. تَشْخَصُ ف۪يهِ  cümlesi,  يَوْمٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

تَشْخَصُ  damme ile merfû muzari fiildir.  ف۪يهِ  car mecruru  تَشْخَصُ  fiiline mütealliktir.  الْاَبْصَارُ  fail olup damme ile merfûdur. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُؤَخِّرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  أخر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Nun-i sakile ile tekit edilmiş, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3) 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl başındaki harf-i cerle  غَافِلاً ‘e mütealliktir. Sılası olan   يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ , hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Mef’ûl olan  غَافِلاً  kelimesindeki nekrelik, tahkir ve nev ifade eder.

غَافِلاً -  تَحْسَبَنَّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Bu söz, zahiri itibarıyla Hazret-i Peygamber’e yöneltilmiş bir hitap ise de, gerçekte ümmetine yapılmış olan bir hitaptır. Süfyân İbn Uyeyne’nin: “Bu, mazlum için bir teselli, zalim içinse bir tehdittir” dediği rivayet edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayet, Resulullah (s.a.v) için teselli, kuvvetli bir vaat ve kâfirlerle diğer zalimler için de pek ağır bir ceza vaîdidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu nehiy yasaklanan şeyin zıddını doğrulamak manasında kinayedir. Çünkü onlara mühlet vermek ve cezalarını geciktirmek, insanların yaptıklarından habersiz birinin durumuna benzer. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  


 اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.

Kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş fiil cümlesidir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İki tekit hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır.  يُؤَخِّرُهُمْ  maksur/sıfat,  لِيَوْمٍ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. 

Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf; sıfat denilen vasfın, mevsûftan başkasında bulunmamasıdır. Yani, onların ertelenmesi sadece o gün içindir. Başka hiçbir şey için değildir.

اِنَّـمَٓا  ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِيَوْمٍ ’ in nekreliği, tazim ifade eder. O günü yüceltmek içindir. 

تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ  cümlesi  يَوْمٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

Sıfat cümlesinde car mecrurun takdimi söz konusudur.  ف۪يهِ , siyaktaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.

ف۪يهِ  car-mecrurundaki  لِيَوْمٍ ’e aid zamire dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen gün, mazruf mesabesindedir. Kıyamet gününün korkunçluğunu mübalağa için bu harf kullanılmıştır. O günde yaşananlar, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. 

İbn Abbâs der ki: O gün insanların gözleri aşırı hayret ve şaşkınlıktan dolayı havaya (boşluğa) doğru bakacaklar ve keskin bir bakış ile bakamayacaklardır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

الأبْصارِ  kelimesindeki elif-lam umum içindir. İnsanların gözleri, gördüklerinin dehşetinden ona bakar ve zalimlerin korkunç hallerine şahit olurlar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Günün Mesajı
Bu sayfadaki 35-41 ayetleri Hz. İbrahim'in as dualarıdır. Bu güzel dua ayetlerini ezberleyip namazlarımızda veya namazlarımızdan sonra dua olarak okuyalım.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Celalettin Vatandaş: Hz. Muhammed (sav)’in Hayatı ve İslam Daveti kitabından alıntı:

[[Ayetlerde namaz emri verilirken veya namaz kılanlar övülürken ‘salat edin/edenler’ değil, ‘salatı ikame edin/edenler’ ifadesi geçmektedir. Bu iki ifade arasında önemli anlam farklılığı vardır. ‘Kılmak’ emredilen, isteneni yapmak manasına gelirken, ‘ikame etmek’ o ibadetle amaçlananları gerçekleştirmek manasındadır. İkame etmek, maddi ve manevi, bireysel ve toplumsal hedeflerin gözetilmesini ve gereklerinin yerine getirilmesini kapsamaktadır. Namazın ikame edilmesi iki temel özelliğin yerine getirilmesini gerektirmektedir. Birincisi; namazın doğrudan biçimiyle ilgili yani vakit, temizlik, örtünmek, kıble, niyet, tekbir, kıyam, kıraat, rükû, sücût, secde gibi ‘kılınış’ şartlarına uymayı ifade etmektedir. Ancak bu namazın ikamesinin sadece bir kısmıdır. Namazın ikâme edilmesinin gerektirdiği ikinci kısmı ise tevhidî anlamıyla, manevi derinliğiyle, ahlaki boyutuyla ilgilidir. Bu özellikler yerine gelirse ancak o zaman namaz ikame edilmiş olur.”]]

Ey gizlediğimizi de, açıkladığımızı da bilen Allahım! Bizi hz. İbrahim (as)’ın duasına kat.

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!”

Ey Kabe’nin sahibi olan Allahım! Bizi namazın kıymetini bilenlerden, namazı sevenlerden ve severek ikame edenlerden eyle. Namazın yalnız görünen şartlarına değil, görünmeyen şartlarına da özen gösterenlerden olmamızı nasip et.

Ey bize sayısız nimetler veren Allahım! Namazın kendisinde gizlenmiş her güzelliğine, her nimetine kavuşmamızda yardımcımız ol. Bizi; namazı, Senin huzurunda olduğunu idrak ederek ikame edenlerden eyle. Namaz; evimizin bereketi, gönlümüzün huzuru, gözümüzün nuru, yüzümüzün güzelliği ve maddi manevi her türlü şifamız olsun.

Ey Rabbimiz! Dualarımızı ve namazlarımızı kabul et!

Amin.

***

İstediklerine kavuşmak lezzetlidir. Kavuşana kadar geçen süre çetrefillidir. Beklemek bazen kısa, bazen ise uzun sürelidir. Bu süreçte olasılıklar hesaplanır, bilinmezliklerden korkulur ve çeşitli sözler verilir. Allah’a müteşekkir bir kul olacaktır.

Ancak insan nankördür. Elindeki nimetin nereden geldiğini yani her şeyin asıl sahibini unutur. Belki şeytan, belki de nefsinin vesveselerine dalarak aklını karıştırır. Sevdiği nimetin karşısına oturur: ‘beni seçtiğin için teşekkür ederim!’ der. 

Ancak insan kibirlidir. İstediğine kavuştuğu zaman gözlerinde bir gurur pırıltısı yeşerir. ‘Nasıl yaptın?’ sorusu soruldukça sadece kendi başarısı olduğuna inanır. ‘Ben yaptım’ havasına bürünür ve anlattıkça anlatır. Artık sadece sebeplerle meşguldur.

Allah’a iman ile aydınlanan kul ise durur. İstediğine; eşine, işine, çocuğuna, dostuna, sağlığına yani aklına gelecek herhangi bir güzelliğe kavuştuğunda düşünür. Kendisinin ve nimetlerin asıl sahibi olan Allah’ı şükür ile zikreder.

Nimeti veren ve sebepleri vesile kılan Allah’a hamd ile meşgul olur. Ben’likten ve nimete aşırı bağlılıktan uzaklaşarak Allah’ın izniyle zorlukları kolaylaştıran -Allah’ın sınırlarını ihlal etmeyen- sebeplerin bilgisini başkalarına yardımcı olmak umuduyla paylaşır. 

Ey Allahım! Dualarımızı işitensin, gönüllerimizi ferahlatansın ve istediklerimizi verensin. Kalbimizi, zihnimizi, uzuvlarımızı ve amellerimizi; inkar ve kibir hastalıklarından muhafaza buyur. Bizi istediklerine kavuştuğunda şükür etmesini ve kavuşmadığında Sana güvenmesini bilenlerden eyle. Umduğuna kavuştuğunda; kendinden, verilen nimetten ve vesile kılınan sebeplerden önce Seni hatırlayanlardan ve Sana koşanlardan eyle. Korkusu, hüznü, kızgınlığı gibi mutluluğunu da Seninle paylaşanlardan eyle. Bedeniyle ve kalbiyle Sana secde edenlerden ve yine samimi bir secde halindeyken canını teslim edip Senin rahmetine kavuşanlardan eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji