15 Nisan 2024
Bakara Sûresi 231-233 (36. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 231. Ayet

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۖ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَاراً لِتَعْتَدُواۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ وَلَا تَتَّخِذُٓوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُواًۘ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمَٓا اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟  ٢٣١


Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا zaman
2 طَلَّقْتُمُ boşadığınız ط ل ق
3 النِّسَاءَ kadınları ن س و
4 فَبَلَغْنَ ulaştıklarında ب ل غ
5 أَجَلَهُنَّ (iddetlerinin) sonuna ا ج ل
6 فَأَمْسِكُوهُنَّ ya onları tutun م س ك
7 بِمَعْرُوفٍ iyilikle ع ر ف
8 أَوْ ya da
9 سَرِّحُوهُنَّ bırakın س ر ح
10 بِمَعْرُوفٍ iyilikle ع ر ف
11 وَلَا
12 تُمْسِكُوهُنَّ onları (yanınızda) tutmayın م س ك
13 ضِرَارًا zarar vermek için ض ر ر
14 لِتَعْتَدُوا haklarına tecavüz edip ع د و
15 وَمَنْ kim
16 يَفْعَلْ yaparsa ف ع ل
17 ذَٰلِكَ bunu
18 فَقَدْ muhakkak
19 ظَلَمَ zulmetmiştir ظ ل م
20 نَفْسَهُ kendine ن ف س
21 وَلَا
22 تَتَّخِذُوا edinmeyin ا خ ذ
23 ايَاتِ ayetlerini ا ي ي
24 اللَّهِ Allah’ın
25 هُزُوًا eğlence ه ز ا
26 وَاذْكُرُوا düşünün ذ ك ر
27 نِعْمَتَ ni’metini ن ع م
28 اللَّهِ Allah’ın
29 عَلَيْكُمْ size olan
30 وَمَا
31 أَنْزَلَ indirdiklerini ن ز ل
32 عَلَيْكُمْ size
33 مِنَ -tan
34 الْكِتَابِ Kitap- ك ت ب
35 وَالْحِكْمَةِ ve Hikmet(ten) ح ك م
36 يَعِظُكُمْ size öğüt vermek için و ع ظ
37 بِهِ onunla
38 وَاتَّقُوا ve korkun و ق ي
39 اللَّهَ Allah’tan
40 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
41 أَنَّ şüphesiz
42 اللَّهَ Allah
43 بِكُلِّ her ك ل ل
44 شَيْءٍ şeyi ش ي ا
45 عَلِيمٌ bilir ع ل م

Kur’ân’da bir tek emir sonrasında bu kadar uyarı gelen başka bir ayet daha yoktur.

Emredilen şey: ”....Sırf zulmetmek ve zarar vermek üzere onları tutmayın” dır.

Uyarı:

1-Kim böyle yaparsa şüphesiz kendisine zulmetmiş olur.

2-Allah’ın âyetlerini alaya almayın.

3-Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın.

4-Size nasihat vermek üzere indirilen kitabı ve hikmeti hatırlayın.

5-Allah’tan sakının.

6-Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Günümüzde boşanmalar sonrası erkekler tarafından gerçekleştirilen kadın cinayetleri bu ayetlerin anlaşılmaması ve kalbimize inmemiş olmasından mıdır ne dersiniz...

Ebû Hüreyre (ra) rivayet ediyor. Rasûlullah (sav) buyurdular ki:

Üç şey vardır ki, ciddisi de ciddî, şakası da ciddidir: Nikâh, boşama ve kişinin ric'i talakla boşadığı hanımına geri dönmesi.

Camiussağir - 3451

مسك Meseke :

إمْساكٌ  bir şeye yapışmak ve onu korumaktır. İstif'al babındaki إسْتَمْسَكَ formu bir şeye yapışmaya ve korumaya çalışmak demektir. Cimrilik kinaye yoluyla إمْساكٌ olarak adlandırılmıştır. Yiyecek ve içecekle ilgili kullanılan مُسْكَة sözcüğü ise kalan yaşamı tutacak/sürdürmeyi sağlayacak yiyecek ve içecektir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 27 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri misk, mis, imsak, misket ve Müge'dir.

(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)  

 

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۖ

 

Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup cevaba mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kesin olan durumlar için gelir. طَلَّقْتُمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

طَلَّقْتُمُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَلَغْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. اَجَلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

اَمْسِكُو  fiili  ن ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِمَعْرُوفٍ  car mecruru اَمْسِكُو ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متلبسين بمعروف (bilgiyle kuşanmış halde) şeklindedir. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. سَرِّحُو  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِمَعْرُوفٍ  car mecruru, سَرِّحُو  ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir.

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a)(إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b)(إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

طَلَّقْتُمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  طلق ’ dır. 

سَرِّحُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سرح  ‘dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اَمْسِكُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  مسك ’ dir. 

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مَعْرُوفٍ  , sülâsi mücerredi  عرف  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür. 


  وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَاراً لِتَعْتَدُواۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُمْسِكُو  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ضِرَارًا  sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur. Yani; لأجل الضرار  demektir. 

لِ  harfi, تَعْتَدُواۚ  fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, لِ  harfi ceriyle  ضِرَارًا ’ e mütealliktir. 

تَعْتَدُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُمْسِكُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  مسك ’ dir. 

تَعْتَدُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عدو ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ

 

İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir. يَفْعَلْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. İşaret ismi ذٰلِكَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildirir, ك  ise muhatap zamiridir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

ظَلَمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. نَفْسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 وَلَا تَتَّخِذُٓوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُواًۘ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمَٓا اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَا  nehy harfi olup, olumsuz emir manasındadır. تَتَّخِذُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.

اٰيَاتِ  mef‘ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl, muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. هُزُوًاۘ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. اذْكُرُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. نِعْمَتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  نِعْمَتَ اللّٰهِ ’ nin mahzuf haline mütealliktir.

Müşterek ismi mevsûl  مَٓا  atıf harfi وَ ile نِعْمَتَ 'ye matuf olup, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir. مِنَ الْكِتَابِ  car mecruru  اَنْزَلَ  fiilinin mukadder mef’ûlunun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ما أنزله عليكم من الكتاب (Size kitap olarak indirdiği şey) şeklindedir. الْحِكْمَةِ  atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur. يَعِظُ  cümlesi, اَنْزَلَ ‘ deki failin veya mefûlun hali olarak mahallen mansubdur. 

يَعِظُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪  car mecruru  يَعِظُ  fiiline mütealliktir. 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَتَّخِذُٓوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’ dir.

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’ dir.


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اتَّقُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. بِكُلِّ  car mecruru  عَل۪يمٌ۟ ’ e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَل۪يمٌ۟  kelimesi , اَنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

عَل۪يمٌ۟  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۖ

 

وَ ,istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir.  اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi  طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki  فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile şart cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ف  harfi, takibiyye için gelmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1486) 

فَ  karinesiyle gelen cevap  فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üsluptaki  اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۖ  cümlesi, cevap cümlesine, muhayyerlik ifade eden اَوْ  atıf harfi ile atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اَوْ  edatı metin içerisinde çoğunlukla bu anlam ilişkisini ifade eder. İki veya daha fazla seçenek arasında muhatabın bunlardan yalnız birini tercih etmesi için kullanılır. Tahyîr, haber cümlelerinde değil de inşâ (dilek) cümlelerinde görülür. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)

اَمْسِكُوهُنَّ - سَرِّحُوهُنَّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ  cümlesiyle  سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Önemine binaen  بِمَعْرُوفٍۖ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ [... onlar da iddetlerini bitirdiklerinde] yani ‘’iddetlerinin sonuna ulaşıp, iddetin nihai sınırına yaklaştıklarında…’’ demektir. Ecel [iddet], bütün bir süreye ve sürenin sonuna denk düşen isimdir; insanın ömrüne ecel dendiği gibi, bu ömrün son bulduğu ölüme de ecel denir. غَايَة [nihai sınır] ve اَلْاَمَدَ  [son] kelimeleri de bunun gibidir. Nahiv alimleri:  مِن  ibtidaî gaye (en başından itibaren), إلى  ise intihaî gaye (en son) içindir” derler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ  ifadesi,‘’iddetlerinin sona ermesine yaklaştıklarında’’ demektir. Bu cümlede iddet süresinin tümüne verilen isim, ekserisine verilmiştir. Bu, mecâz-ı mürseldir. Zira iddetin tümü sona ermiş olursa, kocanın kadını tut­ması mümkün değildir. Halbuki Yüce Allah, [onları iyilikle tutun,] buyuruyor. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

اَجَلَ  kelimesi, müddet anlamında kullanıldığı gibi, müddetin sonu anlamında da kullanılır. Burada ecel, iddetin sonu demektir. بَلَغْ  kelimesi de, bir şeye vâsıl olmak anlamındadır. Bazen manası genişletilerek (mecaz olarak) yaklaşmak anlamında da kullanılır. Burada kastedilen mana da budur. Çünkü, iddet müddeti sona erdikten sonra kadını tutmak dinen mümkün değildir. Yani rec'î (tekrar dönme imkânı bulunan) talakla boşanmış kadınlara, iddetleri sona yaklaştığında, kendilerine zarar vermeden evliliğin devam etmesi istenebilir veya bu kadınlar süreleri sona erinceye kadar iyilikle kendi hallerine bırakılır. Görüldüğü üzere ayette ifade edilen bu hüküm, bir şekilde eski evlilik hükmünü iade etmektedir. Bu da, evliliğin mümkün mertebe muhafaza edilmesi gereğinin bir ifadesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

طلاق ,  Arapçada mutlak “kayıtsız şartsız” demektir. طَلَّق  fiili burada istiare olarak boşamak manasındadır. Nikâh akdi kadını bağlayan bir bağa benzetilmiş, talak da o bağın çözülmesi, serbest bırakılması gibi anlam ifade ederek, meknî istiare olmuştur.

اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ [Kadınları boşadığınız zaman] ifadesi,‘’eşlerinizi boşadığınızda’’ demektir. Buradaki elif-lam izafet yerine gelmiştir. فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ [Ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit] ifadesi,’’iddetlerini doldurmaya yaklaştıklarında’’ demektir. Ecel, bir şeye süre olarak belirlenen müddettir. بَلَغْ ; ulaşmak, yaklaşmak anlamındadır. فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ [Ya onları iyilikle tutun.] ifadesi; akılların alışkın olduğu, nefislerin aşina olduğu şekilde onlara iyilikle dönün demektir. İyiliğin zıddı kötülüktür. Kötülük; akılların hoşlanmadığı, örf ve âdet bakımından nefislerin çirkin gördüğü şeylerdir. Burada kastedilen iyi geçimdir. Bir görüşe göre hediyedir. Bir görüşe göre fazlaca mehir vermektir. سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ  [Yahut iyilikle bırakın.] Yani iddet süreleri dolana kadar onları bırakın demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

بلغ  bir şeye ulaşmaktır, mecazen bir şeye yaklaşmaya da denir. Ayetten murad edilen de odur. O zaman [onları iyilikle tutun, yahut iyilikle salıverin] hükmünün ona bağlanması sahih olur. Çünkü süre bittikten sonra tutmak yoktur. (Beyzâvî, Envârü’t -Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl) 


 وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَاراً لِتَعْتَدُواۚ

 

Cümle, atıf harfi   وَ ‘la … فَاَمْسِكُوهُنَّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır. 

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede  ضِرَارًا  mef’ûl-i lieclihdir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

ضِرَاراً ‘daki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  تَعْتَدُوا  cümlesi, mecrur mahalde olup  ضِرَارًا ’ e mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Buradaki الضرار  kelimesinden maksat, kötü muameledir, kadının nafakasını kısmaktır. [zarar vermeniz için] buyruğundan kasıt da; “Onlara zarar vermeyin!’’ demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ


 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  يَفْعَلْ ذٰلِكَ , şarttır. Şart ismi  مَنْ  mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَفْعَلْ ذٰلِكَ  cümlesi haberdir. 

Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede mef’ûlün işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenin önemini vurgulamış ve tahkir ifade etmiştir. İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterir.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ‘yle Allah’ın yasakladığı duruma işaret edilmiştir.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ  , tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş faide-i haber talebî kelamdır. Cevap cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek olayın vukuunun kesinliğine işaret etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda faide-i haber talebî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لَا تُمْسِكُوهُنَّ - اَمْسِكُوهُنَّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve tıbâk-ı selb sanatları vardır.

ظَلَمَ - ضِرَاراً - لِتَعْتَدُواۚ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


وَلَا تَتَّخِذُٓوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُواًۘ

 

 وَ , istînâfiyye, لَا , nahiyedir. Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

اٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde ayetlerin lafza-i celâle muzâf olması ayetlere tazim ve teşrif ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

هُزُواً  mef’ûl olarak mansubdur. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. 

Allah'ın ayetlerini eğlence edinmemek emrinden, zarar vermek için kadınları nikâh altında tutmamak emri de kastedilmiş olabilir. Çünkü, o kadınlara rağbet etmeden geri dönmek, Allah'ın (c.c) ayetlerinin zahiri ile amel etmek olur, hakikati ile amel etmek olmaz.İşte Allah'ın ayetlerini eğlence edinmenin bir manası da budur.

Bir görüşe göre de; bazıları kadınları nikahlıyor sonra da boşuyorlardı. Köleleri azat ediyor, sonra da: "- Ben öylece eğlenmek için yapıyordum" diyorlardı.

İşte bunlara cevap olarak ayetin bu kısmı nazil oldu. Bundan dolayıdır ki Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki ciddilikleri de şakaları da ciddi kabul edilir: Nikâh, talak (boşamak), azat etmek." (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Hak Teâlâ' nın buyruğu bir tehdittir. Tehdit de tekliflerden sonra zikredildiğinde, bu tehdit, başka bir şeyden dolayı değil, mükellefiyetleri terk etmeden dolayı olmuş olur.

Bil ki Allahu Teâlâ gerekli tehdidi belirterek, mükellefiyetleri yerine getirme konusunda insanları teşvik ettiği gibi, onlara çeşitli nimetlerini vereceğini söylemek ve hatırlatmak suretiyle de onları mükellefiyetleri işlemeye teşvik etmiş, bunları ilk önce kısaca zikretmeye başlayarak, "Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız." buyurmuştur. Bu, gerek dünyevi gerekse dinî bakımdan Allahu Teâlâ'nın kuluna lütfettiği nimetlerin hepsini içine alır. Allahu Teâlâ bu mücmel emrinden sonra, dinî nimetleri zikretmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

 

وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمَٓا اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ   

 

 

Atıf harfi,  وَ ’ la istînâfa atfedilmiştir. Emir üslubunda talebi inşai isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nehiy üslubundan emir üslubuna iltifat sanatı vardır.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَ اللّٰهِۜ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  نِعْمَتَ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Zamir makamında zahir ismin zikredilmesi tenbih ve ikazı artırmak içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

نِعْمَتَ ‘ ye matuf olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ  cümlesi,  الْحِكْمَةِ ’nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hatırlanması istenen şeylerin; Allah’ın nimeti, kitap ve hikmet olarak sıralanması taksim sanatıdır.

نِعْمَتَ - الْكِتَابِ - الْحِكْمَةِ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır. 

وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمَٓا اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُمْ بِه۪  [Allah'ın size ver­diği nimetini ve size indirdiği kitap ve sünneti hatırlayınız.]  Bu ayette hu­susi olan şey, umumi olan üzerine atfedilmiştir. Çünkü önce geçen nimet­ten maksat Allah'ın nimetleridir. Daha sonra onun üzerine atfedilen kitap ve sünnet ise bu nimetlerin bir kısmıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Ayette Kur’an'ın önce müphem olarak "O şey ki Allah, size onu indirdi" denmesi ve sonra o indirilen şeyin beyan edilmesi Kur’an için apaçık bir tazimdir. Ayette, Allah'ın (c.c) hatırlanmasını emir buyurduğu nimete Kur’an öncelikle dahil olduğu halde ayrıca zikre değer bulunması, Kur’an'ın şerefini göstermek ve insanları daha önce zikredilen hükümleri gözetmeye daha fazla teşvik etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟

 

وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi … وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اعْلَمُٓوا  kelimesinde irsad sanatı vardır.

اعْلَمُٓوا - عَل۪يمٌ۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan  اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟ , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِكُلِّ شَيْءٍ  car mecruru, ihtimam için amili olan  عَل۪يمٌ ‘a takdim edilmiştir. 

عَل۪يمٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

شَيْءٍ ‘deki tenvin, nev ve kesret ifade eder.

Muhatap olan müminlerin Allah’ın her şeyi hakkıyla bildiği konusunda şüpheleri olmadığı halde kelamın iki unsurla tekid edilmesi, müminlerin bu bilgiye göre yaşamadıkları için münkir yerine konmuş olmaları dolayısıyladır.

اللّٰهَ  lafzı ayette dört defa zikredilmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlerin zikrinde tecrîd sanatı vardır. Lafza-i celâlin teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma, korkuyu artırma ve hükmün illetini bildirme amacına matuf tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Her şeyi bilir] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Ya da tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in  birçok  suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟  [Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah her şeyi pek iyi bilmektedir.] Bu da te’kid ve tehdittir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وقي  fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. Bu bab; çaba göstermek ve talep etmek, tercih etmektir. (Yrd.Doç.Dr. Kadri Yıldırım, Sülâsî Mücerred Fillerin Mezid Olmakla Kazandıkları Yeni Anlamlar)

Bakara Sûresi 232. Ayet

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ ذٰلِكَ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ  ٢٣٢


Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ve zaman
2 طَلَّقْتُمُ boşadığınız ط ل ق
3 النِّسَاءَ kadınları ن س و
4 فَبَلَغْنَ ulaştıklarında ب ل غ
5 أَجَلَهُنَّ (iddetlerinin) sonuna ا ج ل
6 فَلَا
7 تَعْضُلُوهُنَّ engel olmayın ع ض ل
8 أَنْ
9 يَنْكِحْنَ evlenmelerine ن ك ح
10 أَزْوَاجَهُنَّ (eski) kocalarıyla ز و ج
11 إِذَا takdirde
12 تَرَاضَوْا anlaştıkları ر ض و
13 بَيْنَهُمْ kendi aralarında ب ي ن
14 بِالْمَعْرُوفِ güzelce ع ر ف
15 ذَٰلِكَ bu
16 يُوعَظُ verilen bir öğüttür و ع ظ
17 بِهِ onunla
18 مَنْ kimseye
19 كَانَ olan ك و ن
20 مِنْكُمْ içinizden
21 يُؤْمِنُ inanan ا م ن
22 بِاللَّهِ Allah’a
23 وَالْيَوْمِ ve gününe ي و م
24 الْاخِرِ ahiret ا خ ر
25 ذَٰلِكُمْ bu
26 أَزْكَىٰ daha iyi ز ك و
27 لَكُمْ sizin için
28 وَأَطْهَرُ ve daha temizdir ط ه ر
29 وَاللَّهُ Allah
30 يَعْلَمُ bilir ع ل م
31 وَأَنْتُمْ ve siz
32 لَا
33 تَعْلَمُونَ bilmezsiniz ع ل م

Kadının eş seçme hakkını koruyan ayettir. Dönüşü mümkün boşanmalar da iddet tamamlandıktan sonra yeni bir nikah sözleşmesi ancak kadının rızâsına bağlıdır.Kadın isterse eski eşiyle isterse yeni biriyle nikahlanabilir.

Makıl bin Yesar Boşanan kız kardeşinin eski kocasına dönmesine mani olmuş, ayet bunun üzerine inmiştir. (İbn Kesir)

Ayette esas dikkat çeken,” Bu ,İçinizden Allah’a ve ahiret gününe iman etmekte olan elleri kendi ile nasihat olunan bir emirdir” kısmıdır. Normalde Allah Bunu şunu yapmayın deyip devam edebilirdi. Ama Neredeyse “bunu yaparsanız Allah’a ve ahiret gününe imanınız yok demektir” diyor.

  Adale عضل :

  عَضَلَة (Kas) Sinirli her türlü sert et. Bu kelime mecazi olarak her türlü şiddetli engellemeler için kullanılır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sadece 2 kez geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli adaledir.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup cevaba mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kesin olan durumlar için gelir. طَلَّقْتُمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

طَلَّقْتُمُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَلَغْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. اَجَلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْضُلُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, takdir edilmiş  من  harfi ceriyle تَعْضُلُو  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَنْكِحْنَ  fiili  (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n - nisve olarak mahallen merfûdur. اَزْوَاجَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup cevaba mütealliktir. تَرَاضَوْا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَرَاضَوْا  mahzuf elif üzere mukadder damme ile merfû mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur.

بَيْنَ  mekân zarfı تَرَاضَوْا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالْمَعْرُوفِ  car mecruru  تَرَاضَوْا  fiiline mütealliktir. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)(إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)(إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

طَلَّقْتُمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  طلق ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

تَرَاضَوْا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındandır. Sülâsîsi رضو ’dır. 

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 مَعْرُوفِ , sülâsi mücerredi  عرف  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.

 

 ذٰلِكَ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. يُوعَظُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يُوعَظُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. بِه۪  car mecruru  يُوعَظُ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانَ مِنْكُمْ 'dür. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانَ ’ nin ismi müstetir olup takdiri  هُوَ ‘ dir. مِنْكُمْ  car mecruru  يُؤْمِنُ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ  cümlesi  كَانَ ’ nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

يُؤْمِنُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. بِاللّٰهِ  car mecruru  يُؤْمِنُ  fiiline mütealliktir. الْيَوْمِ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur. الْاٰخِرِ kelimesi  الْيَوْمِ ’ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

ذٰلِكَ يُوعَظُ بِه۪ [İşte bununla öğüt verilmektedir.] sözü, Hz. Peygamber (s.a.v)’ e hitaptır. Başka bir âyette  ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ (Talâk 65/2 âyetinde) ذٰلِكَ  değil de  ذٰلِكُمْ  ifadesi kullanılmıştır ve ondan önce zikredilenlere hitaptır. Bu ifadenin tekil için kullanılması da mümkündür. Çünkü kelimeden müfrede işaret anlaşılır. ذٰلِكُمْ kelimesinin sonundaki ekten onun tekil veya çoğul için kullanıldığı anlaşılmaz. Bu hâliyle  ذٰلِكُمْ  kelimesi sadece işaret anlamı taşır. بِه۪  ifadesindeki zamir  ذٰلِكَ kelimesine aittir ve kendisinden önce zikredilen şeylerin hepsine delâlet etse dahi tekildir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُؤْمِنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اَزْكٰى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. لَكُمْ  car mecruru اَزْكٰى ’ ya mütealliktir. اَطْهَرُ  atıf harfi  وَ ’ la  اَزْكٰى ’ ya matuf olup damme ile merfûdur. 

اَزْكٰى - اَطْهَرُ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَعۡلَمُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  

وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  أَنتُمۡ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا تَعۡلَمُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعۡلَمُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ

 

وَ istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

اِذا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir. 

 اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi  طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 Aynı üsluptaki  فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile şart cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 فَ  karinesiyle gelen  فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ  şeklindeki cevap cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

 Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

 Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَنْكِحْنَ  cümlesi, masdar teviliyle takdir edilmiş  من  harfi ceriyle  تَعْضُلُو  fiiline mütealliktir. 

 Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 

اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir.  اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

عدم العضل (Baskının olmaması) nın açıkladığı cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

طَلَّقْتُمُ  -  يَنْكِحْنَ - اَزْوَاجَهُنَّ  ve بَلَغْنَ - اَجَلَهُنَّ  gruplarındaki kelimeler arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır. 

طَلَّقْتُمُ - يَنْكِحْنَ  kelimeleri arasında ayrıca tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ  ibaresindeki  اَزْوَاجَهُنَّ  [onların eşleri] kelimesi boşanmış oldukları için veya ikinci bir yoruma göre henüz evlenmedikleri için, kevniyyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Zorlama fiili  عضل ’ den gelir. لَا تَعْضُلُو; zorlamayın, baskı yapmayın demektir. Türkçemizdeki adale (kas) kelimesi bu köktendir.

Bu ayetin başı bir önceki ayetin başı ile aynı gelmiştir. Reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır. Bu iki ayeti bir arada düşünmeliyiz. Önceki ayetin ardından bir emir gelmişti, burada ise nehiy gelmiş.

فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ ; iddetlerinin sona ermesine yaklaştıklarında demektir. Bu cümlede iddet süresinin tümüne verilen isim, ekserisine verilmiştir. Bu, mecâz-ı mürseldir. Zira iddetin tümü sona ermiş olursa kocanın kadını tut­ması mümkün değildir. Halbuki Yüce Allah onları iyilikle tutun, buyuruyor. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ [Kocalarıyla evlenmelerine…] Burada kocalarından maksat, kendilerini boşamış olan kocalardır. Bu ifade itibarî, yani geçmişteki durumları alakasıyla mecâz-ı mürsel olur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)

طلق ; serbest bırakmak demektir. Mutlak kelimesi buradandır. Arapçada mutlak “kayıtsız şartsız” demektir. طَلَّق  fiili burada istiare olarak boşamak manasındadır. Nikâh akdi kadını bağlayan bir bağa benzetilmiş. Talak da o bağın çözülmesi, serbest bırakılması gibidir. Meknî istiare vardır.

اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ [Kadınları boşadığınız zaman] ifadesi, ‘’eşlerinizi boşadığınızda’’ demektir. Buradaki elif-lam izafet yerine gelmiştir. فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ [Ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit] ifadesi iddetlerini doldurmaya yaklaştıklarında demektir. Ecel; bir şeye süre olarak belirlenen müddettir. بَلَغْ ; ulaşmak, yaklaşmak demektir.

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ [Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit…] ifadesi iddetlerini tamamladıkları zaman demektir. Burada bulûğ (ulaşma) kelimesi bitirme anlamında kullanılmıştır. Çünkü devamında nikâhtan bahsedilmektedir ki bu da ancak iddetin tamamlanması ile gerçekleşebilir. Birinci ayette ricat konusuna temas edilmiştir. Bu ayet ise iddet hakkındadır.

فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ [Onların [eski] kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın.] Önceki kocalarıyla evlenmelerine engel çıkarmayın. İmam Şâfiî şöyle demiştir: Bu ayet nikâhın kadınların sözüyle kıyılamayacağına en büyük delildir. Çünkü bu ayette Allah Teâlâ velilere onların evlenmelerine engel olmayı yasaklamıştır. Bu da evlenme konusunda velayetin velilere ait olduğunu gösterir. Biz ise şöyle deriz: Bilakis bu ayet kadının sözüyle nikâh kıyılabileceğine en büyük delildir. Çünkü burada [evlenmeleri] buyurularak evlenme fiili kadınlara nispet edilmiştir. Bu husus, Allah’a hamd olsun, gayet açık ve anlaşılırdır. Şöyle bir görüş de vardır: فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ [Onlara mani olmayın.] ifadesi eşlerini boşamış olan kocalara yönelik bir hitaptır. Yani boşadığınız kadınların istedikleri kişiyle evlenmelerine engel olmayın demektir.  (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) 

Bundan önceki ayette, kadınlara zarar vermek isteyen bazı insanların, boşanan kadınların bekledikleri müddetin sonuna geldiklerinde yaptıklarının hükmü anlatılmıştı. Bu ayette de bekleme müddeti sona erdiğinde onların yaptıklarının hükmü anlatılıyor. Ayetteki hitabın kimlere müteveccih olduğu konusunda üç ihtimal vardır:

1- Ayetteki hitap kadınların velileri için olabilir.

2- Ayetteki hitap kocalar için olabilir: Zira kadınları boşayan bazı erkekler, cahiliye hamiyeti ile kadınlara zulmederek başka kocalara varmalarına engel oluyorlardı.

3- Ayetteki hitap bütün insanlar için olabilir: Çünkü bazı insanların işlediği fiili, bütün insanlara isnad etmek yaygın bir üsluptur. Bunun anlamı, boşanma vukuunda kadınların karşılıklı rıza ile eski kocalarıyla evlenmelerine engel olunmasını önlemektir. Bu engel ister veliler, ister kocalar ve ister başkaları tarafından çıkarılmış olsun.

Bu manaya göre ayet, söz konusu evliliğe engel olmanın dindeki önemini ifade eder, ondan şiddetle sakındırır ve insanlar bu engellemeye karşı sessiz kaldıkları takdirde sonucu itibariyle bütün bir toplumdan sadır olmuş gibi kabul edildiğini bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

مَعْرُوفِ  kelimesi, hem şeriat hem de insanlar arasındaki geleneksel örfe göre güzel ve iyi demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بِالْمَعْرُوفِ  ifadesi Kur’an-ı Kerîm’de 19 yerde geçmiştir. Hepsi Allah’ın koyduğu hüküm ile alakalıdır. BAKARA/240. ayette (Kocası ölmüş kadının evde bir yıl kalması ile ilgili bir ayet)  من معروف  şeklinde geçmiştir. Bu şekildeki bir kullanım da sadece o ayette vardır. 


ذٰلِكَ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ  


Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ذٰلِكَ  mübteda,  يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ  cümlesi haberdir. 

Müsnedün ileyh olan işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكُمْ  ile Allah’ın emirlerine işaret edilerek önemi vurgulanmıştır. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)

Cümlede müsnedin  يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ  şeklinde muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiil gelerek yapılan amellerin zihinde canlanması sağlanmıştır.  

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

يُوعَظُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

يُوعَظُ  fiilinin naib-i faili konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası olan  كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ  cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَان ’nin haberi olan  يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ‘nin, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî  kelamdır.

Müsnedin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

بِاللّٰهِ  car mecruru  يُؤْمِنُ  fiiline mütealliktir. 

الْاٰخِرِ  kelimesi  بِاللّٰهِ ‘ye matuf olan  الْيَوْمِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

الْيَوْمِ الْاٰخِرِ ‘nin Allah lafzına atfı umumdan sonra husus babında itnâb sanatıdır.

ذالك  [işte bu]  işareti, buraya kadar açıklanan hükümler içindir. Hitap da, bundan sonraki hitap gibi ya bütün mükellefler ya da Resûlüllah (s.a.v) içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bakara Suresinde  ذالك….من كان منكم  buyurulmuşken, Talak/2 ayetinde ise  ذالكم …من كان يؤمن  gelmiştir. Burada son derece dakik izahatler vardır.

Bakara ayetinde, taklil ve teb’id ifade eden lafızlar tercih edilmiştir (ذالك  ve  من). Çünkü bu ayetin öncesinde talak verdiği eşlerine zulmeden, onlara verdikleri mehri geri almak için onlara baskı yapan kocaların değersizliğine vurgu yapılıyor. Talak ayetinde ise cemi muhatap zamiri  ذالكم  ve  منكم  yerine de  يؤمن  lafızları tercih edilmiştir. Burada hanımlarının mallarına tamah etmeyen zahidlerden bahsediliyor. Dolayısıyla azlık ifadesi olan bir durum yoktur. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni Min Ğaribi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 1489)


ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ


Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ذٰلِكُمْ  mübteda,  اَزْكٰى لَكُمْ , haberdir. 

Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكُمْ  ile Allah'ın koyduğu kurallara işaret edilmiştir.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman müşârun ileyhi  ذٰلِكَ  ile kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber, başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, S. 190)

Müsned olan  اَزْكٰى ve ona temasül nedeniyle atfedilen  وَاَطْهَرُۜ ’nun ism-i tafdil kalıbında gelmesi mübalağa ifade etmiştir.

اَزْكٰى - اَطْهَرُ  kelimeleri arasında tefennün ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُ  [Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir.] Yani bu öğüdü tutmanız ve zarar vermeyi, zorluk çıkarmayı terk etmeniz sizin için ayrılıktan daha iyi, şüpheden daha temiz bir seçenektir. Bir görüşe göre iki kelime aynı anlamdadır ve temizlik demektir. Bir tevcihe göre  زْكٰى  çoğalmak, طْهَارُة  temizlik anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

İki çeşit temizlikten birinin maddi, birinin manevi olduğu söylenmiştir. اَطْهَرُ  maddi, اَزْكٰى  ise manevi temizliktir.

 

 وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lafza-ı celâl mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَعْلَمُ  cümlesi haberdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la makabline tezat sebebiyle atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَنْتُمْ  mübteda, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا تَعْلَمُونَ۟  cümlesi haberdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ  cümlesiyle  وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

يَعْلَمُ - لَا تَعْلَمُونَ۟  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Bu sanatlar sayesinde mana kalbe tam olarak yerleşir.

يَعْلَمُ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Ayetin birbirine atfedilmiş son iki cümlesi, mesel tarikinde tezyil olarak ıtnâb sanatıdır.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ  [Allah bilir] bunda ne gibi yararlar ve güzellikler olduğunu, ne gibi kurtuluş ve üstünlükler bulunduğunu Allah bilir,  اَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ  [siz bilemezsiniz.] çünkü siz bilgi bakımından eksiksiniz. Siz, kendi görüşünüzü ve reyinizi bir kenara bırakıp, Allah'ın emir ve yasaklarına tutunun. Yapacağınız ve terkedeceğiniz her işte buna dikkat edin. Allah, Kitab'ında tümüyle hayır ve doğru olan şeyi bize öğütlüyor. Aynı zamanda helakimize neden olabilecek her şeyden de bizi engelliyor. Akıl sahipleri, bunları öğüt kulağıyla dinleyecek olanlardır. Nitekim İmam Gazzalî de şöyle diyor: ”Öğüt vermek kolaydır. Zor olan şey, onu kabul etmektir. Çünkü o nasihat, heva ve hevesin zevklerine uyanlar için acı gelir." (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Bakara Sûresi 233. Ayet

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُـتِمَّ الرَّضَاعَةَۜ وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۜ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ اِلَّا وُسْعَهَاۚ لَا تُضَٓارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِه۪ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذٰلِكَۚ فَاِنْ اَرَادَا فِصَالاً عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَاۜ وَاِنْ اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُٓوا اَوْلَادَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِذَا سَلَّمْتُمْ مَٓا اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ  ٢٣٣


-Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالْوَالِدَاتُ ve anneler و ل د
2 يُرْضِعْنَ emzirirler ر ض ع
3 أَوْلَادَهُنَّ çocuklarını و ل د
4 حَوْلَيْنِ iki yıl ح و ل
5 كَامِلَيْنِ tam ك م ل
6 لِمَنْ kimse için
7 أَرَادَ isteyen ر و د
8 أَنْ
9 يُتِمَّ tamamlamak ت م م
10 الرَّضَاعَةَ emzirmeyi ر ض ع
11 وَعَلَى üzerinedir
12 الْمَوْلُودِ babanın و ل د
13 لَهُ (çocuk kendisine ait olan)
14 رِزْقُهُنَّ onların yiyecekleri ر ز ق
15 وَكِسْوَتُهُنَّ ve giyecekleri ك س و
16 بِالْمَعْرُوفِ uygun biçimde ع ر ف
17 لَا
18 تُكَلَّفُ yükümlü tutulmaz ك ل ف
19 نَفْسٌ hiç kimse ن ف س
20 إِلَّا başka
21 وُسْعَهَا gücünün yettiğinden و س ع
22 لَا
23 تُضَارَّ zarara sokulmasın ض ر ر
24 وَالِدَةٌ (ne) anne و ل د
25 بِوَلَدِهَا çocuğu yüzünden و ل د
26 وَلَا ve (ne de)
27 مَوْلُودٌ baba و ل د
28 لَهُ (çocuğun aidolduğu)
29 بِوَلَدِهِ çocuğu yüzünden و ل د
30 وَعَلَى ve üzerinde
31 الْوَارِثِ mirasçının و ر ث
32 مِثْلُ aynı (yükümlülük var)dır م ث ل
33 ذَٰلِكَ bunun
34 فَإِنْ eğer
35 أَرَادَا isterlerse ر و د
36 فِصَالًا sütten kesmek ف ص ل
37 عَنْ
38 تَرَاضٍ rızalarıyla ر ض و
39 مِنْهُمَا kendi aralarında
40 وَتَشَاوُرٍ ve danışarak ش و ر
41 فَلَا yoktur
42 جُنَاحَ günah ج ن ح
43 عَلَيْهِمَا kendilerine
44 وَإِنْ eğer
45 أَرَدْتُمْ isterseniz ر و د
46 أَنْ
47 تَسْتَرْضِعُوا (sütannesi tutup) emzirtmek ر ض ع
48 أَوْلَادَكُمْ çocuklarınızı و ل د
49 فَلَا yine yoktur
50 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
51 عَلَيْكُمْ üzerinize
52 إِذَا sonra
53 سَلَّمْتُمْ verdikten س ل م
54 مَا şeyi (ücreti)
55 اتَيْتُمْ verdiğiniz ا ت ي
56 بِالْمَعْرُوفِ güzelce ع ر ف
57 وَاتَّقُوا ve korkun و ق ي
58 اللَّهَ Allah’tan
59 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
60 أَنَّ şüphesiz
61 اللَّهَ Allah
62 بِمَا her şeyi
63 تَعْمَلُونَ yaptığınız ع م ل
64 بَصِيرٌ görmektedir ب ص ر

  Fisâlen (فصالا) kelimesinin kökü fasl olup aralarında boşluk oluşuncaya kadar iki şeyden birini diğerinden uzaklaştırmaktır (fasıl, fasıla, tafsilat, mufassal, mafsal, Faysal). Kur’ân’da kullanılan yevmul fasl (Saffat/21), hakkın batıldan ayrılacağı ve insanlar arasında hükmün verileceği gündür. Faysal, hak ile batılı birbirinden ayıran demektir. Fisal de çocukla sütün arasını kesmektir.

 

 

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُـتِمَّ الرَّضَاعَةَۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. الْوَالِدَاتُ  mübteda olup damme ile merfûdur. يُرْضِعْنَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يُرْضِعْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. اَوْلَادَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَوْلَيْنِ  zaman zarfı, mef’ûlün fih olup müsenna olduğu için nasb alameti ى 'dir. كَامِلَيْنِ kelimesi  حَوْلَيْنِ’ nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.  

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl, لِ  harfi ceriyle mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri; ذلك الحكم لمن (Bu hüküm o kişi içindir ki...) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası اَرَادَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اَرَادَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, اَرَادَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُتِمَّ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الرَّضَاعَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

يُرْضِعْنَ [Emzirirler] ifadesi kendisiyle emir kastedilmiş muzâri bir fiildir. “Emzirsinler” demektir. یَتَرَبَّصۡنَ  [Beklesinler] Bakara/234 ayetindeki gibidir. Geniş zaman anlamında kullanılmış olması da câizdir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

اَوْلَادَهُنَّ  [Çocuklarını] ; evlâd, erkek veya kız çocuğu anlamına gelen  وَلَدَ  kelimesinin çoğuludur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

حَوْلَيْنِ [İki sene]  kelimesi  حَوْلٍ  kelimesinin tesniyesidir. حَوَلاَنً  ve  تَحَوُّلَ  kökünden gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

كَامِلَيْنِ [Tam] ; tam iki sene demektir. كَامِلَيْنِ  ismi zarf olduğu için mansubdur. حَوْلٍ kelimesinin çoğulu  اَحْوَالِ ’ dir. Ayetin anlamı şöyledir: Boşanmış anneler çocuklarını emzirmeye babaların tutacağı yabancı süt annelerden daha fazla hak sahibidirler. Çünkü onlar çocuklarına karşı daha yumuşak davranırlar, şefkatlidirler. Çocukları da onlara daha alışkındırlar. يُرْضِعْنَ  [Emzirirler] ifadesi hakikaten gelecek zaman manasında anlaşılması halinde bunun meşru olduğunu ifade eden bir bildirim olur. Eğer emir şeklinde anlaşılırsa bu işin farz değil de mendup veya müstehap olduğunu anlatır. Çünkü bu onların hakkıdır, görevleri değildir. Babalarından başkasıyla evlenene kadar çocukları emzirme hakkı onlara aittir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْضِعْنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رضع ’ dir. 

اَرَادَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رود ‘dir. 

يُتِمَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  تمم  ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

كَامِلَيْنِ ; sülâsi mücerredi  كمل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۜ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ اِلَّا وُسْعَهَاۚ 


İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَلَى الْمَوْلُودِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. لَهُ  car mecruru ism-i mef’ûl  الْمَوْلُودِ ’ nin naib-i failidir. رِزْقُهُنَّ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كِسْوَتُهُنَّ  atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur. بِالْمَعْرُوفِ  car mecruru رِزْقُ  ve  كِسْوَتُ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُكَلَّفُ  damme üzere mebni meçhul muzari fiildir. نَفْسٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. وُسْعَهَا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَاۚ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsmi mef’ûlün fiil gibi amel şartları şunlardır: 1.Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2.Haber olmalıdır. 3.Sıfat olmalıdır.  4.Hal olmalıdır. 5.Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6.Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir.İsmi meful, türediği fiilin meçhulü gibi amel eder. Yani kendisinden sonra naibi fail alır. Ondan sonra gelenler de meful olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُكَلَّفُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كلف ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

مَوْلُودِ ; sülâsi mücerredi  ولد  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür. 

مَعْرُوفِ ; sülâsi mücerredi  عرف  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür. 

 

لَا تُضَٓارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِه۪ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذٰلِكَۚ

 


Fiil cümlesidir. لَا  nehy harfi olup, olumsuz emir manasındadır. تُضَٓارَّ  sükun ile meczum meçhul muzari fiildir. Şedde sebebiyle iki sakinin birleşmesinden dolayı fetha ile harekelendi.  وَالِدَةٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. بِوَلَدِ  car mecruru  تُضَٓارَّ  fiiline mütealliktir. بِ  sebebiyyedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  مَوْلُودٌ  öncesinde ona delalet eden mahzuf fiilin naib-i faili olup damme ile merfûdur. Takdiri; يضار (Zarara uğratılır) şeklindedir. 

لَهُ  car mecruru  مَوْلُودٌ ’ ün naib-i failidir. بِوَلَدِ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, يضار (Zarara uğratılır) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. عَلَى الْوَارِثِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِثْلُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. ذا  işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل  harfi buûd, yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir.  

تُضَٓارَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi ضرر ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)    

 

 فَاِنْ اَرَادَا فِصَالاً عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَاۜ


Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَادَا  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. فِصَالًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

عَنْ تَرَاضٍ  car mecruru  فِصَالًا ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; فصالا صادرا عن تراض (Razı olarak meydana gelen ayrılıkla) şeklindedir. مِنْهُمَا  car mecruru  تَرَاضٍ ’ ın mahzuf sıfatına mütealliktir. تَشَاوُرٍ  atıf harfi  وَ ’ la  تَرَاضٍ ’ e matuftur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَيْهِمَا  car mecruru  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرَادَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’ dir.

 

وَاِنْ اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُٓوا اَوْلَادَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِذَا سَلَّمْتُمْ مَٓا اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzariyi cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَدْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, اَرَدْتُمْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَسْتَرْضِعُٓوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَوْلَادَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup cevaba mütealliktir. Vukû bulma ihtimâli kesin olan durumlar için gelir. سَلَّمْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

سَلَّمْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتَيْتُمْ ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اٰتَيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. بِالْمَعْرُوفِ  car mecruru  سَلَّمْتُمْ  ‘deki falin mahzuf haline veya  سَلَّمْتُمْ  fiiline mütealliktir. 

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a)(إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b)(إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَدْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’ dir. 

اٰتَيْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ’ dir.

سَلَّمْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سلم ’ dir.

تَسْتَرْضِعُٓوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil, istif’âl babındadır. Sülâsîsi  رضع ’ dır. 

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.

 

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اتَّقُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim  cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl, بِ harfi ceriyle  بَص۪يرٌ ’ e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

بَص۪يرٌ  kelimesi  اَنَّ ‘ nin haberi olup damme ile merfûdur. 

اتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقى ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي  fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ

 

 وَ , istînafiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

الْوَالِدَاتُ - اَوْلَادَهُنَّ - يُرْضِعْنَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette, bu hüküm ifade edilirken  الْوَالِدَاتُ [valideler] ve  اَوْلَادَ [çocuklar] kelimelerinin kullanılması, anaların çocuklarına olan şefkatlerini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

الْوَالِدَاتُ  lafzındaki  ال , umum ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

يُرْضِعْنَ  [Emzirirler] ifadesi hakikaten gelecek zaman manasında anlaşılması halinde bunun meşru olduğunu ifade eden bir bildirim olur. Eğer emir şeklinde anlaşılırsa bu işin farz değil de mendup veya müstehap olduğunu anlatır. Çünkü bu onların hakkıdır, yoksa görevleri değildir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Burada özellikle anaların ve onlarla müşterek olarak babaların çocuklarına karşı yükümlülüklerine ilişkin hükümlerin beyanına başlanmaktadır. Emzirme emrinin ihbar üslubunda gelmesi (emzirmelidirler, yerine emzirirler, denmesi), bu emrin önemini daha kuvvetli bir şekilde ifade etmek içindir. Ayetteki emir, mendûbiyet (dinen tavsiyeye şayan güzellik) ifade eder. Ancak, çocuğun annesinden başkasının memesini kabul etmemesi, yahut süt anne bulunmaması, yahut babanın süt anne ücretini vermekten aciz olması hallerinde emir mecburiyet ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ  [Anneler çocuklarını emzirirler] emri mübalağa için haber tarzında verilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi’l Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 1490). Emzirsinler demektir. Manası nedb veya vücubdur. Bu da çocuk annesinden başkasını emmediği veya süt annesi olmadığı ya da babanın ücretle emzirtmekten aciz olduğu takdirdedir. الْوَالِدَاتُ (anneler) lafzı geneldir; boşanmışları da başkalarını da içine alır. Şöyle de denilmiştir: Boşanmış annelerdir, zira söz onlar hakkındadır. [tam iki yıl] sözünün ‘tam’ sıfatı ile tekit edilmesi, bu konuda gevşek davranıldığı içindir. لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ  [Emzirmeyi tamamlamak isteyen] ifadesi hükmün muhatabını göstermektedir. Ya da; يُرْضِعْنَ ' ye mütealliktir, çünkü baba nafaka ile olduğu gibi emzirtme ile mükelleftir, anne de onun adına emzirir. Bu da emzirme süresinin en uzun iki yıl olduğunu, iki yıldan sonra buna itibar edilmeyeceğini ve eksiltmesinin de caiz olduğunu gösterir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl ile Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb ve Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Tam iki yıl vasfı, emir ve hakiki manada değil, emzirmeyi tamamlamak isteyenleri teşvik içindir. (Âdil Ahmet Sâbir er Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 1492)

حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ  [tam iki yıl] şeklinde tekitli ifadenin kullanılması, bu iki yılın gerçek bir takdir olduğunu, halk arasındaki müsamahaya binaen takribi (yaklaşık) bir takdir olmadığını bildirmek içindir.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb -  Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

حَوْلَ , sene demektir. Değişim manasındaki ‘hal’ kelimesi bu kökten gelir. Saçma manasında kullanılan ‘muhal’ kelimesi çabuk değiştiği için anlaşılması zor demektir. حَوْلَ  sanki gelişimle ilgili ve sadece bu ayetlerde geçmiş bir kelimedir. حاَول ; çalışmak yani kendisini geliştirmeye, değiştirmeye çalışmak demektir.

Bu kelime Kur'an'da sadece bu ayette ve 240. ayette vefat eden erkeğin eşiyle alakalı olmak üzere iki yerde kullanılmıştır. 

Sene manasında iki kelime daha vardır.  عام ; ürün açısından çok verimli geçen yıl için kullanılmıştır.  سنة  kelimesi ise daha umumidir.

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ  cümlesinde emri uygulamaya teşvikte mübalağa ifa­de etmek için, daha önce geçen  الْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ (Boşanmış kadınlar beklerler) (Bakara/228) ayetinde olduğu gibi emir, muzari sıygasıyla gelmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Haberî isnad, asıl geliş sebebinden çıkıp da bu ayette olduğu gibi başka manalar ifade ettiği zaman hakiki mana ifade etmemiş olur. Bir kelamda hakiki mana murad edilmediği zaman mecaz olur. Bu manalar; haberin lazımı olduğu için, lüzumiyet alakası ile mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Mecaz-ı mürsel mürekkeb, haber cümlesinde olduğu gibi inşâ cümlesinde de olur.

Faide-i haber veya lazım-ı faide-i haber için gelmeyen cümle, yani muktezâ-i zâhirin hilafına gelen haberî isnad, mecaz-ı mürsel mürekkeb diye isimlendirilir ve alakası da lüzumiyet olur. Takrir (kabul ettirmek) veya taaccub (şaşmak) için gelen olumlu veya olumsuz istifham, tacîz (aciz bırakmak) veya irşad (doğruyu göstermek) gibi bir amaçla gelen emir gibi inşâ cümleleri de bu sınıfa girer.

 

لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُـتِمَّ الرَّضَاعَةَۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَنِ , başındaki harf-i cerle birlikte takdiri  ذلك الحكم (Bu hüküm )  olan mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Sılası olan  اَرَادَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107) 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki   يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ  cümlesi, masdar teviliyle  اَرَادَ  fiilinin mef’ûlu olarak nasb mahallindedir.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

يُرْضِعْنَ - الرَّضَاعَةَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 

وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۜ


Cümle, atıf harfi  وَ ‘ la istînâfa atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  عَلَى الْمَوْلُودِ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  رِزْقُهُنَّ , muahhar mübtedadır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  عَلَيْهِ , ihtimam için, amili olan  اَجْرٍ ‘e takdim edilmiştir.

وَكِسْوَتُهُنَّ , temasül nedeniyle  رِزْقُهُنَّ  ‘ye atfedilmiştir.

رِزْقُهُنَّ  ifadesinden sonra  كِسْوَتُهُنَّ ‘ nin zikri, hususun umuma atfı babında ıtnâbtır. Babanın yükümlülüğünün  رِزْقُهُنَّ  ve  كِسْوَتُهُنَّ  olarak açıklanması taksim sanatıdır.

رِزْقُهُنَّ - كِسْوَتُهُنَّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

بِالْمَعْرُوفِۜ  car-mecruru,  رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ  ‘den mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Baba için  وَالِدَ  denmemiş, daha dolaylı bir anlatım tercih edilmiştir. Bunun sebebi babada merhamet uyandırmaktır. 

وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ   [Çocuk sahibinin üzerinedir] yani çocuk kendi adına doğanın üzerinedir, çünkü çocuk onun adına doğar ve ona nispet edilir. İbarenin değiştirilip isim cümlesi haline getirilmesi emzirmeyi gerektiren manaya ve emzirme ücretinin babanın üzerine olduğuna işaret etmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t -Te’vîl)

Ayette  والد (baba) kelimesi yerine  له مولود (çocuk/bebek kendisine ait olan baba) ifadesi tercih edilerek bir hukuki metinde dört harfli doğrudan anlatım yerine yedi harfli dolaylı anlatım tercih edilerek çocuğun velayetinin ve bakım sorumluluğunun babaya ait olduğu gerçeği ek bir hüküm olarak vurgulanmış olmaktadır. Ayetin asıl odak noktası ise babaların çocuklarını emzirenlerin bakımını üstlenmek zorunda oldukları hükmüdür. (Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları / İsmail Bayer )

[Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur]  ayetinde de annelerin bakım ve nafakasının tespiti temel konu iken çocuğun nesebinin babaya ait olduğu zımnen ifade edilmiştir. (Kur’ân-I Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Hasan Uçar Doktora Tezi)

بِالْمَعْرُوفِۜ [Örfe uygun şekilde] ifadesinin tefsiri akabinde gelmektedir ki, o da ana babadan her birinin gücü dahilinde olmayan şeyle sorumlu tutulmamaları ve zarara uğratılmamalarıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l - Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

 

لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ اِلَّا وُسْعَهَاۚ

 

Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil cümleleri, anlamı zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Kasr üslubu ile cümle, olumlu ve olumsuz olmak olmak üzere iki anlam ifade etmektedir.

Nefy ve istisna harfiyle oluşan ve naib-i fail ve mef’ûl arasındaki kasr, cümleyi tekid etmiştir. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır. Naib-i fail olan  نَفْسٌ  maksûr (mevsuf), mef’ûl olan  وُسْعَهَا  maksûrun aleyhdir (sıfat). Her nefis sadece ve sadece, gücünün yettiğiyle mükelleftir.

Nefy ve istisna şeklindeki kasrlar, muhatabın kabul etmediği veya kuşku duyduğu konularda tercih edilir.

Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani, bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَفْسٌ  ’deki nekrelik, kıllet ve cins ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umuma işarettir. 

تُكَلَّفُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

وُسْعَهَا  ; kapasite, واۚسعَ ; geniş demektir. 

Bu kelimede istiare vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mekan için kullanılan وَاسِعُ , kapsamın umumu için müstear olmuştur. Gücün yetmesi, çok sayıda insanı içinde barındırabilecek geniş bir alana benzetilmiştir. 


لَا تُضَٓارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِه۪


İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

لَا مَوْلُودٌ , tezat nedeniyle naib-i fail olan  وَالِدَةٌ ‘e atfedilmiştir. Nehiy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekit içindir. 

بِوَلَدِه۪  car mecruru,  لَا تُضَٓارَّ  ‘ya müteallik olan  بِوَلَدِهَا ‘ya atfedilmiştir.

بِوَلَدِه۪  ve  بِوَلَدِهَا  kelimelerindeki  بِ  harfi sebebiyyedir. Âşûr, ilsak için olduğunu söylemiştir.

وَالِدَةٌ - وَلَدِهَا - مَوْلُودٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede ihtibak sanatı vardır.  لَا تُضَٓارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا  dedikten sonra sadece  لَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِه۪  lafzıyla yetinilmiş  لَا تُضَٓارَّ  hazfedilmiştir. 

İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân, II, 831) 

وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا  cümlesiyle  وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِه۪  ibareleri arasında mukabele sanatı vardır.

بِوَلَدِهَا - بِوَلَدِه۪  izafetleri şefkati teşvik amacıyla gelmiştir. Çünkü her biri diğerine çocukları sebebiyle zarar verebilir. Ana babanın şefkatini harekete geçirmek için izafet yapılmıştır. Kadın ya da erkek eşine zarar vermek istediği zaman o eş, çocuğa izafe edilerek zikredilince çocuğu sebebiyle merhamet duyabilir ve zarar vermekten vazgeçebilir. İzafetin gelmesi için buna benzer birçok sebep olabilir. Bunlar siyaktan ve hal karînesinden anlaşılabilir.

‘’Herhangi bir anne, çocuğu bahane etmek suretiyle babaya zarar vermeye kalkışmasın!’’ demektir. Aynı şekilde baba da, anneye zarar verecek bir tutum izlemesin. Çocuğun her ikisine birden izafesi, iki tarafın da çocuk için şefkatli davranmalarından ileri gelir. Çünkü çocuk, ikisine de yabancı değildir. Ayrıca her iki taraf da çocuğun gelişmesinde ve yetişmesinde beraber olmaları konusunda uyarılmışlardır. Bu bakımdan bunların çocukları sebebiyle zarara uğramaları doğru olmadığı gibi, çocuğun bunlar sebebiyle zarar görmesi de doğru olamaz.

وَلَدِ [çocuk] kelimesinin  وَلَدِهَا  şeklinde ana babaya izafe edilmesi, onların şefkatlerini çocukları üzerine çekmek ve çocukları yararına fedakârlıklardan kaçınmamalarını sağlamak içindir. Bununla beraber ebeveyn, çocuk sebebiyle başkasına zarar vermemeli ve kendileri de çocuk yüzünden zarara uğratılmamalıdır.

Bu cümle, "Annelerin yiyecek ve giyeceklerini örfe uygun olarak sağlamak görevi çocuğun babasına aittir." cümlesi üzerine atıftır. Bu iki cümle arasındakiler ara cümle olup sebep veya açıklamadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذٰلِكَۚ 

 

Cümle   وَ ‘la,  على المولود له رزقهنّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  عَلَى الْوَارِثِ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مِثْلُ ذٰلِكَ , muahhar mübtedadır. 

Müsnedün ileyh izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.

Cümlede müsnedün ileyhe  ذٰلِكَۚ  ile işaret edilmesi, müsnedün ileyhe tazim ifade eder. İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebesinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile emir ve yasaklara işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Buradaki  الْوَارِثِ  lafzındaki  ال , muzâftan ivazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذٰلِكَ  [Mirasçıya düşen de bunun aynıdır.] Yani babasının olmaması halinde çocuğun velisine düşen görev de, tıpkı babanın yükümlü bulunduklarının aynıdır. Bu mirasçılar yakınlarından biridir. Bunlar da kadının nafakasını, giyeceğini ve emzirme ücretini karşılamakla yükümlüdürler. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l- Ezhân Min Rûhu-l Beyân)


فَاِنْ اَرَادَا فِصَالاً عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَاۜ


Şart üslubunda gelen terkip  فَ  ile ayetin başındaki  وَٱلۡوَ ٰ⁠لِدَ ٰ⁠تُ یُرۡضِعۡنَ أَوۡلَـٰدَهُنَّ حَوۡلَیۡنِ كَامِلَیۡنِۖ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.

Şart cümlesi  اَرَادَا فِصَالاً عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

عَنْ تَرَاضٍ  car mecruru  فِصَالًا ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; فصالا صادرا عن تراض (Razı olarak meydana gelen ayrılıkla) şeklindedir. مِنْهُمَا  car mecruru ise  تَرَاضٍ ’ ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatların hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَتَشَاوُرٍ , car-mecruru  عَنْ تَرَاضٍ ‘e atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezayüftür.

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا  şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلَيْهِمَا’ nin müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

تَرَاضٍ - وَتَشَاوُرٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

تَرَاضٍ - وَتَشَاوُرٍ - فِصَالاً  kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

[Eğer (karı-koca) karşılıklı rıza ile] ikisinin kabullenmesinden sâdır olacak şekilde [çocuğu memeden kesmek isterlerse,] iki yılı artırsalar da eksiltseler de, bu hususta [ikisine de vebal yoktur.] Bu, emzirme süresini iki yılla sınırlamanın ardından gelen bir genişletmedir. Denildi ki, bu iki yılın nihaî sınırı hakkında olup, bu sınır aşılamaz. Her ikisinin karşılıklı anlaşması sadece sütten kesme ve danışma hususunda dikkate alınmıştır. Babaya zaten söz yoktur..Anneye gelince; çocuğu yetiştirmeye daha çok hak sahibidir ve çocuğun halini en iyi o bilir. فَاِنْ اَرَادَ  [eğer baba isterse] şeklinde de okunmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

Bu konuda ana babanın her ikisinin de muvafakat ve rızası şart koşulmuştur. Çünkü kadın tek başına yetkili kılınmış olsaydı, emzirmekten usandığı ahvalde vaktinden önce çocuğu memeden kesip ona zarar verebilirdi. Baba da tek başına yetkili kılınmış olsaydı, kadının ücretini vermekte cimrilik ederek bunu yapabilirdi. Bundan dolayı her ikisinin aralarında görüşerek, çocuğun gelişme ve sağlığının buna müsait olduğunu tespit ederek ve nihayet çocuğun memeden kesilebilecek duruma geldiğine ve hatta memeden kesilmesinin çocuğun yararına olacağına kanaat getirerek buna karar vermeleri şart kılınmıştır. İşte bütün bunlardan sonra ebeveynin, çocuğu memeden kesmelerinde ikisi içinde bir vebal yoktur. Bu konuda ana ve babanın yanlış bir kararda ittifak etmeleri ise pek az vuku bulur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 


وَاِنْ اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُٓوا اَوْلَادَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ

 

Şart üslubunda gelen terkip makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Bu cümlede, gaib sıygadan muhatab sıygasına iltifat sanatı vardır.

وَ  atıf,  اِنْ  şartiyyedir. 

Şart üslubundaki terkipte  اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُٓوا اَوْلَادَكُمْ  cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَسْتَرْضِعُٓوا اَوْلَادَكُمْ  cümlesi, masdar teviliyle  اَرَدْتُمْ  fiilinin mef’ûlu olarak nasb mahallindedir.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ  şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ ’ün müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

اَنْ تَسْتَرْضِعُٓوا اَوْلَادَكُمْ  [Çocuklarınıza süt emzirtmek isterseniz.] Burada hazif yoluyla i'câz vardır. Takdiri şöyledir: أن تسترضعوا المراد لاولادكم  [ Ço­cuklarınıza emzirecek süt annesi tutmak isterseniz.] Burada aynı zamanda gaipten muhataba dönüş vardır. Zira bu cümle muhatap cümlesi olduğu hal­de önceki  فَاِنْ اَرَادَا فِصَالًا  cümlesi gaip sıygasıyla gelmiştir. Bu iltifat sanatının faydası ise çocuklara karşı babalarının duygularını tahrik etmektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir - Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1495) 

فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ  [Yine size hiçbir vebal yoktur.] cümlesinde de erkeklere has hitap zamiri kullanılmıştır. Bunlardan anlaşılıyor ki baba, çocuk için daha yararlı olduğu takdirde çocuğu bir süt anneye verebilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 

[Çocuklarınızı [(sütanne tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde…] Ey babalar, eğer isterseniz bunu yapabilirsiniz. Bunun baba ve annelere ve emzirtmeye ihtiyaç duyan ve bunu arzulayan herkese birlikte hitap olması da mümkündür. اِسْتَرْضِع  süt anneden bebeği emzirmesini istemektir. Çünkü استفعال  babının  س  harfi talep ve istek bildirir. Bu durum, annenin veya babaların çocuğa süt temin etmekte âciz kalması halinde olur. Nitekim Hak Teâlâ başka bir ayette [Eğer anlaşamazsanız / zorluk çekerseniz çocuğu başka kadın emzirecektir.] (Talâk 65/6) buyurmuştur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

اِذَا سَلَّمْتُمْ مَٓا اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte, şart cümlesi olan  سَلَّمْتُمْ مَٓا اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ , müstakbel şart manalı zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  ‘nın sıla cümlesi olan  اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.

Şartın takdiri, فلا جناح عليكم (Artık size günah yoktur.) olan cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî kelamdır. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

بِالْمَعْرُوفِۜ , mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

بِالْمَعْرُوفِ  ifadesi Kur’an-ı Kerîm’de 19 yerde geçmiştir. Hepsi Allah’ın koyduğu hüküm ile alakalıdır. BAKARA/240. ayette (Kocası ölmüş kadının evde bir yıl kalması ile ilgili bir ayet)  من معروف  şeklinde geçmiştir. Bu şekildeki bir kullanım da sadece o ayette vardır. 

الْمَعْرُوفِۜ - فَلَا - جُنَاحَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ٱلرَّضَاعَةَۚ - تَسۡتَرۡضِعُوۤا۟ - یُرۡضِعۡنَ  ve  أَرَادَا - أَرَدتُّمۡ - أَرَادَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِذَا سَلَّمْتُمْ مَٓا اٰتَيْتُمْ [verdiğiniz ücretlerini getirip teslim ettiğiniz takdirde..] ifadesi, bu konuda mendup olanı, en uygun ve tavsiyeye şayan olan şekli anlatır. Başka bir deyişle kadınların ücretlerini önceden teslim etmek, sıhhat ve cevaz şartı değildir. Ancak süt annelerin ücretleri peşin ve elden teslim edildiği takdirde çocuklarla ilgilenmeleri daha candan olur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Teslim etme (ödeme), emzirmenin caiz ve sahih olabilmesinin şartı değildir. Bu sadece en uygun olanı yapmaya bir teşviktir. Bundan murad şudur: Emziren süt anneye, gönlünün hoş olması ve böylece bunun da çocuğun durumunun daha iyi olmasına bir sebep ve çocuğun menfaatleri hususunda en ihtiyatlı yol olması için, ücret peşin verilmelidir. Sonra Cenab-ı Hak ayeti bir sakındırma ile bitirerek, "Allah'tan korkun ve bilin ki, şüphesiz Allah ne yaparsanız hakkıyla görendir" buyurmuştur.

 

 وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ


Cümle, atıf harfi  وَ ‘la  لَا تُضَٓارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nehîy üslubundan emir üslubuna iltifat sanatı vardır.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Bu cümle korkutma kastıyla gelmiş tezyîl cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan  مَا  başındaki  بِ  harf-i ceriyle birlikte  بَص۪يرٌ ’e mütealliktir. Sılası olan  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِمَا تَعْمَلُونَ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  بَص۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَعْمَلُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

اعْلَمُٓوا - تَعْمَلُونَ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بَص۪يرٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu vasfın müsnedün ileyhin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret eder.

Sıfat-ı müşebbehe; benzeyen sıfat demektir. Faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. 

Bu sözden maksat, bu yapılanların karşılığını sevap ve ceza olarak vereceğini bildirmek ve tehdit etmektir. Bu yüzden lazım melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Bu cümlede özellikle ism-i celilin kullanılması mehabeti artırmak içindir. Bu ilahî ifadede isyankâr kullar için apaçık bir tehdit de vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli ’s - Selîm)

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ  [Ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı görmektedir.]  Dolayısıyla buna göre sizi ya cezalandırır veya mükâfat verir. Hiç kuşkusuz bu, Allah tarafından büyük bir azar ve tehdit ifadesidir.(İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Günün Mesajı
Bu sayfada boşanma hükümleri anlatılmıştır. Boşanma durumunda ne kadın ne de erkek zarar görmemelidir. Bu hükümlerle birlikte takvalı olmak emredilmiştir ki insanlar birbirine eziyet etmesinler. 
Boşanmadan zarar görmemesi için çocukların emzirilmesiyle alakalı meseleler de burada anlatılmıştır. Allah teala çocukların iki yıl emzirilmesini tavsiye etmiştir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Allah, kullarına her türlü zulmü yasaklamıştır. Kimsenin kimseye sırf keyfi istiyor ve gücü yetiyor diye zulmetmeye hakkı yoktur. Herhangi bir alanda, biraz gücü olanın nefsine hoş gelir. Zayıf tarafa zorla gücünü göstermek ve haddini bildirmek.

Evlilik denince, çoğunlukla erkeklerin hakları konuşulmakta ve anlatılmaktadır. Öyle ki kadının hakları, toplumun gözünde yutulmaktadır. Kadın bile bir başka kadını değerlendirirken, kadın olarak sahip olduğu haklarını unutacak hale gelmektedir.

Evlenen her kulun görevidir: kadının ve erkeğin haklarını ve sorumluluklarını öğrenmek. Peygamber Efendimiz (sav)’in evlilik içindeki hallerini örnek almak. Haklarına sahip çıkmak, sorumluluklarını yerine getirmek. Evlenecek olan evladına öğretmek. Ve boşanınca da bitecek olan haklarını hatırlatmak. Öğrenmek ve öğrendiklerini dualarla kalplerimize tek tek işlemek. Ki davranışlarımıza, sözlerimize ve daha sonra toplumumuza yansısın.

Allahım! Bizleri affet! Emir ve yasaklarının hepsinin kıymetini bilerek en güzel şekilde öğrenenlerden ve uygulayanlardan olmamızda yardımcımız ol. Kadına ve erkeğe verdiğin haklara ve ikisi arasında sağladığın dengeye hamd olsun. Verilen her hakka ve her sorumluluğa, eşit değerde sahip çıkanlardan ve yeni nesiller için örnek yaşayanlardan olmamızı nasip et.

Allahım! Bizleri ve sevdiklerimizi zulmün her çeşidinden muhafaza buyur. Ne zalimlerden, ne de mazlumlardan ve ne de zalimin zulmüne göz yumanlardan olalım. Bir sebepten dolayı üstün olmak, aslında o üstünlüğü nasıl kullanacağının imtihanıdır. Sahip olduğun haklar, aslında o hakları nasıl değerlendireceğinin imtihanıdır. İşin sırrı, bunu idrak edebilmektedir.

Allah yar ve yardımcımız olsun. İmtihanlarımızdan alnımızın akıyla çıkmamızı nasip etsin.

 

***

 

İnsanın yanılgılarından bir yanılgı vardır. Elinin altındakilerinin hakiki sahibi olduğunu sanar. Bu zan ile de tedbirden ve çabadan öteye koşarak bütün değişkenleri kontrol etmeye çalışır. Hayatının sonunda ise hiçbir şeye tam anlamıyla sahip olmadığını idrak eder. Hakiki melik Allah’tır.

Belki de dünya ve içindeki geçici nimetler, dikenli tel gibidir. Ne kadar sıkı tutulursa, giderken o kadar parçalar. Hafif tutulursa bıraktığı çiziklerin çoğunluğu yüzeysel olur ve zamanla iyileşir. Bu detay önemlidir çünkü dünyalık her şey bitmeye ve gitmeye mahkumdur. Sadece Allah bâkidir.

İnsanın tuhaflıklarından bir tuhaflık vardır. Kendisinin ve geçici olarak elinin altından akan nimetlerin sahibi olan Allah’a sığınmak yerine dünyalıklara sarılarak teselli bulmaya çalışır. Şu nimetle daha mutlu olur(d)um der. Halbuki nefsi hep aç kalacaktır. Doymak ancak Allah’tandır. 

Ey geçici ve kalıcı olanı yaratan Allahım! Geçici dünyanın, geçici hallerine kapılıp kaybolmaktan ve geçici heveslere saplanıp kalmaktan Sana sığınırız. Bizi hakikatin peşinden gidenlerden ve kalıcı olan için çalışanlardan eyle. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji